Cahilliğin panzehiri?
esinti , Urban Shaman , YENİ DÜNYA / 17 Eylül 2016

Bana göre cahillik, belirli bir zümreye ait değildir, tahsil durumu ile, zaman ve yer ile, cinsiyet ya da aklınıza gelebilecek her türlü sınıflamalara dayandırılarak belirlenemez. Nedir o halde cahillikten kasıt? Şüphesiz pek çok tanım getirilebilir fakat bana evvelden beri gelen ilk düşünce; “cahilliğin, etkili dinleme yapamama durumunun yarattığı hal” şeklinde olmuştur. Belki bu düşüncem nedeniyle “etkili dinleme” konusunu sık sık ele almışımdır 🙂 Şöyle geriye dönüp baktığımda yaşamımın büyük bir kısmı “etkili dinleme” bazlı uygulamaların öğretilip/öğrenilmesine adanmış, yani belki farkında bile olmadan etkili dinleme konusunda ustalaşmaya çalışmışım. Cümlenin başına dönersek demek ki kendimi cehaletten kurtarmaya çabalamışım, hem de Castaneda’nın tabiriyle can siperane olmuş bu çabalarım, ya ölüm ya cehaletten kurtulma! Kendime ve tüm frekans kardeşlerime şefkat duyuyorum 🙂 * “Bazı kişilerden duyuyorum; “Birdenbire uyandım ve görmeye başladım!”… Peki bu “Uyanmak da nedir?” diye sorulacak olursa cevabı şu: Uyanmak, insanların; “Görebiliyorum, dokunabiliyorum, tadabiliyorum, koklayabiliyorum, ah, o halde var demektir” dedikleri ‘5 Duyu Bilinci’nin, çok ötesine geçmeleri demektir. Daha başka bir deyişle, sonsuz bilinçlerinin çok daha derinliklerine ulaşabildikleri ve dünyayı algılama/gözlemleme noktalarının çok daha geliştiği ‘çok boyutlu bilinç’e ulaşmalarıdır…” Diyor David İcke. Buna katılıyorum zaten yıllardır bu konuları işliyoruz gündelik hayatımızda. İlave olarak eklemek istediğim bir şey var; İcke bu pasajda sanki…

Hastalık bataklığını kurutmak mümkün mü?
Urban Shaman , YENİ DÜNYA / 05 Eylül 2016

Biyofizikçi Alman doktor Fritz Albert Popp, bütün canlı hücrelerin ışık saçtığı ve ışığın kaynağının DNA olduğuna dair bir makale yayınlamıştı. Makaleye göre DNA birden çok frekans yayınlıyordu. Dr. Raymond Rife ise belli frekansları kullanarak virüs ve bakterilerin yok edilebildiğini bulmuştu. Nikola Tesla insan vücudunun yaydığı frekansları, dış frekanslardan yalıtabildiğimizde hastalıklara karşı büyük bir direnç geliştireceğimizi savunuyordu. İsveçli radyolog Bjorn Nordenstrom, bir tümörün içine bir elektrot yerleştirip doğru akım verildiğinde tümörün eridiğini test etmişti. Dr. Robert O. Becker ise “The Body Electric” adlı kitabında insan vücudunun elektriksel frekanslarını ortaya koydu. Araştırmalar her canlının bir frekansa sahip olduğunu ve dahası hepimizin çevremizdeki frekanslardan etkilendiğini gösteriyor. Amerikalı doktor Bruce Tainio insanların ve gıdaların biyofrekanslarını ölçmüştü. Buna göre sağlıklı bir insan vücudunun 62-68 MHz’lik bir frekans aralığı var. Hastalık ve rahatsızlıklar 58 MHz’de baş gösteriyor. Makalenin tamamını okumak için tıklayınız, önemli. Bu yöntemi 15 yıl önce kendi imal ettiği bir cihazla kullanan bir doktor arkadaşım vardı, bizzat şahitlik etmiştim mucizelere. Yani konuya eskiden beti vakıfım ancak bu makaledeki ifadelere bir ilavem var ki bu da hayati bir ekleme bence. Makaledeki döktorun ifadesiyle “batı tıbbı bataklığı kurutamıyor” ifadesi eksik kalıyor çünkü kendi önerdiği frekansı ayarlayan bu cihaz (scio) ve yöntemi de bataklığı KALICI manada kurutamıyor, iyileşmeler…

