Tam olmak nedir?
esinti / 12 Şubat 2012

Yazının öncesi için tıklayınız Tam olmanın koşulu narsizm ile karıştırılarak insanın içine korku salınmış. Oysa çok basit bi şey; “kendinin ve her kişinin, benzersiz biricik mükemmel olduğunu bilmektir. İnanmak değil, bilmek. Tam olan, kendini ve başka (sanılan) şeylerin mükemmelliğini bilip aşkla sevdiğinden, gördüklerini hiç bir beklenti olmaksızın söyleyebilir. Daha öncleri bizi bundan men eden şeyler vardı, sevilmemek onaylanmamak, toplum dışı addedilmek vs gibi. Bütün bunlar yarımlıktan kaynaklı şeyler. Örneğin alınganlık durumunu ele alalım, insan neden alınır? HA: kendini önemsediğinden..biri bana sen aptalsın dediğinde, eğer bende aptal olduğuma dair bir anlaşma da varsa, yaram kaşınmış acıtılmış demektir..aslında bana aptal denilmesi değildir canımı yakan, eğer ben kendime dair bu fikre sahip olmasaydım, başkasının aptal lafını duymayacaktım bile..daha doğrusu onun bu lafının sadece kendisiyle alakalı olduğunu bilecektim.. sa: Mükemmel açıkladın. Yaradılışın bi noktasına kadar insan zaten mükemmeldi, onu yaşayandı. Fakat mükemmel olduğunun bilincinde değildi. Bunu bilmek için aynalar devreye girdi. Ve tüm o gerilimli çağlar çağlar boyunca yaşandı. Şimdi Yaradılış, tek bir mükemmelden sınırsızca sayıda mükemmel peydahlama peşinde. O çok yaramaz bişey. Evrim…Sanırım yıldızlar (güneşler) böyle oluşuyordur. TE: Aptal oldugunu bilmekle bunun baskalari tarafindan ifade edilmesi arasinda fark vardir. Eger aptal oldugumuz baskalari tarafindan ifade ediliyorsa bu bizi rencide eder, cünkü biz aptal…

Kontrat Bitti Öyküsünden
Blog / 22 Şubat 2009

Boğazın karadenize bakan tepelerinde mütevazi, önü bahçeye açılan bir bekar evi. Kadın küçük altın rengi arabasını yolun kenarına  park eder. Apartmanın kapısından içeri girer, elinde mavi bir heybe çanta ve iki küçük poşet vardır. Sağa aşağı, bahçeye doğru dönerek inen demir merdivenden dikkatle iner. İçerisi görünmeyen sağdaki pencerelere bakarak kapıya ilerler. Aynı anda kapı açılır. Çoğu beyazlamış beyaz sakalları olan uzun boylu bir adam, beklediği belli olacak şekilde parlayan gözlerle kadına bakar. “Hoş geldiiiiiinnnn” “Hoşbulduk canım” Dostça muhabbetle sarılır bir süre öyle kalırlar. Kadının ellerindeki eşyalar öylece durmaktadır hala. Sonra ayakkabıları çıkarıp salona geçer sandalyelerin üzerine bırakır elindekileri. “Ne yapayım sana? Çay, kahve?” “Ahh kahve iyi olur, sıcak simit getirdim, kek de aldım.” Bir süre mutfağa girer çıkarlar, sonra adam çalışma masasına, her zamanki yere oturup bacaklarını masaya uzatır. Kadın küçük yeşil ahşap masaya yiyeceklerini koyar ve tabureye kurulur. İştahla yemeğe başlar. Bu arada havadan sudan, yolun giderek kısaldığından söz ederler. Kahveler biter, sigara izmaritlerinden küçük öbekler oluşur kültablasında. Hava kararmaktadır. “Başlayalım mı?” der adam “Evet” der kadın. Boşları toplar, kül tablalarını boşaltır, kendine ve arkadaşına birer büyük bardak su getirir. Kadın köşede, dipteki tek kişilik yatakla salonun girişi arasındaki yaklaşık on metrelik çaprazlama yolu ağır adımlarla arşınlamaya başlar. Adam…