Yollar yine yollar
Gurdjieff- Maji / 09 Ağustos 2011

30. Yollar (tekamüle giden), gündelik hayatın karşısında olup başka ilkelere ve yasalara dayanmaktadır. 31. Dördüncü yolda imana gerek yoktur, aksine her çeşit iman dördüncü yolun karşısındadır. 32. Yolu arayan insan, yolu bilen ilk insana rastladığı ana “ilk eşik” ya da ilk adım denir. İlk eşikten itibaren “merdiven” başlar. Merdiven süresince kişi her şeyden; yoldan, rehberden ve kendinden şüphelidir, hiç bir şey sabit değildir. Bazen aşağılara düşer ve yeniden başlaması gerekebilir. 33. Fakat son basamağı geçtiği anda yola girdiğinde rehbere karşı şüpheleri ortadan kalkar ama aslında ona ihtiyacı eskisinden çok azalır. Bir çok bakımdan bağımsız olur ve nereye gittiğini bilebilir. Çalışmasının sonuçlarını artık kolaylıkla kaybedemez. Yolu terk etse bile başladığı yere dönmeyecektir. 34. Dördüncü yolda merdiveni çıkmak için koşul;  İnsanın kendi yerine bir başkasını yerleştirmeden bir üst basamağa geçemiyeceğidir. Böylece insan yükseldikçe kendini izleyenlere daha da bağımlı olur. Onlar durursa O da durur. 35. Öğrenci ne derece yüksekse, öğretmen de o derece yüksek olabilir. Aslında öğrenci öğretmenin seviyesini hiç göremez ve ne derece aşağıda iseler o derece yüksek bir öğretmen isterler. (Genellikle insanın kendisi beş para etmediği halde İsa’nın öğretmenliğinden başkasını istemez.) daha aşağısına razı değildir. 36. Öğretmen ve öğrenci birbirine muhtaçtır. İnsan aldığını derhal vermelidir, ancak bu şekilde daha fazlasını…

Sufizm ya da holistik düşünce katı

Aşağıda sunduğum metin, harikulade holistik bir bakış veya algılayış. Aslında hocam Gurdjieff’in üzerimde ne büyük etki bırakmış olduğunu bir kez daha müşahade etmeme sebep oldu. Aynı şekilde kelimeler tastamam Castaneda terminolojisine de tercüme edilebilir. Sufizmin, ikinci düşünce katının yani holistik algılamanın deneyimi olduğuna çok uzun zaman önce uyanmıştım.Bu konuda İBN’i Arabi’yi de anmadan geçmek olası değil, olağanüstü çalışmaları tüm insanlığa bir hediye.  Atalara minnet borçluyum. Çok çok teşekkürler, Allah hepsinden razı olsun. Son olarak (yakın arkadaşlarım hatırlayacaklardır), ekteki belgede verilen şu örneği, konuşma ve yazılarımda defalarca kullandım, hem de dış bilgiden değil bizatihi deneyimimden kaynaklanan bir örneklemeydi: İnayet Han Tanrı ile insanı Güneş ile onun ışınlarına benzetir. Ya da deniz ve dalgalarına. Dalga denizden ayrı değildir de, yükseldiğinde kendini dalga zanneder, ama aşağıya indiğinde geldiği yere döndüğünde denizden ayrı olmadığını fark eder. ** “Cennet zihin halidir, Cehennem zihin halidir” Hazret İnayet Han “Biz ki her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası” Yunus Emre Bugün Sufizm içinde bir çok farklılıklar ve çeşitlilikler görmekteyiz. Bunun zaman, mekan ve şartlardan oluştuğu ve sufizmin hiç bir dine veya millete mal edilmemesi gereken evrensel bilgelik olduğu kanısındayım. Bu bilgeliğin ilahi boyutu olduğundan kişisel olarak şüphem bulunmamaktadır. Yalnız bugün üstünde durulması gereken en önemli noktanın Sufizmin…

