Aumakua
Urban Shaman / 15 Ocak 2017

“Sizin öz varlığınız en yüce öğretmendir. Dıştaki öğretmen yalnızca bir kilometre taşıdır. Sizinle birlikte hedefe yürüyecek olan ancak içteki öğretmendir; çünkü o hedefin ta kendisidir.” de ilk ve en sevdiğim öğretmenlerimden Maharaj Bazı literatürlerde Yüksek Benlik adıyla yer bulan içimizdeki öğretmen, ebeveyn, ruhun temsilcisi Hawaii şamanlığında Aumakua adını almıştır ve bilincimizin Kane bölümünde ikamet eder. Korkunun kökeni acı beklentisidir. Yaratıcı imgelemin şimdiki ya da geçmiş zamandan bir noktayı alıp geleceğe projekte etmesi neticesinde kurmaca bir acı deneyimi oluşturmaktır. Temelinde acı beklentisi vardır. Hatta bu beklentinin daha evvel yaşanmış olması bile gerekmiyor, öğrenilmiş olması bile yeterlidir. Korku asla şu an’ın malı değildir. Geleceğe dair kurgulanmıştır ancak sorun şu ki, Ku(beden hafızası) doğal yapısı gereği bunu bilmez. (Ku’da özne-zaman yok), dolayısıyla zihnimize giren her şey geçerli ve şimdi eylemidir, bedeni negatif stres döngüsüne sokar. *

Güç Modelleri

“Kuantum fiziği bizi, uzay ve zaman anlayışımızı değiştirmeye çağırır, fakat böyle bir değişikliğin her birimizin kişiliğinin merkezine yönelik olduğunu kabul etmek zorundayız.” Der D.Zohar “Önce, en düşük bilinç olan, ama çok güçlü olan şey hakkında konuşalım. Düşük bilincin inanılmaz güç taşıdığını, yüksek bilincin de inanılmaz güç taşıdığını anlayın. Ama, düşük veya yüksek onun etki gücünün ölçüsü değildir, daha çok sadece titreşimin ölçüsüdür. Bunu frekans ile karıştırmayın, çünkü bunun teknolojisi lineer değildir. Modellemede görülen şey düşüncenin titreşimidir ve nereye gidebileceği veya nereye gidemeyeceğidir ya da nasıl kısıtladığı veya genişlettiğidir. Güç veya kuvvet çok derindir. Bunu zaten biliyorsunuz. Nefretin gücü kötülüğü ve korkuyu yaratır ve çok kuvvetlidir. Korkunun gücü, eğer dikkatli olmazlarsa ulusları köleleştirebilir. Geçmişten bunun gücünü biliyorsunuz. Bunun gelecek olan enstrumanda yaratacağı spesifik modeli, o özelliğe sahip olan bir bireyle onu ölçmeyi konuşalım. Düşük bilinç son derece basit ve temel modeller yaratır. Bu modeller kuvvetli bir çember yaratır veya yayar – diğer yüksek titreşimlere bir engel oluşturmak için bir araya gelen enerji akışı. Bu, bireyin veya bireyin yarattığı bilincin enerjisinin etrafında bir çember olarak görünür. Çember desenli bir hapishaneye veya tekrarlanmayan temel bir fraktala benzer. Kendi içinde kendini taşır ve model kendi çemberinin dışındaki hiçbirşeyin farkında olmaz. Kuvvet, onun o kadar…

