Her şeyden önce BİR varmış. BİR taşıyormuş

Bunu bir örnekle izah edeceğim, lütfen bu fantastik öyküyü sakince, sanki dedeniz size uyku öncesi bir masal anlatıyormuş gibi okuyun. BİR varmış BİR yokmuş, Her şeyden önce BİR varmış. BİR taşıyormuş, öyle ki  bir yürek atışı gibi önce taşıyor sonra geri topluyormuş. O taştığı her bir “an”, bizim zaman hesaplarımıza sığmayacak denli uzun bir yayılma oluşuyormuş. Hani yılbaşı kutlamalarında kendi üzerine kıvrılmış şakacı bir oyuncak düdük vardır. Ucundaki delikten üflediğinizde kendi üzerine kıvrılmış kısma hava dolarak kıvrım açılır, öne doğru aniden uzanan bir dil gibi düz boru haline gelir. Ve siz ağzınızı delikten çektiğinizde o yeniden kendi üzerine kıvrılır, yuvarlak acayip/eğlenceli düdük olur. İşte BİR’in her nefes verişini aynen bunun gibi hayal edin. Bu yayılım her yöne doğru ve muhtemelen holografik yapıda olmaktadır. Bu acayip düdük gibi açılan dilin yapısı; birçok renkli, kendi aralarında guruplaşmış incecik, ipeğimsi iplikçikler gibiymiş. Zamanın olmadığı yerde bu taşma/toplama işlemi sürüp gidermiş. Derken sebebini asla bilemeyeceğimiz bir KAZA olmuş. Taşma esnasında sonsuz açılara doğru yayılan bir gurup ipek tel birbirine dolaşmış ve toplama anında kaynağa geri dönememiş. Fakat o grubun içinde her zaman kaynağa geri dönme bilgisi hatırlanmış. Zaten bunu unutmasına imkan yokmuş; çünkü yanından, altından ve üstünden bir taşan/bir toplaşan yayılım devam ediyormuş. Üstelik…

Go ve ustalık
Oyun/Film felsefeleri / 07 Ocak 2009

Bireyselleşmiş olan ruh, oyuna tekrar döndüğünde (yeni bir bedende can bulduğunda) çok önemli bir kaza olmazsa artık bu konumunu hep devam ettirecek demektir. Taa ki “usta” oluncaya kadar.   Dünya oyununda öğrenci ile oyuncu arasında ne gibi farklar var?   Bu farkları yazmaya zahmet etmeyeceğim. Kısaca, öğrenci kendini usta sanır, oyuncu ise bi b.. olmadığını bilir; fakat olma ümidindedir diyebilirim. Usta ise ümidini bile kaybetmiş olandır. Çünkü ümidin en büyük engel olduğunu bilir.   Go oyununda usta olmak için oyuna kendinden bir şeyler koymak gerekirmiş. Yani artık önceden hazırlanmış göze hoş gelen şekilleri kendince değiştirebilen, tesuji yapabilen, usta sınıfına giriyor. Usta artık, oyun atlamaya adaydır tabii belli zamanlarda gelen asansörü yine de bekleyecek. Yani hasat ya da kıyameti. Ustalığında kendi içinde dereceleri var. Zaten her iki ucun arasında sayısız kademeler, kademelerin altında sayısız alt kademeler var. Eğer buna girecek olursak kendimizi kaybederiz. Size anlattığım her şeye, aslında gündelik hayatınızın içinde ve belki bir günde yüzlerce kez şahit oluyorsunuz. Örneğin, öğrenci-oyuncu-usta sınıflaması için olimpiyat oyunlarını bir gözden geçirin. Olimpiyat için milyonlarca insan hazırlanmaya başlar; ama yalnızca bir tanesi madalya alır. Altın madalyalı bir sporcunun ne zaman gezgin olduğunu, nasıl alt oyunların etkisine kapılabildiğini ve nasıl derecesinden düştüğünü, bilen bilir.   Fakat…