Üçüncü Kuvvet ya da Etkisiz Kılan
Gurdjieff- Maji / 28 Ekim 2010

Bu konuya açıklık getirmek için işe Gurdjieff’in üç prensip ya da “üç kuvvet” kanunu ile başlamak istiyorum. Bu üç kuvvet hakkındaki öğreti, bütün kadim sistemlerin temelinde mevcuttur. İlk kuvvete aktif veya pozitif, ikinciye pasif veya negatif, üçüncüye ise “etkisiz kılan” kuvvet denilebilir. Üç kuvvet kanunu insanlardan uluslara her ebat ve zamanda eksiksiz işleyen bir mekanizmadır. Örneğin bir insanın her hangi bir konuda oluşan arzusu, kişisel girişimi aktif kuvvettir. Kişisel girişimine karşı çıkan, alıştığı bütün psikolojik hayatının yarattığı “atalet”, pasif ve negatif kuvvet olacaktır. Bu iki kuvvet, ya birbirini denkleştirecek ya da biri diğerine hâkim olacak, fakat aynı zamanda o da başka bir hareket için çok zayıf düşmüş olacaktır. Böylece iki kuvvet, biri diğerini yutarak ve hiçbir sonuç meydana getirmeksizin birbirinin çevresinde dönüp duracaktır. Bu durum bir hayat boyunca devam edebilir, ta ki üçüncü kuvvet devreye girene kadar. Üçüncü kuvvet, devreye girdiğinde ilk iki kuvvetten birini “etkisiz” bırakır. Ya pasif olanı etkisiz kılar ki bu durumda aktif kuvvet serbest kalır ve kişi girişiminde başarılı olur. Ya da aktif kuvveti etkisiz kılar, böylece ikinci kuvvet yani atalet hâkim gelir ve o girişimden vaz geçilir. Bu poziisyonda aslında istek kaybolur! Böylece başlangıç durumuna dönülür. Yani üçüncü kuvvet gelmeden önceki “yapmak istiyorum olmuyor” şeklindeki…

Erkekler şans faktörünü neden sevmezler?
Felsefe ve Kuantum , Gurdjieff- Maji / 21 Aralık 2009

 Önceki yazım “karar mekanizması”( http://sibelatasoy.com/?p=2943 ) , öyle bir yol açtı ki daha yüzlerce konuya değinmek ihtiyacı hissediyorum. Hayatta ya da her hangi bir oyunda karşılaştığım her tür meydan okuma gerektiren durumda erkeklerin şans faktörünü duymak bile istemediklerine çok kez şahit oldum. Örneğin derler ki, bu bilimsel bir şey şansa yer yok, ya da briçte şans yoktur veya satranç şans barındırmaz! Örnekleri sınırsızca çoğaltmak mümkün. Oysa aynı konularda meydan okumaya katılan kadınlar bu tür kesinlik içeren ifadeleri pek etmezler, zaferlerine bile hep bir sakınımla yaklaşırlar ve derler ki, evet başarılı oldum ama şans da benden yanaydı! Gerçi kadınların bu sakınımlı yaklaşımlarını onların ezilmişliğine, kendilerine güveni yitirmişliklerine bağlamak isteyen kadın hakları savunucuları da olabilir, fakat mesele bundan biraz daha karmaşıktır zannımca. Görüldüğü gibi oldukça farklı iki algı türünün basitçe karşımıza çıkışına şahit oluyoruz ve ben bu algı farkını görebildiğim kadarı ile (şans da benden yana ise) anlatmaya deneyeceğim. Öncelikle nedir şans: 1. Mantıkla açıklanamayan birtakım rastlantısal olayların nedeni olan güç, baht, talih, felek: “Bir hafta içinde kayıplar ve kazanmalarla şansım değişti.” –R. H. Karay. 2. Bir olayın olabilirliği. 3. Bir kimsenin bilgi ve emeğinden çok rastlantı sonucu elde ettiği elverişli durum. Ve bir de “Kaza” sözcüğüne bakalım:    1) yargı. 2) beklenmedik…

Meetings with Remarkable Men (1979)
Gurdjieff- Maji / 29 Eylül 2009

Bu filmi bir zamanlar alt yazısız seyretmiştim, ilk fırsatta tekrar izlemek isterim. Gurdjieff Meetings with Remarkable Men (1979) Yönetmen: Peter Brook Yapım Yılı: 1979 Tür: Biyografi, Dram Süre: 1 saat 48 dk Dil: İngilizce Görüntü Yönetmeni: Gilbert Taylor Müzik: Laurence Rosenthal Senaryo: Peter Brook, G.I. Gurdjieff, Jeanne Salzmann Part1 Part2 Part3 Part4 Part5 Part6 Part7 Part8 Türkçe Altyazı: Alt Yazı ——————– Hayatını anlatan filmden (Gurdjieff, Meeting With Remarkable Men) kısa bir alıntı: Bir çocukken babası Gurdjieff’i rahip olmaya götürür. Yolda bir yerde dururlar, büyük bir vadidir burası nefis ve kıraç bir dağ uzanır arkada. Halk oturmuş beklemektedir. Sonra yedi müzisyen gelir uzaklardan. “Her 20 yılda bir bu eşsiz vadinin akustiğinde en iyi sesi ve sanatçıyı ararız, test ederiz. Ancak özel bir ses frekansı bu taşları titreştirebilir. Bu kim yapabilirse galipte odur” der ahalinin yöneticilerinden biri. Sonra adamlar sırayla söyleyip çalarlar nefis ezgiler, şarkılar izlerken nefesiniz kesilir. Türk ezgilerini duymak ruhunuzu okşar. Ama hakemler beğenmez hiçbiri taşları etkileyememiştir. Sonunda hafif tombul sarışın sakallı bir adam başlıyor neye üflemeye. Olağanüstü bir ezgi çalıyor En sonunda dudaklarıyla başlıyor bir ses çıkarmaya ney gibi ama metalik bir titreşim. Bir daha, bir daha böyle içine kadar ürperiyorsun. Adam dudaklarını kapatıyor ve ses dakikalarca ilahi bir…

