Okyanusları köprü olarak kullanmak

Lemurya ve Atlantis zamanından bu yana maceraperestler, okyanusları köprü olarak kullanarak Amerika kıtasına hem doğudan hem de batıdan ulaşabilmenin mümkün olduğunu kanıtlamışlardır. Norveçli kaşif Heyerdahl’ın balsa ağacından son derece ilkel şartlarda-metal kullanmadan yapmış olduğu ve adına Kon Tiki dediği salla bu tür yolculukları yapabildiğini biliyoruz (1947 yılında beş arkadaşıyla yaptığı bu 3600 millik yolculuğu yine aynı isimli Kon-Tiki kitabı ve filminde anlatılmıştır) Mikronezya’da bulunan M.Ö. 60000 yılların ait sal örnekleri o dönemlerde insanların uzak mesafelere gitmekten korkmadıklarını göstermektedir. Yıldızlardan, balinalardan ve rüzgarlar ile okyanus akıntılarından aldıkları destekle Lemuryalılar, istedikleri her yere gidebilmişlerdir. Adaları batan ve yaşamlarına devam edebilmek için yeni yer arayışına giren Atlantisliler uzun yolcular sonunda Yucatan Yarımadasına gittiklerinde orada Mu ve Og’dan insanların yaşamakta olduğunu gördüler. Lemurya ve Güney Amerikalı insanlar oldukça yardımsever, şefkatli ve ruhsal açıdan üstün özellikler taşıdıklarından aralarında hiç bir sorun yaşanmadı. Hatta zaman içinde Atlantis’ten gelenler ile Mu ve Og halkı evlilikler yoluyla birbirleriyle iyice kaynaştılar, böylece oldukça ileri medeniyete sahip olduğunu bildiğimiz Maya’ların kurucuları ortaya çıktı. (Shirley Andrews’den özetleyen sa)

Köprü Yapın preshamanlar
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 10 Haziran 2015

Günaydın sevgili preshamanlar, ekte paylaştığım makaleyi dikkatli bir biçimde okuyup, hatta belki benim gibi bi kaç kez farklı zamanlarda okuyup, gezgin şamanın yolunda öğrendiğiniz bilgilerle ilişkilendirmenizi rica ediyorum. Bu bizim için zevkli bir köprü kurmaca oyunu olsun. (doğru/yanlış cevap yok. Kuantum fiziği bilmiyorum filan da demeyin, sadece köprü yapın) Yazıdan minik bir alıntı: “Klasik olasılıktan farklı olarak kuantum teorisinde, olasılığın yanında bu olasılığa karşılık gelen ve varlık halinde bulunan bir nesne yoktur. Var olan tek şey olasılıktır. İşte bu ilginç gerçek, kafaları karıştıran ve kuantum mekaniğini çok tuhaf bir teori haline getiren meselelerden biridir. “Bir elektrona bakmadığınız sürece onun ne yaptığını bilemezsiniz” şeklinde ifadeler duymuşsunuzdur. “Ne var bunda?… Bana bakmadığınız sürece benim de ne yaptığımı asla bilemezsiniz” diye düşünebilirsiniz. Ancak dikkat ederseniz, klasik olasılıkta, kutuları açıp bakmasanız dahi hediye halen fiziksel bir nesne halinde vardır ve kutulardan birinin içindedir demiştik. Fakat kuantum dünyasında, açıp ölçüm yapmak suretiyle tespit etmediğiniz sürece, kutulardan birinde bir elektron yoktur. Çünkü kuantum mekaniğinde, parçacıkların klasik anlamda konum veya momentum gibi kesinlik barındıran özellikleri yoktur. Bunun yerine, konumu veya momentumu tespit etmeye kalktığınızda, hangi olasılıkla hangi sonuçları elde edeceğinizin bilgisini barındıran olasılıklar bütünü veya teknik tabiriyle “kuantum olasılık dalgası” vardır.” Makalenin tümü –Kuantum Olasılık Neden Farklıdır?– için…

