Yine ve her daim OYUN :)
esinti , Urban Shaman / 04 Temmuz 2016

Bir şeye sınır koymak kendine sınır oluyor, bunu zaten biliriz ama uygulamada an be an yaşadıkça hayretim şaşıyor bazen 🙂 Örneğin Canasta oynarken, oyun tarzını sevmediğim, ya da pek küfürbaz saygısız bulduklarımı kara listeye alıyorum, bunun manası sen varol ama birlikte oynamayalım lütfen. Fakat sistem oyun masası açarken oyuncuları seviyelerine göre eşleştiriyor canasta (SKA’nın ünlü oyunu) programında. Şimdi orada eğer kara listeye aldığın bir oyuncu varsa, seni bir türlü bir oyuna dahil edemiyor, hepimiz hazırız ama masa açılmıyor! Herkesin bir nedenle kara listeye aldıkları var. Bekliyoruzzz… bekliyoruzzzz… ve bekliyoruzzz. Yani kara listeye bir anlamda kendimi almış oluyorum.yine de kara listeyi kullanıyorum 🙂

Nefes Delikleri
esinti , Urban Shaman / 26 Ağustos 2015

Dünyada hemen her yerdeki siyasi yönetimler, ev kadınlarının oylarıyla kazanırlar. İster böyle somut bakın isterseniz soyut bakın fark etmez. Kadınlar çoğunlukla 2.ci farkındalık düzeyinde doğarlar. üç beş tane 3.cü ya da 4.cü farkındalık düzeyinde insan olması nesnel gerçekliği pek de etkilemez. İşte biraz nefes aldırır belki 🙂))) Nefes delikleri de önemlidir bu arada, galaksiler için bile önemli. İsterseniz GO hocalarına sorun, nefes deliği yoksa ne kadar çok taşın olduğu, ne denli alanın olduğu aniden önemsizleşir çünkü hepsi ölür! Nesnel gerçekliği büken 2.ci farkındalık düzeyindeki kadınlar, ve onların uygulayıcıları işçi arılar (çoğunlukla erkekler) ise 1.ci farkındalık düzeyindeki erkeklerdir; ama tabi istisnalar kaideyi bozmaz. Şurada biraz nüktedanlık yapıyoruz 🙂 Çıkarları için iş yapsalar da Bilgisizler bırakın iş yapsınlar Bilge onları uyarıp şaşırtmaz Yapılan işleri gereksiz bulmaz. Bhagavad Gita

Tesuji’ye özendirin, ezber bozun.
esinti , YENİ DÜNYA / 03 Ağustos 2014

Çocuklarınızı Tesuji yapmaya özendiriniz. Günaydın sevgili frekanslar. * Tesuji: Önceden hazırlanmış göze hoş gelen şekillerin yeniden “güzel bir hamle” ile değiştirilebilmesi. (Bu kişilere Usta denir) * Nithyananda’nın bugünkü Satsangında en çok sözü geçen (completion’dan sonra ) Kala sözcüğü Sanskritçe, karanlık ve zaman gibi anlamlarda kullanılırdı ki burada zaman ölüm kavramı için kullanılan bir öfemizmdir. Alt yazılarda Kaala olarak geçiyor zaman zaman fakat onun karşılığını bulamadım. Sözcük bana derhal Huna felsefesindeki Kala’yı hatırlattı, hemen açıp baktım: “Bu kelimenin yüzeysel anlamı; kurtarma, özgürlük ve bağışlamadır, ancak kök anlamı, kişinin yolunu değiştirmesidir. Affetmek, örneğin bir şey veya bir kişi hakkındaki düşünce şeklini değiştirmektir. Kala’nın etkili olabilmesi için bilinçli bir şekilde değişiklik istenmeli ve eski düşünce tarzlarından vazgeçilmelidir” Nithyananda, eğer kişi ciddi biçimde “tamamlanma-bütünleme”sını yapmadığı ve bunu sürekli kılmadığı takdirde Kala’nın onu imha edeceğini defaten söylüyor. Eliyle her seferinde – Kala için konuşurken- daire çiziyor ve çark şeklinde döndürüyor. Zamanın çarkı sözcüğünü hatırlatıyor. Satsangın en sonunda, kendi uzun ve çok hızlı seyahatinin “tamamlamasını-completion” bir sandalye üzerinde fasılasız 14 saatte yapabildiğini söylüyor.