Son Saat için egzersiz
Gurdjieff- Maji / 05 Ağustos 2009

   EGZERSİZGurdjieff Geçirdiğiniz son saate bakın ve sanki sizin için dünyadaki son saatiniz olmuş olduğunu ve yeni ölmüş olduğunuzu idrak edin.Yaşamınızın son saatinden memnun musunuz  diye kendinize sorun. Şimdi kendinizi tekrar diriltin ve ölümünüze bir önceki saat süresi için (eğer yaşayabilme şansınız olsaydı) yaşamdan biraz daha fazlasını çekip çıkarmaya çalışın. Nerede ve ne zaman  kendinizin daha idrakli olmanızı, iç ateşininizin nerede tezahür etmesi  gerektiğini, belirleyin. Şimdi ise gözlerinizi büyük açın : bununla şunu anlayın – kendinizi büyük imkanlara açın, biraz daha cesur olun . Bu saatin sizin son saatiniz olduğunu bilerek kaybedecek hiçbir şeyinizin olmadığından, hiç olmazsa şimdi mert olun. Tabii, aptallık yapmadan. Kendinizi daha iyi tanıyın,aracınıza  sanki yandan bakıyormuşsunuz gibi kendinize bakın…. Şimdi,ölürken prestijinizi,şanınızı korumayı düşünmeye hacet yoktur.  Ve ileriye bakın,gerçekten son saatinize kadar yaşamdan mümkün olan en fazla değerliyi almaya ısrarla gayret edin,içgüdülerinizi geliştirin. Her saat hiç olmazsa birkaç anını geçmiş saatinizin tutkusuz değerlendirilmesine ayırın, sonra- bir sonraki saatten daha da fazla yararı çekip almak için kendinizi ayarlayın . Eğer her saati yaşamın ayrı bir birimi olarak belirlersek, gücümüz yettiğince yaşamın her birimini en dolu kullanmak için her şeyi yapmalısınız. Kendinizi, her bir gelecek saatinizin  bir öncekinden daha büyük olması, ayni zamanda da o an’a kadar biriken borçlarla…

Son saatinizse eğer?
Gurdjieff- Maji / 26 Haziran 2009

Konu Başı için Bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=1985 Soru : Eğer gerçekleştiremediğiniz bir şeylerin kaldığını hissedersek ne yapmalıyız? G. hemen cevap vermedi. Nefes aldı ve şöyle cevapladı:Eğer köpek gibi ölürsen kimin üzüleceğini kendine sor. Ölüm anında kendi bilinçliliğini oluşturup, sana verilen yaşamı tümüyle ve dolu dolu yaşamak için mümkün olan her şeyi yaptığını hissetmelisin. Şu an kendinizle ilgili pek az şey bilmektesiniz. Fakat her geçen gün siz bu kemik torbasını daha da derin kazmaktasınız ve daha  çok öğrenmektesiniz. Her günün ardından , kendinizin – neyi yapmayı başaramadığınızı ve yaptıklarınızdan, bunu aşmak için neleri tekrar yapmanız gerektiğini öğreneceksiniz.Yaşamdan değerli olanların tümünü yaşayan ve : “Şimdi artık ölebilirim” diyen insan gerçek insandır.Herhangi bir günde kendinize :”Bugün hiçbir dileğim olmadan ölebilirim” diyebilmelisiniz ve tüm yaşamınızı böyle yaşamalısınız.Hiçbir zaman yaşamınızın son saatini boşuna yaşamayın, çünkü o sizin en önemli saatiniz olabilir. Eğer onu verimsiz kullanırsanız sonra üzülebilirsiniz.Şu anda hissettiğiniz o ruhsal heyecan size, sizi kesin ölüme götürebilecek büyük güç kaynağı olabilir.   Bir sonraki saatinizin son olabileceğini bilerek , gerçek ağzının tadını bilen gibi size getireceği algıları için. Ölüm sizi çağırdığında buna her zaman hazırlıklı olun Usta, her doyumsuz parçadan son en değerli damlayı nasıl alabileceğini bilir. Yaşamın ustaları olmayı öğrenin.Gençliğimde, ruhların hazırlanması sanatını öğrenmiştim. Yaşamdan onun esansını,…

