Hayat çok güzel

2005.Günlükten Eskiden şöyle derdim “Hayat çok güzel, sanal bile olsa!” Cümlenin virgülden sonraki bölümünün gereksiz olduğunu fark etmişim bi süredir. Ne oldu, ne zaman oldu bu geçiş bilemiyorum, şaşkınlık içindeyim. Demek ki O zaman; 1) Sanal diye bi olgu varmış benim için (bu, bir de gerçek olgusunun varlığının vurgusu oluyo!) 2) Üstelik sanal olan küçümseniyor! 3) Ve bütün bunlara rağmen hayatın güzel oluşuna şaşırılıyor! Bütün bunlar yalnızca küçük bir cümlenin ikinci yarısında oluyor:”sanal bile olsa!” Gerçekten çok ilginç! İnsan bir cümleden neler çıkarabiliyor. Kendinizi zaman içindeki bir çok kendinizle kıyaslayın. Bunu yapmak şart değil tabi. Yalnızca nerede olduğunuzu merak ediyorsanız bunu yapın. Kendinizi çevrenizdeki insanlarla kıyaslamanız çok komik oluyor. İnsan aynadaki kendiyle kendini mukayese edemez ki! (kendine dair tek fikri aynadan yansıyandır zaten) Bi yerlerde şöyle yazdığımı hatırlıyorum; “sanki komik aynalar standındayım!” Aynalar (şu anda ilişkide olduğunuz kişiler), size ŞU ANınızı yansıtırlar. Ama geçmişinize serpiştirdiğiniz yazılı ya da görsel İZler sizi kapsadığınız SİZle karşılaştırıyor. 2005.Günlükten Anasının Karnından Dizisi

Zaman kipleri
esinti / 05 Ekim 2011

Dün ya da önceki gün bi ara, ya da rüyada aklıma bi düşünce geldi, fakat ipi yumağa saramadan kaçıp gitmişti. Sanki şimdi onu hatırlıyorum. Düşünce şuydu: “Kullandığımız zaman kiplerinden geniş ve gelecek zamanı kaldırmalıyız”. Gerçekten bi tuhaf işler bunlar. GENİŞ ve GELECEK zaman kayboluyorsa biz şimdiki zamanda ama GEÇMİŞİ de hatırlar biçimde kalacağız. Geçmişi hatırlamanın sebebi ise sonsuzluk denizinde kaybolmamızı engelleyen geçici bi kement gibi sanki. Belimize bağlayıp sallamışız kendimizi boşluğa :))) Geçmiş, zaten şu an hep yeniden yaratılır, yani pek de bağlayıcı değil. Bunları ben mi düşünüyorum yoksa şu an bulunduğum frekansın yayını mı bu? “Eyvahhhh!” Eyvah ya! Neden biliyo musun, işin berbat yanı belimize bağladığımız o kement de uyduruk zaten, onu da kendimizi sağlama almak için başka bi -boşluktaki-basamağa  bağlamışız ve fakat bunu unutmak durumundayız. İnsanın kendini -bu derece- kandırmasına  dayanan varlığı dehşete düşürücü. O sebeple hemen unutalım derim. Yine de gülebiliyorum, öyleyse varım! İnsan bu kadar mı yaşamayı sever yaw! Şu an bedenim yorgun velakin ben yaşamak istiyorum, öyleyse beslenmeyi sürdürmem lazım. (öyleyse gidip biraz yiyecek içecek, hava ve tabi izlenim toplayayım) Çiçek toplayım der gibi oldu :))) Önceki gün yaptığımız BAK oyununda en öncelikli aklımda kalan şunlar: Yeni doğan çocuk her şeyi yukardan seyrediyormuş, kendini tanrı…