Bebek Adımları ile güzel enerjiye
Felsefe ve Kuantum , Güzel Haberler / 17 Haziran 2019

12-19 aylık bebekleri bir oyun odasına alıp oyuncaklar filan koymuşlar ve habersizce videoya almışlar. Bebekler bir saatte ortalama 2400 adım atmışlar! Bu ortalama sekiz adet futbol sahası eder. Bu bazen 4000 adıma kadar da çıkıyormuş. Ben çok şaşırtıcı buldum 🙂 * Çoğu koku araştırmacısı koku alma duyumuzun yalnızca koku moleküllerinin burnumuzdaki reseptörlere uyumluluğu ile çalıştığını söylüyor. Ama Dr. Turin koku moleküllerinin titreşim ve salınımlarının etkili olduğunu düşünüyor – tünelleme olarak bilinen bir kuantum etkisi. Bu fikir elektronların burunlarımızdaki reseptörlerin bir yanlarından kaybolup diğer yanlarında belirdiğini ve bu işlem sırasında geride bir parça enerji bıraktığını söylüyor. PLoS One’da yayınlanan bir makaleye göre insanların titreşimleri farklı ama şekilleri aynı olan iki molekülü ayırt edebiliyorlar; yani molekül şekli koku almada etkili olan tek faktör değil. Araştırmacıları bu projeye çeken şey ise doğada bilmediğimiz ne kadar kuantum hilesi olabileceği. * aktör ve aktrislerin beyin faaliyetleri, rollerine odaklandıkları sırada değişiyor. Bundan önceleri de defalarca bahsetmiştik hatta olayı dünya sahnesindeki rollerimiz için de metaforik olarak çok kullandım. Burada bilimsel araştırmaı da varmış: * Görünüşü bile iç ısıtıcı, üstelik çölün süsü gibi, gayet şık Termal güneş enerjisi santralleri, güneşin enerjisini elektriğe dönüştürüyor. Burada elde edilen en büyük fayda, güneş ışınlarının bulunmadığı zamanlarda bile ısı depolama sistemlerinin bunların enerji sağlamasına…

Kokularla bitmeyen işimiz!

“Tavşanların yüz milyon koku alma siniri olduğu hesaplanmaktaydı. Burnunu durmadan kıpırdatıp durması boşuna değildi. O burun sürekli olarak dalgalanan bir aromatik fırtınanın uyarıları altındaydı.” Parfümün Dansı Aromatik Fırtına beynimde fırtınaya sebep oldu 🙂 Tavşanlar bu fırtınayı algılamakla kalıyorlar mı? yoksa bunu yaygınlaştırmak için çoğalıp durmaları bir mesaj mı? Her bir aroma yani belirli frekansta yayın yapan bi ŞEY, varlık alemi üzerinden kendilerini, bazen nazlı nazlı bazen bıçak gibi keskin veya bomba gibi sağır edici şekilde, ifade eden birer imza gibi görünüyor bana. Belki DNA mızın 4 ve 5. katmanları boyunca yayılan imza budur? * “Bir milyon kere daha yaşasan da ne fark eder ki? Hiç değilse bu seferkinin tadını çıkarabilirsin.” “Hayattan kaçmaya adanmış bir hayatta eksik olan bir taraf var” der Alobar Bunu şöyle açıklıyor; arzulardan arındığımızda nötrleşiriz evet bu sebeple acımız ve korkumuz da olmaz belki ama yaşıyor da olmayız bunda bir eksiklik var diyor 🙂 o da benim gibi pratik, şimdi yararına davranmaya ve zevk almaya inanıyor.Üstelik bunu yaparken saçmalama ve abartıyı kast etmediğini de ekliyor. * Arzu ettiği şeyi (ölümsüzlük) kaybedeceğini anladığında Alobar, birdenbire her şey değişmiş fırtına dinmişti, kurtulmuşlardı. O bunu şöyle açıkladı: Arzum eskisinden daha az değildi ama artık kendimi o arzuyla özdeşleştirmiyordum. Belki arzular bu…