Son saatte ne yapardınız?
Gurdjieff- Maji / 24 Haziran 2009

Sadece birkaç dakika,belki saat daha yaşayacağınız zamanınızın kaldığını hayal edin ve herhangi bir şekilde kesin olarak ne zaman ölmeniz gerektiğinizi bir şekilde öğrendiniz. Dünyadaki yaşamınızın son en değerli saatinde ne yapardınız? Bu son saatte işlerinizi bitirebilseydiniz, bilinciniz bunu nasıl yapacağınızı biliyor mu?Ve son nefesinizi verirken ,yaşamınızda, Doğa ve kendi “Ben”iniz karşısında kendi görevlerinizi yerine getirmek için her şeyi yaptığınızın tatminini yaşayacakmısınız?Önemli olan sadece son saat değil, son izlenimleriniz de önemlidir. “Son izlenimler” , eğer olacaksa, gelecek tezahür için geçiş oluşturmaktadır. Düşük harmonilerden kurtulmak hiçbir şey kazandırmaz , çünkü sonunda her şey unutulmakta ve seni yine bu dünyaya geri göndermektedirler. Senin,Buda olmak için özgürlük istediğin bile unutulmaktadır. Gerçek Dünyada tüm kozmoslar (uzaylar) ayni anda bulunmaktadır,daima titreşerek ,daima bekleyerek, ayni oğlun –denizci babayı beklediği gibi. Tezahür etmiş Dünyada her şeyin bir başı ve sonu vardır. Gerçek Dünyada herkes her zaman bulunmaktadır ve güzel bir günde size her şeyi unutmanıza ve onu “sonsuza kadar” terk etmenize izin verilebilir. Özgürlük, özgür kalmaktan milyon kere daha değerlidir. Özgür insan köleyken bile kendi kendinin sahibidir. Örneğin, ben size yakıtı olmayan ve bu yüzden yolda gidemeyen bir otomobil vereyim. Sizin otomobilinize özel bir yakıt gerekmekte ve sadece siz bu yakıtın ne olduğunu ve onu nereden alabileceğinizi belirleyebilirsiniz.Benim fikirlerimi,…

Akıl ve tartı
Felsefe ve Kuantum , Rüya/Psikoloji / 18 Şubat 2009

Akıl bana bir tartı mekanizması gibi gelir. Şüphesiz standart insanlar da akıl kullanır ancak duygularla karıştığından ortalık sisli bir hava gibi görünmekte,  oysa duygu üzerinden bakan biri bulutlar üzerinden seyir etmekte olan bir uçak gibidir diyebiliriz. Duygu üzerinden bakmak, duygusuzluk tanımı ile eşdeğer değil.  Aksine bu tür “akıl güdümünde” insanlar son derece duyarlı varlıklar olabilirler de. (Bu başka bir günün iç dökme konusu olsun)  Duygular bastırılarak dizginlenemez. Bunun örneğine bir kez dahi şahit olmadım. Bastırılan duygu kısa bir zaman sonra yeniden ve bazen bambaşka konuda ortaya çıkar. Onu da bastırırsanız, başka şekilde çıkar. Bastırmaya devam ederseniz vücuduz buna itiraz eder ve hastalanırsınız. Ya da biriken enerji ani patlamalara neden olur; büyük addedilen suçlar böyle ortaya çıkıyor. Hem neden bastırmalıyız ki onu? Gurdjieff’in at araba örneğinde (Bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=434 ), arabanın ve dolayısı ile içindeki yolcunun (ruh olduğu varsayılır) hareket edebilmesi atlara yani duygulara bağlıdır. HATA’dan aşırı korkarak yetiştirildiğimiz bir gerçek fakat hatayı göze almadan kendimizi aşmanın bir başka yolunu da bulamıyoruz. Atların (duyguların) gemi azıya almaları, yan yollarda kaybolmaları ya da bir uçurumdan yuvarlanmaları tehlikesi her zaman var ama işte AKIL (arabacı) bu sebeple var ve bu sebeple dizginler onun elinde. Arabacının iyi eğitilmesi lazım, bu bizler için hayati öneme sahip bir konu. O…