Kapı Nedir?
esinti / 11 Ekim 2012

Hem içe hem dışa doğru açılır bazı kapılar.Örneğin hastane lokanta servis kapıları, eski barların kapıları gibi. Neden diye soruyorum ve cevabı basitmiş, elin meşgulse, tokmağı kullanamayacaksan diye. Üstelik bunlar kilitsizdir. Zzzıttt içerdesin… Zzzıttt dışardasın. Şimdilerde döner kapılar oda. Dön baba dönelim. Aynı cebe birkaçımız girelim, çıkalım. içerdeki hava kaçmasın, enerji ziyan olmasın, alışveriş torbaları bol olsun, eller meşgul olsun vs filan vs. -kayıt dışı-Döner kapılar MODA olacaktı, oda olmuş. Tuşlara basan parmak uçlarımı uyarıyorum, bana diyorlar ki; “M” nedir?-kayıt dışı- Kapı Nedir? Kapı, isimler arası geçiş sağlayan mekanizmadır. Eğer kapı olmasaydı mazallah isimlerin birbiriyle ilişkisi kesilirdi, öylesine kesilirdi ki, onların her biri uzayın boşluğunda sonsuzca -gibi- süzülen atıklar olurdu. Öyleyse Köprü nedir? Köprü, eylemler-karşıtlar arası geçiş mekanizmaları. Kapıya göre daha maliyetli olurlar haliyle. Aslında her ikisi de bi ARA’da gibi görünüyorlar, hakikaten böylesi büyük bir fark var mı aralarında? -kayıt dışı-Bi dakka, hem sen ne demeye güzelim devasa ağaçları yok ediyorsun, şırıl şırıl akan dereleri kurutuyorsun da ondan sonra  içerinin ısısı dışarıya kaçmayacakmış! Sana ne benim elimin meşguliyetinden, düpedüz sersemlik bu. -kayıt dışı- Yani benzerlik de var, fark da var. İkisinin de “K” harfi ile başlaması tesadüf mü? “K” Nedir? -kayıt dışı- Bügün her şey bi saçmalık! Zaman durdu galiba…

BİR KÖPRÜDEKİ İNSANLAR
Felsefe ve Kuantum / 03 Şubat 2012

Garip bir gezegen, garip insanlarıyla. Zaman teslim olur, ama tanımazlar. Protestolarını ifade etmenin yolunu bulur, Resimler yaparlar, bunun gibi mesela: İlk bakışta özel bir şey yok. Su görürsün Bir sahil görürsün. Akıntıya karşı zorlukla giden bir tekne görürsün. Suyun üstünde bir köprü ve üstünde insanlar görürsün. İnsanlar görünür şekilde adımlarını sıklaştırır, çünkü demin başlamıştır bir yağmur kara bir buluttan aşağıya kamçılarcasına. Mesele şu ki arkasından hiçbir şey olmaz. Bulut ne biçimini ne rengini değiştirir. Yağmur ne yoğunlaşır, ne durur. Tekne hareketsizce süzülür. Köprüdeki insanlar biraz önce bulundukları yere koşarlar. Burada araya sokuşturmadan olmayacak: bu hiç de öyle masum bir resim değil. Burada durdurulmuştur zaman. Yasaları çiğnenmiştir. Gelişen olaylara etkisi engellenmiştir. Hakaretle defedilmiştir. Bir âsinin sayesinde, belirli birinin, Hiroşige Utagava diye (nasıl olmuşsa, aslında uzun zaman önce hayli usulünce aramızdan göç etmiş bir yaratık) zaman tökezleyip düştü. Belki de önemsiz bir kapristi, birkaç galaksiyi örten uçuğun biriydi, ama belki şunları da eklemeli: Buralarda uygun görülür bu küçük resme büyük itibar göstermek, hayranlıkla bakıp çağdan çağa heyecanla titremek. Bazıları için bu yeterli değil. Boşanan yağmuru bile işitirler, boyunlara ve omuzlara düşen serin damlaları duyarlar, köprüye ve insanlara bakarlar, sanki orada kendilerini görmüşçesine hep aynı hiç bitirilmeyen koşuda ebediyen yol alınacak sonsuz bir…

Yine Köprü ve belki kıyamet
esinti / 02 Şubat 2012

Senden önce köprünle tanıştık Deli Dumrul. (Murathan Mungan) EmineY:Nasıl bir içsel süreç yaşadı ki acaba böyle dedi ? ZeynepM: ben konuyu bilmiyorum ama şu an hissettiğim şu köprüyü görüp köprü olarak kulanana köprü bedava..köprüden geçemeyene köprü daha pahalı.. :)) SibelA:Haklısın Zeyno. Köprüden geçip parayı ödeyen bi değiş tokuş yapmış oluyor hiç olmazsa. Köprüden geçmeyip para ödeyenin (çünkü Dumrul döve döve alıyo parayı) durumu daha pahalı! Emineciğim “köprü” kavramı dehşet bişeydir aslında, sadece Mungan değil hepimiz o dediğin içsel süreçleri bir ucundan yaşamışızdır. Belki duyguyu kavrama transfer edememişizdir 🙂 EmineY: Hatırlarsanız BAK seansında 1 den 2 ye geçiliyordu . Köprü böyle doğmuştu .Dumrulun halt etmesiydi . İşi yokuşa zora sokma çabasıydı .Sonra 3 ve en son 4 e gitmişti mesele . Dede Korkut da biraz işi hafifleterek anlatmıştı. Oysa ne acılar ve kıyımlar yaşanmıştı süreçte . Masala esas olan mesele dişi bilincin evrimi midir ? yoksa Tanrı yı kabul etme midir ? yada eril bilincin parçalara bölünmesi midir ? tamda hala adını koyamadığım bir süreçtir bu. seninde dediğin gibi hala kavrama tevil edemedim ..sanıyorum arketipik bir eşik tarifi .. SibelA: Her Mesel her okuyana başka bi noktadan vurur, biricikliğimiz düşünüldüğünde bu da herhalde gayet normaldir. Mungan ve Ben de Köprü kavramı…