Koku tattan önce gelir,
esinti , YENİ DÜNYA / 25 Mart 2014

Koku tattan önce gelir, tatsa mide ağrısından önce. sa Şimdi, yeşil sivri biberi alıyorsun, çok taze ve güzel GÖRÜNÜyor. İştahla ısırıyorsun, gerçekten güzel ve tatlı. üçüncü ısırmada bi koku gelip yalayıp geçiyor,acı biber kokusu! Bi daha ısırırsan ağzına acı tat geliyor. Devam edersen başına hoşuna gitmeyen şeyler gelmeye başlıyor. Sen bunlar konusunda şikayet edebilir veya tanrıdan geliyor diye kabul sunabilirsin, böylece sorumluluunu almayı istemeyebilirsin. Veya kokuyu ilk aldığında yönünü çevirir, kendine güvenmeyi, kendi tanrısallığını/üstatlığı takınmayı seçebilirsin. Metaforları da biberleri de seviyorum 🙂 * Turan Erdal Ama bir üstat “aci olsa da fark etmez” demeliydi diye düsünüyorum, cünkü onun icin aci-tatli kavrami duygusallik olmasi gerekir. Sibel Atasoy hahahahahaha üstatlık aptallık değil. Velakin başka bi amaç için bile bile denetimli delilik yapabilir tabi, bu da dışarıdan hiç anlaşılmaz; koku mu almıyor, kendine mi güvenmiyor yoksa denetimli delilik mi yapıyor Turan Erdal Tabii ki, eger “iyi” “kötü” diye tepki vermis olsaydi, degerlendirmis olacakti, o zaman da müdahale etmis olacakti Sibel Atasoy evet sadece saygıyla ve doğallıkla yolunu değiştirdi. Turan Erdal Bu nasil olurdu? Sibel Atasoy Şunu da belirteyim (kısıtlı görümle); insanların hepsi aslında üstat fakat bunu takınmayı bir takım sebeplerle erteleyebiliyorlar, bunların başında kontratları geliyor, AN/KAN/İZAN bütünlüklerinin çeşitli aşamalarda devam eden konratları.

Kısa kısa
esinti / 13 Mart 2012

İstediğiniz şeyi/nesneyi zihinde tuttuğunuz takdirde evren ona zaten sahip olduğunuzu çıkarsıyor olabilir. Biz zihindeki şeylere gerçek demiyoruz ama daha üst bi noktadan hepsi “gerçek”olarak algılanıyor olabilir. Gülen D Unutmak….Çok istediğini unutmak …Es kaza yaptığımda pat diye karşıma çıkıyor ve beni şaşkına çeviriyor .”Ah” diyorum “Evet ben bunu gerçekten istemştim bir ara, bir anlığına ama unutmuşım” Ne komik , ironik 🙂 Sibel Atasoy evet aynen. Zihinde evirip çevirmek yerine, bütünlüğümüzün ihtiyacına çekilenleri şaşkınlıkla seyretsek sanki daha sevinçli oluruz. ** Bişeyden kokusunu(esans) çıkardığınızda, dokusunun nasıl birdenbire ortadan kaybolduğunu anlamak için ressam şirine (iki bölüm) derinlemesine bakmak lazım. ** Beyindeki hücreler, kendi değerlendirmelerine göre bedeni korumaya çabalamaktadırlar. Milyarlarca yıllık geçmiş zaman bilgilerinden yararlanarak, kaçılması gereken durumlarda korku sinyali devreleri oluşturarak sahip oldukları bedeni güven altına almayı temel görev bilmektedir. Hücreselliğimizi ve onların bizleri nasıl sahiplendiklerini bilirsek, onlarla etkileşime geçerek, daha rahat ve huzurlu yaşanacak şekilde onların davranışlarında değişiklikler yapabiliriz.(Tıklayınız) ** Çömez yaraşıklı düşmanın edimleri sonucunda ya parçalanır gider ya da köklü bir değişime uğrar. cc

Sekse dair -3
esinti / 14 Aralık 2011

Konu başı için tıklayınız sa: Kimileri iki dakikada üç kap yemeği yer bitirir, kimi bi saatte bitiremez. Kimisi yemeğin ortasında doydum der, tabaklarda bi sürü yemek artar! Kimi son lokmayı bi türlü alamaz, doydum da doydum diye tutturur. Kimi önceden iki bardak su, bi bardak kola devirdiği için yemeğe yer kalmaz. Onlar tuvaletle yakın arkadaş olurlar. Kimi sofrayı toparlamaz, tüm bulaşıklığı ve üstüne üşüşen sinekleriyle o sofra saatlerce ortada kalır. Kimi daha çatalınızı kenara bırakamadan önünüzden tüm yemek kanıtlarını toplar. Kimi de durun yahu aceleniz ne bi keyif sigarası içelim der. Bütün bunlar seks için de geçerlidir. Kimileri yaw elde ne var bi bakalım diye dolapları açar malzemelere bakar,ne istediğine dair bedenini yoklar ve mevcut malzemeden en sevdiği lezzette yemeği pişirmeyi becerir. Kimileri öyle olmaz abi der, yemek programlarının müdavimi olur, falanca şefin, filanca ustanın programlarını seyreder de seyreder (oturduğu yerde zevk almaya uğraşır<) bi türlü mutfağa giremez. Kimileri bu işler bildiğiniz gibi değil tantirirk tantirik takılın der, kimileri de bununla ilgili ekstra uzuvlar satmaya çalışır,insan yerine robotler koyacak kadar ileri gider, hattabu malzemelerin en tutucu olduğu sanılan ülkelerde en iyi ciroyu yaptığına dair söylentiler dolaşmaktadır. Hayat o kadar basit ayrıntılarda gizli ki insan buna inanmak istemez çünkü işi karmaşıklaştırmak…