Şifa işlemi
Urban Shaman / 18 Ekim 2015

“Şifacılar gerçekte şifa vermezler.” Onların yaptığı şey, ‘bedene geçici olarak dengelenmiş niteliklere sahip olma izni’ vermektir. Enerji çalışması yapanlarınız neden söz ettiğimi bilirler. Şifacılar şifalandırmazlar, denge bulmayı kolaylaştırırlar… İŞİ YAPAN HASTANIN KENDİSİDİR… Der Kryon. Benzer söylemleri artık bir çok yerde görebiliyoruz, aşinayız değil mi? Şimdi bu katmanın bir altına bakalım pireshamanlar 🙂 Hastalık denilen şeyin kişinin kendini ifade yollarından biri hem de en acili olduğunu biliyoruz. O halde ister modern tıp ile isterse alternatif yollar, şifacılarca yaplan tüm dengeleme/şifalandırma teknikleri, çoğu kez o an için işe yarar, peki ya sonrası? Eğer hasta ismi verilen kişi kendini ifade edişinde bir değişiklik yapmadıysa, belirtilerin ya aynen ya da benzer şekilde geri dönmesi olağandır. Buradaki handikap hastanın kendini ifadesinin içeriğinden haberdar olmayışıdır. Mahir ellerde (3.farkındalık düzeyinde) bu ifadenin ne olduğu ortaya çıkarılırsa hasta muhtemelen onu değiştirmek istemez bile! Nasıl! İnsan hasta kalmak ister mi diyebiliriz ama inanın bana insanın her şeyden çok önemsediği şey “kendini ifade” edişini oluşturan inanç/kabuller bütünüdür ve bunu ölümü pahasına savunur, bilmeden yapar bunu ama iddia ediyorum ki bunu bilmesini sağlasanız bile çoğu kez onu değiştirmeyecektir. Hüzünlü bir insan olma paradoksudur bu. Yıllardır yaptığım (danışanlar ve kendi üzerimde) çalışmalar, kalıcı dengeli hal/sağlık konumunun ancak 3.farkındalık düzeyinde (hem hasta hem…

Şamanik Metotlar

“Şifacılar gerçekte şifa vermezler. Onların yaptığı şey, bedene geçici olarak dengelenmiş niteliklere sahip olma izni vermektir. Enerji çalışması yapanlarınız neden söz ettiğimi bilirler…Şifacılar şifalandırmazlar, denge bulmayı kolaylaştırırlar. İşi yapan hastanın kendisidir.” demiş Kryon Aynen böyle olur ancak bu zaten bilinen bişey ben burada sözcüğe dökülmemiş mesajı açmak istiyorum biraz; Söz konusu şifacı aracılığı ile alınan denge ve oluşan iyileşme hali kalıcı olmaz, tıpkı diğer modern tıp ve alternatif diğer tedavilerin işlevi gibi geçicidir. Neden? Cevap çok açık hepinizin bildiği gibi; Hastalık, bi sapma, kesip atılacak bi irin değildir, o bizzat onu taşıyanın “kendini ifade şekillerinden en önemlisidir”. Kişi ifade şeklinin ne olduğunu çoğu kez bilmez, içten ve dıştan söyleyerek düşünerek ve aktif olarak yaşayarak oluşturmaktadır o biricik ifadeyi ve eğer hastalık dediği şeyden memnun değilse önce bu ifadenin ne olduğu bulunmalı ve onu değiştirip değiştirmek istemediği kendisine sorulmalıdır. Muhtemelen çoğu hastalık sahibi onu değiştireceğine hasta kalmayı (bilinçli olarak da) tercih edebilir. Diyeceksiniz ki ama Sibel o zaman tüm hastalıklar psikolojinin uhdesine girer! Doğrudur da bugünkü haliyle psikolojinin bu konulara takılmadığı, derinleşemediği de malum. Öyleyse? Bu konuların uzmanları şamanlarmış, şimdiye kadar güvenilir kaynaklardan edindiğim tüm bilgiler açısından onların yöntemlerini (belki bu güne kadar yozlaşmış taraflarına rağmen) en bütünsel şifalanma metodu olduğunu…

