Pegasus Sembolü
esinti , Şiirimsiler / 19 Şubat 2018

Yunan mitolojisinde kanatlı bir attır. Tanrılar tanrısı Zeus’un oğlu Perseus’un başını kestiği canavar Medusa’nın akan kanlarından doğduğuna inanılır. Kanatlı at doğar doğmaz gökyüzüne uçmuş ve tanrıların arasına karışmıştır. Athene tarafından evcilleştirildiğine inanılır. Hakkında çok hikaye anlatılan Pegasus, bir süre de şiir sanatının sembolü olarak kabul edilmiştir. Pegasus’la ilgili birçok hikaye daha vardır. Bunlardan birine göre Pegasus bir gün arka ayakları ile bir dağa tekme vurunca oradan Hippokrene pınarı fışkırmıştır. Bu pınarın suları sonradan insanlara şiir yazma ilhamı vermeye başlamıştır. Bundan dolayı Pegasus eski edebiyatta uzun zaman şiir sanatının timsali sayılmıştır. erseus tarafından kafası kesilerek öldürülen Medusa’nın kafasından ya da toprağa sıçrayan kanlarından doğduğu gibi iki değişik söylence bulunur. Rengi tamamen beyazdır ve uçmasına olanak veren iki büyük kanadı vardır. Uçarken havada koşan at gibi görünür. Bellerofon ve Pegasus Pegasus doğar doğmaz yeryüzünden ayrılmış ve tanrıların diyarına uçmuştur. Zeus’un yıldırımları getirme görevini üstlenmiştir.

Körfezdeki baharın ilk yunusları
esinti / 16 Nisan 2015

Yılın ilk yunuslarını ve danslarını görmekten öyle mutluyum ki, içimi inanılmaz bir sevinç sardı. körfezden marmaraya doğru 7 yunus zıplayarak geçtiler fakat köprü boğazından geçmeyip köprü uzantısı ile aramızdaki çok geniş cepte nerdeyse yirmi dakika dans ettiler. benim tablet açık değildi fotograf alamadım ama hafızamdaki foto kayıtlarına gayet canlı biçimde kaydoldular. Takip ettiğim kadarıyla henüz boğazdan çıkmadılar belki bize doğru geri dönerler. Bu muhteşem görüntüye tanıklık edebildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. aloha yunuslar, me ke aloha pau ole — şanslı hissediyor. Yunuslarin gecisinden yarim saat sonra hic bir buyuk gemi gecmedigi halde anormal dalgalar gelmeye basladi kiyiya hala da devam ediyor. Acaba hafif bir deprem mi oldu? Ya da yunusların oluşturduğu sonar dalgalar olabilir mi belki benim görebildiğimden çok daha fazlaydılar. Dalgalar artık bitti ama köprünün sol direğinin hemen önünde ekstra bir dalga yarığı var belki de köprü yapımıyla ilgili bir deniz altı patlama yapmışlardı, ses duymasak da eğer sonar bi hareketlenme tespit edilmediyse bu da bir olasılık (dürbünle gayet net olarak görmekteyim) Zaten dün inanılmaz yaratıcılık, ilham akan bir gündü ve onun elini geceden erken sabaha kadar tuttum, notlar almaya çalıştım gerçi akış öyle güçlüydü ki hepsini tutabilmek mümkün olmadı, ses kayıt cihazım doldu saat 03.00 e doğru. karanlıkta…

Yaratıcılık ve OYUN

Oyun, merakın eğlenmek üzere yönlendirilişidir ve kişilerin yaratılarının başında bir ömür boyu bekçilik etmelerini yadsıyarak var olur. sa “Bir insan herhangi bir şey yaratmadığı zaman depresif olur. Endişe, vesvese içinde olur. Üzgün olur. Kafesin içinde tutsak kalmış bir hayvan gibi olur. Bu nedenle, ben sizden herhangi bir şey yaratmaya başlamanızı isteyeceğim. Herhangi bir şey, ne olursa” Diyordu Adamus, tamamen katılıyorum. Can sıkıntısı, yeni bir boyuta geçmek için alt yapı oluyor. Ve herhangi bi şey öğrenmek sonra onu uygulamak, herhangi YENİ bir şey yapmak alışkanlığın rutinini kırıyor. Tabi bunu denemek için sürprizlerden hoşlanıyor, şaşırmaktan besleniyor olmalısınız. Bu işlem çok boyutlu bir yapı bana göre. Yaratıma katkıda bulunmak için sonsuz potansiyelle çevriliyiz. Potansiyeller gözle görülemiyor, belki çok gizliden gizliye bir sezgi olabiliyor bazılarımızda örneğin benim gibi dalak otoritesi kullananlar (ki çok nadir) bu hissi bileceklerdir. Fakat potansiyelleri göremesek hatta sezemesek dahi oradadırlar ve ancak denemeye cesaret ettiğinizde ortaya çıkıyorlar. Eğer mükemmeliyetçi biriyseniz ve denediğiniz alanda bu arka plan yetisi aktif değilse hemen yeni ve başka bir deneyime atlayabilirsiniz ya da eğer mükemmeliyetçi bi yapınız yoksa ve  oyun ve eğlenmek gibi bakabiliyorsanız yaratımlarınıza -benim resim oyunları gibi- bu durumda evren tüm varlığını size açmış demektir, seç beğen al, yarat, oyna, sevin, şaşır, geç,…

DNA – Kurt Delikleri
Blog / 17 Mart 2009

Yıllardır ezoterik ve spiritüel ustalar bedenin kelimeler ve düşünceler ile programlanabileceğini anlattılar, dualar ve mantralar buna açık örneklerdir. Bunun için kişinin DNA ile şuurlu bir iletişime girmesi ve programlamayı başaracak doğru frekansı bulması gerekir, başarı için şuurun ve farkındalığın üst düzeyde olması ve içsel süreçlerin ve gelişimin tamamlanmış olması gerekmektedir. Rusyada yapılan çalışmalarda ezoterik ve spiritüel kişilerin söylediği gibi insanları sesle programlamanın mümkün olduğu tespit edilmiştir. Bu işlem DNA nın kelimelerle etkilenerek yeniden programlnması şeklinde yapılabilmektedir. Benzer çalışmalar Batıda farklı bir yolla yapılıyor. Bazı genlerin kesilip çıkartılması veya başka DNA lardan alınan genlerin eklenmesi yoluyla yapılmaktadır ki bu işlemin yan etkileri olmaktadır. Sesle yapılan programlamada ise DNA üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmadığından, yalnızca olan yapı yeniden programlandığından, yan etkiler oluşmamaktadır. Bu iki işlem arasındaki temel farklar; Batıdaki DNA araştırmalarının, yalnızca protein üreten kısım üzerinde yoğunlaşması, ki bu bölüm DNA nın tamamının yalnızca % 10 dur, bakiye kısmın ise bu işlemle herhangi bir alakası olmadığı düşünüldüğünden kapsam dışına bırakılmıştır. Rusya’da ise tabiatın israftan yana olmayacağı düşüncesinden kaynakla, Batının aksine araştırmalar % 90’lık bölüm üzerine yoğunlaştırıldı. Bulgular, insanların kullandığı dillerdeki aynı kurallara sahip bir yöntemin takip edildiğini syntax, semantik ve gramer kurallarının nerdeyse aynen uygulandığını tespit ettiler. Ayrıca, bilgi depolama dışında bilgi…