Duygusal Direnç
Urban Shaman / 14 Mart 2016

Direnç (hawaicesi KU’e), anlamı AYRI DURMAKtır. Naturel direnç ikinci prensip KALA gereği amaçlı limitasyonların doğal belirtisidir. Örneğin dayandığınız duvarın sizi taşıması, gösterdiği direnç sebebiyle olur. Hawaii şamanlığında, korku ve öfke duygusal dirençten kaynaklanır. Naturel öfke, enerjiyi ani bir durum değişikliğine odaklama niyeti olarak, bir uyarı ya da doğrudan aksiyon olarak ortaya çıkar. Naturel olmayan öfke ise hafızadaki bir şeyi tekrar tekrar canlandırmakla oluşur. Şu andaki bir kişi ya da olayla ilgisi olmayan, bir hatıradan beslenerek “devamlı öfke” halinde bedenle oynar ve çoğu hastalığın sebebidir. Nerede bir şişme, enfeksiyon, ateş, iltihap, ağrı veya tümör varsa en büyük olasılık öfke kökenidir. Korkunun Kökeni, acı beklentisidir, yaratıcı imgelemin, şimdiki ya da geçmiş zamandan bir noktayı alıp geleceğe projekte etmesi neticesinde kurmaca bir acı deneyimi oluşturmaktadır. Korku asla şu anın malı değildir! Sadece geleceğe dairdir ve problem KU’nun bunu bilmemesidir. Zihnimize koyduğumuz her şey, KU için geçerli ve şimdi eylemidir ve bedeni negatif stres döngüsüne sokar. **Not: İnsanların olduğu gibi ülkelerin, gezegenimizin de aynı mekanizmaya tabi olduğunu biliyoruz. Bundan yola çıkarak ülkemizin bedeninin negatif stres döngüsüne sokulmak istendiğini tahmin etmek güç değil. Çare; bildiğimiz tüm yollarla, gevşeme-salıverme işlemine girişmek ve yine kendi bildiğimizce bağışlama battaniyesine (örneğin Ho’oponopono gibi) bürünmektir. *– blokaj. Bedeninde bir sürü…

Aydınlanma Korkusu :)
esinti , YENİ DÜNYA / 28 Mart 2014

AYDINLANMA konusunun kendisi çok korkutucu hatirlandigi icin (asagida Kryon’dan bi alintida rastlayinca çok şaşirdim) AYDINLANMANIN lafina sarilir insanlar, buna da yeni çağda aydinlanma şehveti diyebiliriz kısaca. Yirmi yol önce bi sevgili yoldasim şöyle demisti: “aman sibel dur ne acelemiz var, hele şu nimetin (yaşam deneyimleri) tadini cikaralim biraz, nasilsa zaman izafi, nereye yetisiyoruz” Her daim hoş bi gülumseme oturur dudaklarima, gecen yillara bakarim, filmimizi nasil yönettigimize, bunca yilin yuzde kacinda farkinda kalabildigimize, insan olma filmi gercekten muhtesem. Muhtesem Gatsby’den daha muhtesem. Bakin bu korku nereden geliyormus: Sevgili varlıklar, şimdi bu salonda bulunanların en az yarısını istila eden en büyük korkudan söz edeceğim. Bu gizli bir korkudur ve çoğu kişi onun farkında değildir. Ancak bu konuya girmeden önce sizi bir yolculuğa çıkarmak, buzul devrinin öncesindeki bir zamana götürmek istiyorum. Büyük bir aydınlanma kentine götürüyor ve içine gireceğimiz yapıyı görmenizi istiyorum, birçoğunuza bu yer tanıdık gelecektir! Çift kuleli bir yapıdır bu, ama sivri kulelerden biri yere, diğeri göğe dönüktür. Asıl faal olan bölümü ise kulelerin arasında orta noktada yer alan küresel bir odadır. Gerek kuleler, gerekse küresel oda yere sağlam ayaklarla bağlanmış vaziyettedir. Bu yapı kutsal bir çalışma yeri, yenilenme ve gençleşme tapınağıdır. Burada insanlar üç yıllık bir tazelenme devresi için işlemden geçerler….

Ebeveyn Baskısı
esinti / 10 Ekim 2013

Gerçekte kusur ya da ideal tanımlaması sadece insanlar tanımladığı için var ancak insanın hem kendi doğasından gelen özellikleri var hem de evreleri. Bu evreler belli bir spiral dairesinde ( hem tek tek insanlar hem ülkeler için)tekrar edip durur, insanın bunların farkında olması anlamında büyük ve dayanışmalı bir çaba gerekiyor. Toplum ya yerleşik kural ve ananelere ya uyarsın ya da seni deli ilan ederim diyor ya, biz de tolteklerden denetimli delilik kavramını öğrendik. Ve bu özetle; bi rolü sanki gerçekmiş gibi ama aslında numaradan oynamaktır. Çok başarılı bi aktör ya da aktris olmak gibi Bu da muazzam bi denetim ve kararlılık gerektiriyor ve öyle zıppadanak bi kararla olamıyor, belki bazıları doğuştan böyle yetenekler getirdikleri için daha kolay adapte olabilirler:) Matrak bi  örnek vermem gerekirse, hani bi gün Adamus konuşmasında “hadi aydınlanmış biri gibi yürüyün, bi deneyin demişti de ben de çarşıda aklıma gelip bi deneyeyim demiştim! Çok ama çok komikti. Bu tür ciddiyetinize yaraşmayan uygulamaları sıklaştırmak lazım belki. Toplum baskısı önce ailede başlayıp sonra tüm kurumlarca devam ettiriliyor. Şimdi eskiye oranla çok şey değişti gibi görünse de televizyonun hayata girmesiyle anne babaların çoğu kötekten vaz geçti fakat yöntem değiştirip aynı niyeti devam ettiriyorlar. Zaten Türkiyenin şu anda nasıl idare edildiğini, her…