Yaratıcılık ve OYUN

Oyun, merakın eğlenmek üzere yönlendirilişidir ve kişilerin yaratılarının başında bir ömür boyu bekçilik etmelerini yadsıyarak var olur. sa “Bir insan herhangi bir şey yaratmadığı zaman depresif olur. Endişe, vesvese içinde olur. Üzgün olur. Kafesin içinde tutsak kalmış bir hayvan gibi olur. Bu nedenle, ben sizden herhangi bir şey yaratmaya başlamanızı isteyeceğim. Herhangi bir şey, ne olursa” Diyordu Adamus, tamamen katılıyorum. Can sıkıntısı, yeni bir boyuta geçmek için alt yapı oluyor. Ve herhangi bi şey öğrenmek sonra onu uygulamak, herhangi YENİ bir şey yapmak alışkanlığın rutinini kırıyor. Tabi bunu denemek için sürprizlerden hoşlanıyor, şaşırmaktan besleniyor olmalısınız. Bu işlem çok boyutlu bir yapı bana göre. Yaratıma katkıda bulunmak için sonsuz potansiyelle çevriliyiz. Potansiyeller gözle görülemiyor, belki çok gizliden gizliye bir sezgi olabiliyor bazılarımızda örneğin benim gibi dalak otoritesi kullananlar (ki çok nadir) bu hissi bileceklerdir. Fakat potansiyelleri göremesek hatta sezemesek dahi oradadırlar ve ancak denemeye cesaret ettiğinizde ortaya çıkıyorlar. Eğer mükemmeliyetçi biriyseniz ve denediğiniz alanda bu arka plan yetisi aktif değilse hemen yeni ve başka bir deneyime atlayabilirsiniz ya da eğer mükemmeliyetçi bi yapınız yoksa ve  oyun ve eğlenmek gibi bakabiliyorsanız yaratımlarınıza -benim resim oyunları gibi- bu durumda evren tüm varlığını size açmış demektir, seç beğen al, yarat, oyna, sevin, şaşır, geç,…

Tuvalete çıkma eylemi
esinti , Felsefe ve Kuantum / 16 Temmuz 2012

Tuvalet süreçleri, kültürümüzde cici insanların gizlice yaptıkları ve üzerinde konuşmadıkları bişeydir. Ondan ancak argo kültürde bahsedilebilir. Oysa, yiyecek ve içecekler diye genelleştirerek geçiştirdiğimiz o şeylerin her biri bir cana ve işleve sahip olan – kızılderili deyimiyle- akrabalarımızdır. Biz akrabalarımızı yiyerek onları sistemimizden geçirir ve onlara yeni bir form vermek suretiyle bu şeylerin ilk sahibi dünyaya iade ederiz. Dünya kendi bilincini, insan üzerinden geliştiriyor. Nefes de bunun bir başka şeklidir. Doğrusu, bu değerli kılma işlevinden dolayı böbürlenmeyerek onu sadelilkle yapışımız ve hakkında konuşmayışımız büyük bir alçak gönüllülük. Oysa insanlar arasında yapılan değerlendirme işlevi olan seks hakkında bu denli alçak gönüllü olamıyoruz. 🙂 Elvan E Bana şu menkıbeyi hatırlattı yazdıklarınız 🙂 (Menkıbe yazının altında sunulmuştur) Hanife Altuntas oysa bebekler belli bi yaşa kadar tuvalet alışkanlıkları konusunda ne kadar da rahattırlar. ancak tam da o süreçte, bunun pis ve kötü, saklı tutulması gereken bişey olduğu öğretilir onlara..gerçi cinsellikle ilgili de aynı manipülasyon vardır ama, biri hayat boyu aynı baskılanmayla devam ederken, diğerinin belli bir noktadan sonra diğer uca geçmesi gerçekten enteresan:) Sibel Atasoy İkinize de teşekkürler, konu gerçekten de çok önemlidir ve sizler bunu açmaya başladınız. Elvan E Biz teşekkür ederiz,Nefese gereken saygıyı gösteremediğimizi de yazınızı okuyunca farkettim.. Hanife Altuntas argo söylemleri bi…

