Filmlerden Dizilerden
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 18 Nisan 2013

Dun gocebe filmini izledim nerdeyse salonda tek kisi olacaktim ama son anda herhalde ameliyat saatini bekleyen bi doktor geldi, bi ara tlfla konustu oradan anladim, uydurmuyorum bu kez hahahahahaha… Neyse filmin bi kitaptan adapte edildigini soyluyorlar belki yazildigi zamana gore iyiymistir ama su an icin yari bunaltici bi psikoloji seansina benzettim, zaten filmin yarisindan cogu da yeraltinda gectiginden karanlikti. Yani demem oki bu konu artik pek bilimkurguluk degil gercekten de psikoloji bilminin alanina giriyor, ote yandan Castanedadan alintiladigim bi onceki konudaki iki zihinden “yabanci Donanim” icin de bi ornek sayilabilir. Ozetle film bende ne zihinsel ne duygusal bi titreme yaratmadi. http://m.sinemalar.com/mobileweb/movieInfo/56777 * Güzel bir başlangıç yaptı bu dizi. Eskiye merakı olmayan biriyim gerçi, fakat şu aralar pek çok güzel dizi sezon arasına girdi ve boşluktayız 🙂   Da Vinci’s Demons 1. Sezon 1. Bolum www.dizi-mag.com   * “Yaşadım ve değiştim. “ diyor A. Huxley :”Genç bir idealistken dünyayı değiştirmek isterdim, artık anladım ki evrende kesin olarak değiştirebileceğiniz tek şey bizzat kendinizsinizdir.” Cunku aslinda verdigin tum tavsiyeler, yaptigin ahkam kesmeler, kahramanca ortaya atilmalar kendinden kendine duyurmaya calistigin cigliklardir, unutmak istemedigin icin bu kadar tekrar edersin onlari. Aslinda degisen de yalnizca algi, Don Juan bunu hep hatirlatir bize. Ve ben de bunu…

Şansını fazla zorlama!
Blog , Oyun/Film felsefeleri / 01 Ocak 2009

Zaman zaman böyle dendiğini duyarız. Bi çok durum için söylenebilir. İnsanlar, ülkeler ya da medeniyetler şanslarını nasıl zorluyorlar? Önce bu konu nerden aklıma geldi onu anlatayım. Bugün öğleden sonra GS Üniversitesinde bi GO toplantısına gittim. Ciddi ciddi bu oyunu öğrenmeye niyetliyim 🙂 Orada benim gibi bi kaç çaylak ve bikaç oyuncu ve bir tane de üstad vardı. Üstad dediysem gözünüzün önüne yaşını başını almış bir zat gelmesin. GO oyununda üstatların hangi yaşta olacakları hiç belli olmuyor. Neyse biz açıklamaları dinledik, biraz ısınma oyunları oynadık. Gitmeden hemen önce go oyuncusu çok cici bir genç kız, oynadığımız son oyunla ilgili bana bir taktik verdi; Şimdi küçük tahtada, bu sayıda (yirmi kadar taşı esir düşmüştü) taşı kaybedince artık oyuna devam etmenin anlamı kalmıyor. Bu kaybı telafi edemezsiniz. Oysa 19X19 luk esas tahtada bu durum başınıza gelse, hiç aldırmadan başka bi köşeden yeniden başlar, kendinize yeni bir alan yaratabilirsiniz. Hımmmm… Hava kararmıştı. Ağaçlıklı yolda mutlu mutlu yürürken bunu düşündüm. Bir an için büyük tahta yerine, kendi hayat oyunumuzu alalım dedim. Burada nerdeyse hiç sınır yok gibi. Varsa bile o, hayatın değil kendinizin sınırıdır! 🙂 Bu durumda insanlar neden tahtanın bir ucunda tıkılıp kalıyorlar? Şimdiye kadar gördüğüm hayat oyunu şablonları gözümün önünden hızla aktılar, aklımda kalanlar…

Bırak ve Git
Blog / 23 Aralık 2008

En temel gerçeğimiz, (en azından 3B de), bir şeyin yapılmaması gerektiğii yaparak anlıyor, yapılması gerekenleri ise önce yapmayarak anlıyor oluşumuz. Sarkacın bi yana salınımı diğer yana salınımı için mecburi şart oluyor. Açıkçası ben kendi hayatımın bir devresinde salınmamayı da denedim, öyle ortada belki salınım hareketi bile sayılmayacak ince bir titreme haliyle durup bekledim. Yani sarkacın bir ucuna A noktası diğer ucuna B noktası orta noktaya da C noktası der isek, bütün noktaların aynı düzlemde oluşunun canlı şahidi gibi hissediyorum kendimi 🙂 Salınımlar için çift yardımcı kullanılmakta olduğunu da gördüm; birincisi salınım yapmak istediğin uca doğru bir özlem/istek geliştirirken, ayrılmak durumunda olduğun nokta için de nefret ve tiksinti geliştirmek, salınım hızını artıran aynı değerde motivasyonlar oluyor. Ben hayatım boyunca diğer ivmelendiriciyi kullanmamıştım yani ayrılacağım noktadan nefret edemiyordum, belki bu sebeple kendi içimde şiddetli acılar hissediyordum. Doğamız böyle sevdiğimiz şeyle sonsuza kadar kalmak isteriz. Ama içimizdeki başka bişey bir “meydan okuyucu” buna izin vermez, belki de atalarımın göçebe oluşu hücrelerime sinmiştir ve der ki, GİT… BIRAK GİT… Çünkü az sonra burası kuruyacak otlar sararacak ve hayvanlarını otlatamaz olacaksın 🙂 Ve o durum geldiğinde hala burda olursan birçok hayvanın açlıktan ve susuzluktan telef olacak, topluluğunun fertleri bitkin düşecek, elastikiyetini kaybedeceksin ve bu durumda…