Haydi GO Öğrenmeye…
Duyuru , Eğitimler , KırkYama / 09 Şubat 2010

Proje Kısa Adı ve no: GO WORKSHOP 4000 Yıllık Bir Oyun İle Zeka Geliştirirken Eğlenmek! Proje Açık Adı: Bir Çocuğun Doğuştan Gelen Kabiliyetlerini Geliştirmek İçin En İyi Yol: Go Oynamak Tanım ve Amaç: GO oynamanın çocuğa vereceği en önemli becerilerden biri çocuğun yoğunlaşabilmesini sağlamaktır. Oynamaktan zevk alacakları bu oyun ile, çocuklar akıllarındaki çeşitli olasılıkların tahtada nasıl gözükeceğini, bunları akılda tutarak doğuracağı sonuçları çözümlemeyi öğreniyor. Go’nun en önemli özelliği oynanırken hem hisleri hem de analitik kabiliyetleri ortaya koyma gerekliliğidir. Go oynamak beynin her iki yarısını da kullanmaya zorlayarak hem mantık hem de yaratıcı taraf geliştirilmiş olur. Çalışmamızın amacı, çocukları Go ile tanıştırmak; Go’yu sevdirmek ilk amaçtır.  İlerleyen aşamalarda ise çocukların Go oynayarak zeka ve strateji yeteneklerinin geliştirilmesini sağlamak ve başarılı bireyler yetiştirmek hedeflenmektedir. Hedef Kitle: 7-12 yaş grubu çocuklar (1.grup) Beyninin her iki tarafını da geliştirmek isteyen herkes (2. grup) Varsa Katılımcı Şartları: Başvuru Tarihleri: En geç 15 Şubat’a kadar katılım bildirilmelidir. Uygulama adımları/zamanlama : 23 Nisan’da yapılacak turnuva ile ilk workshop’ı bitirmek amaçlanmaktadır.   Maliyet ve Ücretlendirme: Oyun malzemesi maliyeti: ( Go seti yaklaşık 25 tl, ders eğitim dokümanları: 10 TL) Kişi başı 1ders ücreti: 10 tl Ders süresi 1 saatttir. Haftada 1 ders olacaktır. 8 haftalık bir eğitim düşünülmektedir. Her…

Hayatın tahta üzerindeki yansıması: GO
Oyun/Film felsefeleri / 25 Kasım 2009

Mehmet Emin BARSBEY Türkiye Go Oyuncuları Derneği İstanbul Temsilcisi“Sadece bir oyun” diyerek, Başladılar oynamaya… Evet, dün başlamışlardı…Bu eski Japon senaryosuna konu olan ve günlerce bitmek bilmeyen oyunun adı Go. Uzak Doğu’nun bu kadim zeka oyunu, bir eğlence olmaktan öte bir şey. Hiç çekinmeden söyleyecek olursak: Hayatın yansıması… Go ve hayat arasında yapılan analoji eski zamanlara kadar uzanır. Rivayete göre, oğlunun zekasını geliştirmek isteyen Çin İmparatoru Yao (MÖ 2357-2255 ) oyunu icat etmiştir. Ancak oyun zaman içinde kökleşir. 1200’lere geldiğimizde Go, Çin’de müzik, resim ve kaligrafiyle birlikte kültürlü bir bireyden beklenen Dört Temel Beceri’den biri sayılır. Go sadece seçkinlerin nazik dünyasıyla sınırlı kalmaz. Meşhur savaş stratejisi uzmanı Sun Tzu tarafından kurulan “Karanlık Strateji Okulu” ve Çin devletinin diğer savaş sanatı ustaları tarafından oyun özendirilir ve desteklenir. Uzak Doğu tarihinde yoğun olarak Go oynayan bir başka topluluk ise rahiplerdir. Go oynayan bir rahip ile oynamayan bir rahip arasındaki anlayış farkı, veciz öykülere dahi konu olabilir: “İki rahip, sağanak yağmurun eşliğinde, çamurlu bir yolda yürümekteydi. Köşeyi dönünce, ipekten bir kimono giymiş güzel bir kız gördüler. Kız, bir su birikintisini geçemiyordu. Rahiplerden biri kızı çağırdı ve elleriyle çamurlu yolun karşısına kadar taşıdı. Diğer rahip, gece kalacakları tapınağa dönene dek ağzını açmadı. En sonunda, tapınağa…

