İçsel Sessizlik Eşiği
Carlos Castaneda , esinti / 22 Nisan 2013

“İçsel sessizlik, büyücülükteki her şeyin doğduğu yerdir. Başka bir deeyişle, yaptıklarımızın hepsi buraya götürür bizi ve bu da devasa bi şey bizi SARSMADIKÇA göstermez kendini. Eski zaman Meksika şamanları bunun için sayısız tuhaf yöntemler icat etmişlerdi; çağlayanlara atlamak, bir ağacın en ü dalında baş aşağı asılı vaziyette geceler geçirmek -American Gods kitabında kahramanı bu yöntemle sessizleştirmişlerdi!- gibi, içsel sessizliği yakalamaka hepten ilgisiz görünen hareketlerdi bunlar.” DJ’nin açıklamasına göre içsel sessizlik çoğalıp biriken bi şeydi! Eski şamanlar, her bireyin zaman açısından farklı bir içsel sessizlik eşiği olduğunu keşfetmişlerdi; bu da içsel sessizliğin işlevsel  olabilmesi için her birimizin kendi özel eşiğimize ulaşabileceğimiz uzunlukta bir süre boyunca onu sürdürmemiz gerektiği anlamına geliyordu. Bazıları amaçlarına bir dakikalık sessizlik bazıları bir saatlik sessizlikle ulaşabiliyorlardı. Arzulanan sonuç, eski büyücülerin dünyayı durdurmak diye adlandırdıkları bi şeydir; çevremizde ne varsa tümünün daima oldukları şey olmaktan çıktığı andır bu. Büyücülerin insanın gerçek doğasına döndükleri an işte budur, eski büyücüler buna mutlak özgürlük adını verdiler. Bu, köle insanoğlunun, sınırlı imgelememize meydan okuyan algılama hünerleri göstermeye yetenekli, özgür varlığa dönüştüğü andır. Don Juan içsel sessizliği, yargıda gerçek bir duraklamaya götüren yol olduğuna beni temin etti; evrenden denetimsiz olarak yayılan duyusal verilerin duyular (duyular mı duygular mı emin değilim çeviriden) tarafından yorumlanmasının…

İkinci ses
Blog / 11 Şubat 2009

Tabi şimdi “ikinci” oldu o ses. Sanırım küçükken ben oydum, yani ilk sesti benim için. Tam olarak hangi tarihte ya da hangi olayla “ikinciliğe” kaydı bunu hatırlayamıyorum, sanırım ilk gençlik yıllarında ikinciliğini farketmeye başladım. Onun söylediklerini hemen kimseyle paylaşamayacağımı artık öğrenmiştim. Deli ya da tuhaf karşılanmanın menfaatime uymadığını da fark etmiştim. Ayrıca hangi nedenle olursa olsun o kadar göz önünde olmayı/farkedilmeyi de istemiyordum o zamanlar. Çevremde bi garip şeyler vardı, insanlar bana göre son derece gereksiz şeyler yapıyorlar, sürekli boş ve anlamsız tekrarlarla konuşuyorlardı, üstelik bunu onlara söyleyerek kızmalarını ya da beni aforoz etmelerini göze alacak durumda değildim. Böylece tamamiyle kendi iç dünyama gömüldüm. Deli gibi okurdum, düşünürdüm, ilişki mekanizmalarını çözmeye çabalardım, konuşamadığım için yazardım. Dıştan bakıldığında normal görünmek için çabalarım oldukça başarılı olmuştu, tam olarak normal denmese de biraz içe kapalı fakat sorumluluklarının bilincinde, başarılı sayılabilecek bir eğitim sürdüren, uyumlu ama asosyal bi kız imajı oluşturabildim. Yine de bunu başarabilmeyi anneme ve babama boçlu olduğumu şimdi görebiliyorum. Babam beni (hatta ikinci sesimi) gayet net olarak görebiliyordu, hep gördü ve beni saatlerce dinleyerek teşvik etti. Annem ise istese foyamı gözler önüne serebilecekken bunu yapmadı ve görmezden gelerek normal olma çabama katkıda bulunmuş oldu. Daha sonraları bu imaj benim pek de kontrolümde…

Kırılma Noktası
Carlos Castaneda / 26 Kasım 2008

Don Juan içsel sessizliğin birçok tanımını veriyor, düşüncelerin devreden çıkması, gündelik farkındalıktan ayrı bir düzey, derin bir sükunet durumu, algılamanın duyulara dayanmadığı bir durum, dünyayı durdurmak yani çevremizdeki şeylerin olduklarından farklı olması, algılama hünerleri göstermeye yetenekli olmak, evrende denetimsiz olarak bulunan duyusal verilerin duyularımız tarafından yorumlanmasının durduğu an ve mutlak özgürlük. Bütün bunlar bizi “büyücülükteki herşeyin doğduğu yer”e götürür. Ancak bunun olması için devasa bir şeyin bizi “sarsması” bununla beraber bir “kırılma noktasına” ulaşmak için alıştırmalar yapmamız gerektiğini, o zaman içsel sessizliğin yavaş-yavaş birikerek çoğaldığını anlatır. Bir gün don Juan ile birlikte Hermosillo’nun meydanında yürürken Castaneda çevresinin farkına farklı vardığını düşündüğü esnada don Juan “tanıdığım her büyücü eninde sonunda kırılma noktasına varır” dedi, bunun “bir sinir buhranı mı?” sorusuna karşılık don Juan kırılma noktasının bir sinir buhranı değil, yaşantıdaki sürekliliğin bir anda kırılması olduğunu, ve Castanedanın kırılma noktasının arkadaşlarını bırakması eylemi olduğunu söyler. Castanedanın bu olay için karşı çıkışı arkadaşlarının “dayanak noktası” olduğunu ve böyle bir şey yapmasının mümkün olmadığıdır. Don Juan da tam bunun için onları terketmesi gerektiğini ve bir büyücünün dayanak noktasının “sonsuzluk” olduğunu anlatır. Önerisi ise Castanedanın yaşadığı yeri terkedip berbat bir yere taşınması gerektiğini hatta odasının nasıl olacağını anlatır. Don Juan “Bir büyücü böyle bir yeri…