Özet çıkarmak
esinti / 12 Nisan 2012

Hani okullarda bi özet çıkarma işi vardır; falanca kitabı okuyun özetini çıkarın. Filanca konuyu okuyun özetini yazın şeklinde 🙂 Sizce bu neden yapılıyor? Bora Kasap Bir keresinde ortaokulda hoca bana demişti “Anlatamıyorsan bilmiyorsun demektir.” O sözü daha dün akşam bile düşündüm. Sık sık aklıma gelir hocanın o sözü. Nasıl olduysa aradan 15 sene geçti ve hâlâ bu söz kulaklarımda çınlıyor. Turan Erdal Anlayıp anlamadigimizi test edebilmemiz için onu başkaları için yazmaya calismamiz gerekir. Sibel Atasoy evet açıklamalarınız gereken anlamı sağladı ama ben her zamanki gibi biraz keskinleştireyim :)))) Özetlemek için kendi kelimelerinizi bulup kendi cümlelerinizi kurmak zorunda kalırsınız. Bu kendini özgün olarak ifade etmenin pratiiği, idmanıdır. Özetleme hayatidir. Aksi takdirde hayat boyu emanetçi kalırsınız 🙂 Harun U hiçbir şey okumadan ya da özetleme gereksinimi duymadan kendi kendine emanetçi kalınmayabilir mi? Sibel Atasoy Müziği kafanın içinde duyuyor olabilirsin ve başkalarının aktarıcısı emanetçi olmayı reddediyor olabilirsin fakat korkarım kendini dinletebilmeyi başaracak ifade yolunu bulmak zor olacaktır. İmkansız demiyorum fakat bu bir mucize olabilir 🙂 Oysa biz iletişim kurmak isteyen varlıklarız 🙂

Her Şekilde kendini ifade atölyesi
Eğitimler / 25 Ocak 2012

Sibel Atasoy ile ‘Yazarak Kendini İfade Atölyesi’ 02 Şubat Perşembe gününden itibaren her Perşembe 19:30-21:30 arası Tuva Sanat’ta… Bilgi için: http://tuvasanat.com/index.php/program-takvimi/yazarak-kendini-ifade-atolyesi/ İşler ciddileşti Galiba 🙂

Yazarak Kendini ifade Uygulaması
Duyuru , Eğitimler / 09 Ocak 2012

Yazamıyorum! Hiç kabiliyetim yok! Hayal gücüm çok kuvvetli, içimde paylaşmak için çok şey var ama nasıl yapılacağını bilmiyorum! Bir yazsam hayatım film olur, ama nasıl? Yoksa böyle diyenlerden misiniz? O halde henüz benimle tanışmadınız. İddialı bulmayın bu görüşümü çünkü tamamen yaşanmışlıklara dayanan bi çok örnekle desteklenen bir tespitti. O kadar çok insanın, öykücü, romancı, senarist olmasına, bundan da ötesi kendini rahatça ve güzel ifade etmesine vasıta oldum ki, bundan büyük bir sevinç duyuyorum. Her biri benim için ayrı bir onur/ sorumluluktur. Üstelik öyküler ilaçtır! Belki siz de sadece ilaç almaktan sıkıldınız, biraz da dağıtmak, şifalanıp şifalandırmak istiyorsunuz. (Bu bir yaşam sanatı aslında,tıklayınız) Güzel yazabilmek istiyor musunuz? Sizi tüm niyetimle yüreklendiriyorum, gelin ve bu ay başlayacağımız; yazma teknikleri, kendini ifade yoluyla iyileşme/iyileştirme atölyemize katılın. Gurup sadece dokuz kişiyle sınırlıdır. Benimle veya  Tuva Sanat ile iletişim kurmanızı bekliyoruz. Sevgilerimle Sibel Atasoy- yazar, görüşmeci İLETİŞİM Tuva Sanat Sanat Atölyesi İstiklal Cad. Atıf Yılmaz Sok. No:16/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: 0 212 293 44 34 Berrin YILMAZ: 532 485 98 62 Fatih IRMAK: 535 560 00 14 Bu eğlenceli uygulamayı gerçekleştiren Sibel Atasoy hakkında: İstanbul’da doğdu, ortaöğretim ve üniversite yıllarında Anadolu’nun pek çok yerinde bulundu. Uzun süre büyük şirketlerde üst yönetimde görev yaptı. Sonra…