Çatışma Zannı
Rüya/Psikoloji / 03 Kasım 2008

İnsanlık bugün, daha önce hiç olmadığı kadar, görünürde birbiriyle uzlaşmaz iki kutba bölündü. Psikolojik kural şunu söyler: *İçsel bir durum bilinçli hale getirilmediğinde dışarda kader olarak gerçekleşir*. Başka deyişle, birey kendi içsel çatışmalarını bilinçli hale getirmediğinde, dünya zorunlu olarak bu çatışmayı açığa vurmak ve zıt kutuplara bölünmek durumundadır. *C.G.Jung* Bu konuyu halledebilmek için biçok başka yol olmakla birlikte en önemlilerinden biri şüphesiz *rüya* analizleridir. Ki sanırım Jung da bunu gördüğü için ömrünün elli yılını bu konuya hasretmiş, bizler için önemli ipuçları bırakmıştır. Jung’a göre (ben de kendi tecrübelerimle bu görüşe katılıyorum); İnsan psişesi önce iki bölüme ayrılıyor: *1. Bilinç *(insanın kendini ve dünyayı öğretildiği şekilde bildiği alan) *2. Bilinçaltı *(buzdağının altındaki heyula bölge) Bilinçaltı ise yine ikiye ayrılıyor: *1. Kişisel *(burada insanın görmeye yanaşmadığı, ya da bi şekilde gözden kaçan imgeler, bir anlamda halı altına süprülenler var ki işte bu bölge psikiyatrların gerek rüya analizleri gerekse başka terapilerle açığa çıkarmak istedikleri saha. Pek tabi ki, kişinin bilinci bu alanı günyüzüne çıkardıkça, onda huzur, algı genişliği oluşacaktır.) *2. Kollektif* (İşte bizi gerçekte heyecanlandıran alan burası) Psişenin bu şekilde tarif edildiği şekle *kapalı sistem *diyor Jung. Kapalı sistem, duyular aracılığı ile dışardan aldığı uyarımları tüketerek psişik enerji=LİBİDOya dönüştürmektedir. Libido, gerçekleşme düzeyine (1)…

Rüya Görüşmecisi Olmak
Eğitimler / 03 Kasım 2008

Çalışmanın konusu: Rüyalar, gerçekten düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeyi bize anlatırlar, düşündüğümüzü ve hissettiğimizi ileri sürdüğümüz şeyi değil. Uyanıkken kendi kendimizi körleştirebilir ve bir budala yapabiliriz; ama uyurken bunları asla yapamayız! Rüya Nedir? Hayatımızın yaklaşık üçte birini uykuda geçirmekteyiz. Bu da 60 senelik bir ömrün 20 senesi demektir. Uyku günlük çalışmalardan yorgun düşen insan bedeninin ve sinirlerinin dinlenme zamanıdır. Kimi araştırmacılara göre rüyalar uyku sırasında beyinde görülen etkinliklerin bir yan ürünü yalnızca; kimilerine göreyse insanların bilinçaltının kişiliklerinin geri planda kalmış yönlerinin kendine çıkış yeri bulduğu özel bir durum.Rüya araştırmaları denilince çoğu insanın aklına ilk gelen ad Sigmund Freud olsa gerek. Freud ‘a göre rüyaların amacı günlük yaşamda bastırılarak bilinçaltına atılmış ilkel çoğunlukla da cinsellik ve saldırganlıkla ilgili isteklerin dışa vurulmasıydı .Rüyalarda geçen ögelerin birçoğu sembolik bir biçimde bu bastırılmış istekleri gösteriyordu.Bu sembollerin gizli anlamlarını bulmak ve kişinin bastırılmış duygularını ortaya çıkarmaksa psikanalistin işiydi.20.yüzyılın başlarında neredeyse Freud kadar popüler olan bir başka rüya kuramcısı  Carl Güstav Jung, Freud’un bu görüşünü reddetmiş ve rüyaların işlevinin tamamlayıcı olmaktan çok dengeleyici olduğu görüşünü ortaya atmıştır.Yani insanların yaşam biçimlerinin getirdiği kısıtlamalar sonucu kişiliklerinin ortaya koyamadıkları yönleri rüyalarda ortaya çıkıyordu.Rüyalarda geçen semboller bilinçaltından gelen zihinsel görüntülerdi ve yadsıdığımız ya da endişe duyduğumuz yönlerimizi tanımamıza ve kabullenmemize yardım…

Kadın Odası-Bıyıksız profesyoneller Zirvesi için konuşma metni.
Eğitimler , Felsefe ve Kuantum / 03 Kasım 2008

Sevgili misafirler, sözlerime ünlü kuantum fizikçisi Donah Zohar’ın Kuantum Benlik kitabının önsözü ile başlamak istiyorum: “Bu kitaba başlamam çok garip oldu. Üç yıl önce bir televizyon ekibi, sezgisel bilgi ve modern fizik üzerine yazdığım başka bir kitap hakkında bir söyleşi yapmak üzere beni aradıklarında, özür dileyerek o sırada hamile olduğumdan bu kadar soyut bir konu üzerinde düşünebilmemin zor olacağını söyledim. Yapımcı bana “peki o zaman hangi konuda konuşabilirsiniz?” diye sorunca ellerimi açıp “annelik” dedim. Bunun üzerine annelik ve modern fizik hakkınds hepimizi şaşırtacak denli uzun bir söyleşi yaptık. Hamileliğim süresindeki ruh halimi, ilk çocuğumun doğumunu ve kendimi anne olarak nasıl hissettiğimi, kuantum fiziğindeki atom-altı parçacıklarının garip dünyasının tanımlamalarıyla anlatırken buldum kendimi. Gerçekliğin kuantum fiziğinde çizilen tuhaf resmi aynı derece tuhaf olan hamilelik halinin ve anneliğe ilk adımın deneyimlerini anlatırken bana çok zengin bir imgeleme gücü vermişti. Daha sonra bu söyleşi, beni çok şaşırtarak, kuantum fiziği üzerine yapılan bir televizyon programının temelini oluşturup, bu kitabın da bir bölümü oldu. Ayrıca içimdeki bir şeylerin yeniden uyanmasını sağladı.” Bu pasajı sizler gibi zeki ve kendini kanıtlamış kişilere açımlamaya çalışmayacağım, bunun yerine sizleri biraz kendi konuma, yani metaforlar dünyasına bir gezintiye davet edeceğim. Metafor kelimesi Fransızcadan dilimize gelmiş ve artık lisanımıza mal olmuş bir…