Hastalık Nedir?
Rüya/Psikoloji , Urban Shaman , YENİ DÜNYA / 27 Aralık 2012

Genelleştirecek olursak, hastalığın potansiyel olarak yaşamı ve farkındalığı farklılaştırıp yenilemesi “beklenen” yeni dağıtıcı enerjilerin ve enformasyonel morfik alanlara “nüfuz etmesine” gösterilen direncin sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Bireyin onları algılama ve anlama kapasitesini aştıklarında ve yeni bir düzene o ana kadar hiç entegre olamadıklarında var olan denge sistemini bozarlar. Bunu da hastalık olarak adlandırırız. Böylelikle hastalık, yaşam oyununun kendi özel entelektimizin, yazgımızın ya da bireyleşme sürecinin parçası olarak talep ettiği yeni temaların şu ya da bu şekilde işlendiği bir “sahne”dir.(Dr. Whitmont) Mükemmel bir açıklama.. Hastalıklara oldukça şamanik bir açıdan bakabilen bilimsel bir bakış için,sizi konuya yaklaştırabilecek en iyi kitap İyileşmenin Simyası kitabıdır diyebilirim, baskısı tükenmiş olsa da ikinci ellerden yahut pdf. sunumlardan bulmanızı öneririm:Tıklayınız Sonuç olarak kimi hastalığın dışta, kimi de içte oluşmasına izin veriyor demektir. Hastalık yalnızca akışa direncimiz, kendimiz sandığımız sınırlı sorumlu egomuza sıkıca yapışmamızla ilgili, yeni olana -bilinmezliğinden dolayı- yol vermek istemiyor oluşumuz bence aşılamayacak bi durum değil, bunu tedricen hepimiz hayatımızda yapmaktayız, özellikle 1999’dan beri ve 2009 dan sonra daha da hızlanan bir süreçte direnmeyi azaltıyoruz. 🙂 Korkumuzu aşmayı Başarıyoruz. Yeni’yi engellemek mümkün değil gibi görünüyor ancak her yeni, her bir kişisel rüya gibi, bunların her birine dönüşmek yorucu belki de imkansız olduğundan, bünyemiz direnç göstererek (içte hastalık, dışta…

Kergek Buldi
esinti / 09 Nisan 2012

“Lamalar yalnızca ölümle ilgili şeylerden söz ederken, şamanlar yaşamla ilgili şeylerden söz eder.” (adı bilinmeyen bi Moğol) Altay kabilelerinde “öldü” anlamına şu deyim kullanılırdı: kergek buldi! Yani “gerekenle buluştu” “Ölmek eşittir uyumak” Tatar deyişi Altay dillerinde KUT: Hayati güç, ruh. Aynı zamanda kut; çadırın tepe açıklığından içeri düşen jelatinimsi bir madde! Kut, bir insandan fiziken ölmeden önce de çıkıp gidebilirmiş. Zaten onun boşalttığı yere hastalık dolarmış. Bundan sonra bi şeyleri kutlarken onun ruhlu olmasını dileyen atalarımızı hatırlayacağım galiba. “Çarptığın kimseyi büyütmüyorsun… Birisine baskı yaptığın vakit, büyük tanrım, o büyüyemiyor.”  Kitab’ı Dede Korkut İlginçtir Altay inanışlarında hastalığa ve ölüme yaklaşım çok farklı. Örneğiin birisi hastalandığında onun çadırının ya da evinin önüne bir işaret konuluyor ve ona bakacak bir kişi tayin ediliyor, bunun dışındaki herkesin hastayla ilişki kurması yasaklanmış. Aynı şekilde ölenin de hemen eşyaları evi yakılıyor ve onun isminin anılması yasaklanıyor. Şimdi bunun o kültürde hastalıktan ve ölümden korkulduğu nefret edildiğine yormak isteyen sosyolog antropologlar var. Fakat tersine düşünenler de var. Ölünün ismi o hayat boyunca kirlenmiş diye düşünüyorlar, kir=bilgi ve bunun temizlenmeye ihtiyacı var. Ayrıca ölenin bünyesinden ayrılan ruh/kut, adı anıldıkça ve düşünüldükçe gideceği her nereyse oraya gidemiyor ve yaşayanların çevresinde mahkum kalıyormuş! Bu durum halen yaşayanların şimdi ve hayata…