Sekse dair-1
esinti / 12 Aralık 2011

Şuralarda (Facebook) iki yıldır geziniyorum da kimsenin hangi yemeği ne için yediği,ya da yemediğine dair hiç bi beyan ve anlaşmazlık görmedim. Öyleyse seks hakkında neden bu kadar gizli açık anlaşmazlık var anlamış değilim.Aslında sorun nedir gerçekten de merak ediyorum. Günaydıınnnn frekanslar, güneş tam gözümün içine girdi şu an 🙂 ** Yiyecek (seçiminden, hazırlanışından,tüketiminden, hazmından boşaltımına kadar tüm süreçleri) ile seks arasındaki benzerlikler ve farklılar nelerdir. Bence öncelikle benzerliklerden başlayalım. Herkes aklına geleni söylesin. sa:Her ikisini de kadınlar seçip alılar ve eve getirirler, bazen de kocalarına sipariş ederler. (ben ucundan başlayayım dedim.) gk: İkisi de iştahla ilgili.İkisi de bastırılınca hastalıklar ortaya çıkıyor. sa: örneğin alış verişe açken gitmeyin diyor araştırmalar. Reklamlar da “açken sen sen değilsin” diyor. Astsolist tribi durumları da var. Peki yiyecekleri nerden nasıl alıyorsunuz, nasılseçiyosunuz, liste yapıyo musunuz önceden vs? bunlar çok önemli. Yemek pişirme aşamasına gelene kadar malzemelerin seçimi var, ben o kısmı daha çok önemsiyorum galiba. gk: Koku beyin diyorum:)))Koku beyin olmasa yediklerimizden zevk almazdık,karşı tarafın feromonlarının da farkında olamazdık.Burun cinsel bir organ:)))) sa: Bu güzel bi nokta (hatta süper), yani yiyecek seçiminde dikkate aldığın tek unsur bu mu? gk: Güzel kokması lazım.İştah koku ile ilişkili.Koku alamadığım durumlarda yemek yemeyi sevmiyorum.Saman gibi geliyor her şey:))) sa:…

Gizemini koruyan şeyler
esinti / 15 Ekim 2011

İnsanın koku derinliği koku alma yeteneğinde değil de, kokunun bağlantılarında ortaya çıkar. Birincisi, koku duyumuz, diğer dört duyumuzun aksine, doğrudan beynimiz üzerinden gerçekleşir. Yani, koku organımız olan olfaktör sinirler beynimizin ön parçasının doğrudan uzantılarıdır. Bir başka deyişle, kokuyu beynimizi kokuya daldırarak ve değdirerek alırız. Burnumuzu bir kokuya uzattığımızda beynimizi yakınlaştırmış oluruz. İkincisi, koku duyumuz beynimizin duygusal durum merkezi, hafıza, tat alma ve nörolojik dengeden sorumlu bölümüyle ilişkilidir. Koku duyusu konuşma merkeziyle ya da beynin bilinçli kısmıyla çok az ilişkili olduğu için, kokuyu ölçmekte, tanımlamakta, anlatmakta, ayırmakta hayli zorlanırız. (Tıklayınız önemlii) ** Gülmek bi ilaç evet, nefes gibi belki ondan bile öncelikli. Niye derseniz, güldüğünde vücudun özellikle göğüs bölgesine tazzikli nefes pompalanıyor, hüngürtülü ağlamalar da aynı işlevi (hatta fazlasıyla) yapar. Galiba insanları ağlatmak güldürmekten kolaydır o sebeple bildiğimiz insanlık oyunu bunun örnekleri ile dolu. Evet insanları güldürmek de mümkün, özellikle bu öyküdeki (Baubo-Tıklayınız) gibi bel altını gıdıklarsan. Eh hep demiyo muyuz, dünyadaki total nüfusun %70 inin sakral merkezi tanımlı diye! Hatırladınız mı şimdiiii? 🙂 ** Reddettiğin kendinden büyük bölümünü gördüğün bir aynadan (insan-olgu) nefret edersin. Kendinde olduğunu bilmediğin ancak olmasını arzu ettiğini gördüğün aynaya aşık olursun. Bunların hafifletilmiş halleriyle zaten çevrelisin, her yanında onlar var. Henüz hiç şüphelenmediğin yanlarını görebileceğin aynalarla…