İletişim kurma ihtiyacı

Eğer herhangi bir yolla iletişim kurma ihtiyacımız varsa hala bu dünya ile işimiz bitmemiştir. Sebep her ne olursa olsun. Aç ya da susuz günlerce hatta havasız birkaç dakika idare edebiliyoruz. Dediklerine göre iletişim tam olarak kesildiğinde biz de tam olarak ölürmüşüz :))) Teknoloji, bize her geçen gün  daha kolay iletişim kurmanın yollarını sunuyor; ama bazıları bunun insanları kontrol etmenin bir yolu olduğunu söylüyor. Her şey kullanım amacınıza göre anlam kazanıyor. Birçok insan gerçekten tükenmişliğin sınırında. İş yok, gençler boş geziyor, geleceğe dair beklentileri neredeyse sıfırlanmış. Küresel ısınma her yeni gün yeni felaketlerin kapıda olabileceğini fısıldıyor. Dünyada ve Türkiyede eşitsizlik var, savaşlar, açlık, vurduymazlık, açgözlülük kol geziyor. Şartlar sıkıştırıyor. İnsanların içi şişmiş vaziyette. Aslında bu dış göstergeler, bizatihi insanların iç tıkanmışlığının, öfke ve yenilgi duygularının kabı taşıracak duruma gelmesi ile oluşuyor. İnsanlar aşk yaşamak istiyor. Sorumlulukları, ekonomik yetersizliklerin zulmü altında bu en masum isteği bile bastırmak durumunda kalıyorlar. Sevgiyi paylaşamama, cinselliğin yozlaşması, kitleleri, onu yaşamak yerine üç beş kişinin televizyon macerasını seyretme çaresizliği içinde bırakıyor. İnsanlara yatırım yapmak gerekiyor. Her insana bir terapist gerekiyor. Terapistler de insan. Bu durumda ümitsiz bir vaka bu. Bu kadar çok insanın aynı anda depresyon içinde olduğunu daha önce hiç görmemiştim. Henüz mucizelerden ümit kesmemiş olanlar…

Bilmek isteyen!
esinti / 20 Ekim 2011

“Bilmek isteyen” ve “Teslim olmak isteyen” yönlerimiz her an iş başında ve her an kavga halindeler. İkili büyüme spiralinin gereği galiba bunlar. Bilmek isteyen yanımızı harekete geçiren “şüphe” dir. Bu sebeple din ve türevleri onu şeytan ilan ettiler. Peki şüphe dışında bir başka tetikleyicisi yok mudur “Bilmek isteyenin”? Sorum baki kalsın, bir tali yola gireyim; spiralin bu iki yönü, eril ve dişil olarak bilinir. Teslim olmak isteyen dişil yöndür. Ve işin ironisi, o bilinmek ister! O halde biz bunu neden dualitik yaşıyoruz? Neden bi kavga var sanıyoruz? ** Galiba gerçekten bilmeyi isteyenin tetikçisi meraktır. Oldukça saf ve çocukça, bilmeme halinin aydınlatılması için içten gelen dürtüdür merak. ** Az önce son derece yaratıcı bir reklam sloganı duydum, diyor k: “açsan sen değilsin” 🙂 süper… Tabi bu durum fiziksel, duygusal, mental vs tüm vechelerimiz için geçerli. “karanlıkta insan olmak zor” diye bi şiirim vardı, onu anımsattı bana 🙂 Açlık, çoğu kez akıl mekanizmasının pas geçilmesine sebep oluyor. Örneğin cinsel açlık çeken biri rahatlıkla “bana bişey olmaz” davranışı içinde oluyor. Burada sanırım ana fikir akıl mekanizmasının saf dışı kalmasıdır. Ancak bunun belki iyi tarafı da akla uygun olduğu halde alışkanlık çukuruna düşmüş şeylerin bünyede yarattığı bozunuma tersten bi tokat çakması denebilir! ** Bi…