Sibel A.Hayatımın esansı

BAK’ a sibelA’in işlevi soruldu. Resmedecek kişinin rolünün bana söylenmemesi istendi. 24.10.2011 Ekimde yaptığım bu resim oyunu ile BAK seansında gördüğünüz gibi oldukça cesur bir soru yönelttim. Cevabın ne çıkacağıyla ilgili hiç tasalanmadım. Her BAK modere edişimdeki kadar boş ve BİLMİYORdum. Ortaya çıkan bu tablo (ki şimdiye kadar yaptıklarımın en zoru oldu, çünkü gece başlamıştım, yoruluncaya kadar devam ettim bitmedi, yatıp uyudum. Sabah uyanınca yeniden başına geçtim. Çünkü vizyon zaten bi anda belirmişti ancak benim onu anlayıp resmedecek aracım (bedenlerim) bunu ancak saatlerce süren bi çalışmayla bitirebildi. Sonuç ilk anda beni şaşırttı. Resimde beni en irkilten tavuk benzeri o şeyin ayaklarıydı. Bu ayakları her daim aynen kırmızı AY gibi irkiltici bulurdum. Ve bu simgenin en eski mitlerden gelen kaos olduğunu internetten bulduğumda şaşkınlığım iyice arttı. Bazı şeyler anlamıştım ancak itirafa, yüzeye çıkarmaya hazır değildim. Bunu Ekimden beri çekmecemde tuttum. Galiba bugün gerçekten bişeyler anlamaya başladım. İşte Sibel A. olarak geçmiş hayatımın özetle esansı: Sa, dünyaya gerçekten bakmaya başladığı yaşlarda (yedi yaşından itibaren; çünkü öncesi nasıl bakılacağının öğrenildiği daha ana karnında olan süreçtir. Çocuk dünyaya güya gelmiştir ama esas olarak halen anasındadır-ya da ona kim bakıyorsa- onun malıdır. Şu anda sebeplerini anlatmaya gerek görmediğim -çünkü sebepler vasıtadır sadece- bir durumla karşılaştı…

Duygusal hissizlik mi?
Rüya/Psikoloji / 14 Mayıs 2010

Duygusal hissizlik mi diye başlık verdim ama aslında ne olduğuna dair bir fikrim yok, sadece meraktayım.  Anlamaya çalıştığım şey ise, sürekli korku ve dehşet filmleri izleyen kişilerin (yakın arkadaşlarım da var) bunu neden yaptıkları ile ilgili 🙂 Ben bu tür fillmlerin bi tek sahnesine bile bakamadığım gibi, herhangi bir filmin içinde geçen tek sahnelik dehşet anları dahi beni nerdeyse hasta ediyor. Aşırı empati mi kuruyorum acaba diye düşünüyorum. Kendimi, arkadaşlarımın bana telkin ettiği gibi “bak sibel bu sahne gerçek değil orada şu anda elli kişi var set ekibi, bunu düşün” diye uyarıyorum ve fakat pek faydasını göremiyorum çünkü öylesine olayın içine çekilmiş oluyorum ki, o duygudan çıkabilmem için en az yarım saate  ihtiyacım oluyor. Annem ben daha küçükten beri, konsantrasyon gücümün normalin çok üstünde olduğunu söylerdi (bir öğretmen olarak kendince bir kıstası vardı herhalde). Ayrıca ben de birçok tuhaflıklar tespit etmiştim,örneğin bir maç sırasında standyumda oturup sınava hazırlanabilirdim. Karar verince hiç bişey konsantrasyonumu bozmazdı. Belki bu sebepten o filmi izlemeye başladıysam bi kere, onun “içine” dalıyorum galiba! Tabi bunlar benim durumum, aslında karşı kıyıda olup da kendilerini filmin içeriğinden kurtarabilen (ya da zaten hiç giremediği için mi dozu artıran) kişilerin duygu ve fikirlerini gerçekten merak ediyorum. Belki lütfedip bu konuda…