Gerçeklik Duygusu
esinti / 16 Mayıs 2012

Yakında cep telefonlarına ihtiyacımız kalmazsa  şaşırmayacağım; çünkü artık gerçekten aklından kim ya da ne geçerse en geç üç dk içinde önüne geliyor insanın. Mesafeler filan tamamen ortadan kalktı, sanki farklı mekan ve zamanlardaki varlıklarla aynı yerdeymişiz gibi haberleşiyoruz! Ayrıca eskisinden daha çok hayalet olma durumumuz da var, bazı insanlar ve olaylar için tamamen saf dışı kaldık. Bazen acaba öldüm mü diye şüphelenip mevcut andan ne kadar geriye doğru gidebildiğimi test ediyorum ve bakıyorum ki kopukluk yok, herhalde yaşadığıma hükmediyorum. Akıl sağlığım gayet yerinde, eskisine oranla daha yüksek enerjim ve çalışma kapasitem var. Hafızam bile daha iyi denilebilir. Bi doktor gibi kendimi muayene ediyorum, bi arıza bulamıyorum, bu sevindirici tabi. Buna rağmen gerçeklik duygusunu geçerli tutabilmek bazı anlar eskiye oranla oldukça güç geliyor. Bunu yazarken içimden şöyle geçti; dayanacağım! ** Üç gün önce sabah tam uykudan uyandığım anda bir erkek sesi şöyle diyordu: “Gaia depresyonda zaten!” Ses ve kelimeler öylesine açıktı ki, ilk bikaç dakika şaşkın ördekler gibi tavana bakındım. Böyle bir düşüncem ya da bi yerden okuduğum bilgi de yoktu, bu neyin nesi diye kendim taradım bi karşılık bulamadım. Bu arada, konuyla herhalde ilgisi yoktur ama son haftalarda tanıdığım kadınların çoğunda göze batacak denli bir sinirlilik ve depresyon gözlemliyorum. Mümkün…

Dönence
esinti / 15 Mayıs 2012

Evreler çok önemli, biz kendi merkezimizde dönenirken herşey de çevremizde sonsuzca döneniyor. Olaylar ve etkiler tekrar tekrar gelir  ve geçerler, belki bu sebeple “ne oldum değil ne olacağım de!” denmiştir. Onların her geçişi farklı bir derinlik algısına sebep oluyorsa insan kendi evrelerini boşa geçirmiyor demektir. sa ** Her gün bi kere ölür, bir kere de doğarız güneşle ama yılda bir kez bütün bunların farkına varmak için özel bi gün. Doğum günleriniz… İster somut ister soyut, fark etmez.sa ** Söylenebilecek her şey EKSİK olur (sebebi algının bir anda sadece belli açıyı görebilmesi),TAM bi şey söylenemeyeceği için her şey tam bir saçmalıktır. Tüm bilgilerin ifadesi saçmalıktır. O halde değerli olan tek şey (benim için); kendi deneyimlerini seyredebilmek ve bunu dışarı atacak çeşitli ifade yolları bulabilmekten ibarettir. Eril ve dişil kabiliyetlerin birarada kullanılması esastır, başka türlü özgürlük ve kendilik kazanmak mümkün görünmüyor.

Katmanlı algılama
esinti / 21 Nisan 2012

Büyüklük takıntısı, eksiklik, kıyaslama, insan bilincinin hiçe sayılması gibi demode şeylerle (bana göre) uğraşmak için enerji harcamayı durdurmak lazım. İlişki bilincinin ben bilinciyle harmanlandığı “kendilik”, bize gereken sevinci, eylem gücünü ve genişleme/derinleşme yani “katmanlaşma” yolunu açıyor. * Küçümse-n-mek yaratmanın riskidir. Yıllarca bunu kendimde ve çevrede gördüm, acı biçimde yaşadım. Olay genelde şöyle tecelli eder: Bi fikir bulmuşsundur, bi girişimde bulunmak istersin ve bunu söze dökersin. Zannedersin ki bunu dinleyen senin gibi sevinecektir en azından senin sevincine ortak olacaktır. Oysa bunu dinleyen (arkadaşın,eşin,aile üyelerin) kişi o anda sana hayret ve küçümseyen bakışlarla bakıp, bunun neden çok mantıksız ve tehlikeli bir girişim olacağını nefes almadan sıralamaya başlar. Bazıları da senin yaratını Michealangelo veya Hamlet ya da Mozart ile karşılaştırıp berbat olduğunu söyler. Dinime küfreden bari müslüman olsa dersin. Hani kendi yaratısını örnek göstererek seninkini devirmek istese bi derece anlaşılabilir olurdu hahahahahahaha Turan Erdal Yaratici olmadigim icin öyle anlari pek yasamadim ama senin anlattigin gibi seyleri ben de sezinliyorum. Ne kadar yaraticinin fikirleri absürd olsa da yine de güvenebilecegi bir dala sarilmak istiyor, cünkü “dogum” aninda kendisi de o fikirden emin degil. Emin olmadigi zaman karsi taraftan olumsuz görüs almasi onun ceseretini yikiyor. Cesur olanlar buna ragmen yollarina devam ediyorlar…. Sibel Atasoy Evet,…

Hatırlamalar çağı
esinti / 14 Nisan 2012

Yaşamlarımızın, bildiğimiz sebep ve sonuçları, kendimizii ikna ettiğimiz kandırışlar gereğidir. Her şey değişik düzeylerde kandırıştır dediğimde biliyorum bundan hoşlanmayanlar oluyor; çünkü kendi dışlarında gerçekten bir gerçek olduğuna inanabilmek istiyorlar 🙂 Belki de bi bildikleri vardır velakin ben evrime dair kuvvetlenen hissimden başka bi şey bulamadım. Evrim gerçekten de sahici fakat o da bizim dışımızda değil, hatta onun tam da göbeğindeyiz. O halde “kandırma” kelimesine yüklenmiş ve bizi tiksindiren anlamı kaldırmayı seçebiliriz, zaten her an saçmaladığımızı ve bunun yaşam denilen şeyin temeli olduğuna karar verebiliriz. Saçmalamak da hoş bir kelime, hafiftir, deneyin bakın, neşelendirir. 🙂 Hanife A‎”oyun” kelimesi de çok rahatsız eder insanları..oysa çocuklar bayılır oyuna ve ona dair her şeye..bir de burdan düşünmekte fayda var bence. Sibel Atasoy evet aynen 🙂 Oyundan başlamak daha iyi (kandırış kısmına geçmek biraz zaman alabilir) Hanife A mesela..çocukluğumuzda sıkça oynadığımız evcilik oyunu..oyun başlamadan tüm arkadaşlar kafa kafaya verir, senaryoyu oluştururduk..kim anne kim baba kim doktor vs olacak, yerde serili kilim okul mu ev mi, yediğimiz domates ve salatalıklar aslında fırında köfte mi gibi:) yani aslında biz en baştan arkadaşlarımızla bir mutabakat yapardık.ve sonra oyun boyunca bu mutabakata sadık kalırdık. bazen oyundan sıkılan! ya da rolünü! sevmeyen olursa, oynamıyorum ben diye giderdi:) ‎0-6 yaş çocuk…