Koku sezgiyle bağlantılı mı?
Rüya/Psikoloji / 20 Kasım 2010

Koku konusuna zaman zaman dönüyorum çünkü onun sezgi dediğimiz gerekçesi açıklanamayan bilişe olanak sağlayabileceğini sanıyorum. Belki %100 etki edeni değilse de yoğunluklu sebebi olabilir. Daha önceleri de değindiğim gibi koku alma kabiliyeti kadınlarda daha gelişmiş durumda , onların sezgi konusunda da daha iyi olduklarını gözlemleyen araştırmalar mevcut. Yani aralarında böyle bir paralellik var koku ve sezginin. Şimdi arasam belki bulabilirim, eski yıllarda günlüğüme not düştüğüm bazı önermelerim de vardı koku hakkında. Örneğin parfüm kullanmanın görünmeyen hedefinin “saklanmak” olabileceğini söylemiştim. Görünen sebep güzel kokmak ve bu sayede pozitif ilgi çekmek olsa da, geri planda -bilinçsiz biçimde- gerçek benliğin saklanmak istemesi yatıyor olabilir. Çünkü baskın bir koku ile karşıdakinin sezgisinde bir perdeleme oluşturuyor böylece onu beş duyuya mecbur bırakıyorsunuz. Olabilir mi? Bekleyip göreceğiz fakat bu konuda sezgilerimin yanlış çıkacağını pek de ummuyorum, burnum iyi koku alır :))) Aşağıda Dr Tarlacı’nın bir konuşmasından koku ile ilgili kısmı alıntıladım: Şimdi size, 2007 yılına ait yeni bir bilgiden bahsedeceğim. Koku çok ilginç bir şey, bazı insanlar mesela parfüm uzmanları ya da şarap uzmanları, 5000’e yakın kokuyu ayırabiliyorlar. Koku algılayıcıları tam iki kaşınızın arkasında 2-3 cm derinde yer alıyor ve orada yaklaşık 1000 tane koku algılayıcısı var. 1000 tane koku algılayıcısı nasıl oluyor da 5000 tane…

Koku deyip geçmeyin!
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 24 Nisan 2009

Koku gerçekten de içinde her an yaşadığımız mucizenin adı! Küçük yaştan beri dikkatimi çekerdi-gerçi herşey mucize gibiydi hayatta o zamanlar- zamanla hayatın işleyişinde, bu mucizevi yaşam oyununda tartışılmaz büyük bir öneme sahip olduğunu anladım. patrick süskind‘in Koku kitabını ilk gençlik yıllarında okuduğumda bir nevi onaylanma hissiyle dolmuş, günlerce etkisinden çıkamamıştım. O hızla yazarın bikaç kitabını daha okumuştum, gerçekten çarpıcı şeyler söylüyordu! Seslerin etkisinin de farkındaydım, hatta yine o zamanlar tekrar eden seslere bir dakikadan fazla dayanamıyordum. Bir keresinde Üniversite birinci sınıfta, büyük anfide derseyken polis günü sebebiyle çalan sirenler sebebiyle bayılmıştım! Sınıftan nasıl çıkarıldığımı filan hatırlamıyorum. Aslında bu bayılma refleksinin bize verilmiş en büyük lüks olduğunu düşünürüm. Büyük bir acı ya da çirkinlikle karşılaştığınızda oradan sıvışmak için harikulade bir yöntem 🙂 Orta yaşlara eriştiğimde (ki kişisel olarak baktığımda hala bebeklik devrim denebilir!) , Tom Robbins’in Parfümün Dansı ile tanıştım, iki kelimeyle; hayran oldum. Kitap beni büyülemişti, iki nedenle; birincisi zaten hassas olduğum koku macerasını işliyordu, ikincisi üstelik bunu hayran olduğum fantastik bir uslupla yapabilmişti. İki yazarı da başarılarından ötürü kıskançlık değilse de büyük bir özenme hissiyle kutluyorum. Bu kitapları ben yazabilmek isterdim ama  henüz bebektim! (Fowles’in Büyücü’sü, Palahniuk’un Dövüş Kulubü, Stanislaw Lem’in Solaris’i… Offf uzar gider bunlar… Hepsi de muhteşemdiler, ben…