Go/hayat oyunu-2
Oyun/Film felsefeleri / 20 Mayıs 2009

Go oyunundan hatırlayacağımız gibi, bir de DAN seviyesine geçebilmiş olanlar mevcut. Şampiyonumuz, DAN seviyesi için OYUNCU terimini kullanmış, “DAN seviyesine ulaşmak için  kendimizi yenmek gerekiyor” demişti. Peki Go oyununda bu nasıl başarılıyordu? “Bildiğim  kadarıyla go da  şu var; herkes bir dan olabilir  eğer  oyundaki hatalardan  kendini  arındırırsan (1). Kendindeki  hataları da  biraz  düzeltirsen (2).” Bu iki şart garip şekilde hem aynı hem de ayrı gibi görünüyorlar! Hay Allah! Bu bize bir yerlerden tanıdık geliyor. Ama nereden?! Fakat sanırım burada yeniden bir alt açıklama gerekiyor. Korkarım bu işin sonunu getiremeyeceğiz; oyun buna izin vermeyebilir. Sessiz olmalıyız. Duyarmış gibi, duymazmış gibi. Anlamazmış gibi olmalıyız. Şimdi bizim dolaşık ipeksi atamız TEK iken ve kendilerinde daha o zaman minicik bir sapma varken, BİRin ağzına doğru yeniden katlanıp bükülmek isteği ile bu çareyi gerçekleştirmişlerdi ya; ikiye bölünmeyi yin ve yang olmayı kastediyorum. Yaşam yani oyun bilgisi çok sadeydi o zamanlar. Oysa oyunlar ilerledikçe yaşam bilgisi zenginleşmeye başladı.  Gerçi bunların çoğu birbirini değişik açılardan tekrar ediyordu ama tüm bu hikaye nesilden nesile taşınıyordu. Görünüşte mitler, destanlar vasıtasıyla gibiydiler, ancak bunların tam ve eksiksiz taşınımı anima yoluyla oluyordu. Bütün bu hikaye (belki)genetikte şifrelenmiş ve bu yolla insandan insana, nesilden nesile taşınmaktalar. Bir insan doğarken, animusu dünya gezegeninin…

Go Oyunu -2
Oyun/Film felsefeleri / 04 Mart 2009

Her şey bir oyundan ibaretse bin yılların oyunu GO’ya biraz daha alıcı gözle bakalım derim. Bu bilgileri de “Google”dan niyaz etmiş olduğumu anlarsınız tabii! Go için ‘kökten gelişen ardışık bir taş oyunu’ denebilir. Go, 9×9, 13×13 veya 19×19 inçlik bir tahta üzerinde siyah ve beyaz taşlarla oynanır. Oyuna başlarken tahta boştur ve sırayla hamle yapılır. Zayıf oyuncu siyah taşları alır ve ilk hamleyi yapar. İki oyuncu sırayla taşlarını, tahtadaki çizgilerin kesişim noktalarına yerleştirirler. Oyunun amacı, tahta üzerinde en fazla alanın etrafını kendi renginizdeki taşlarla çevirmek. Bu esnada etrafı tamamen rakip oyuncunun taşları tarafından çevrilmiş taşlar esirdir ya da ölü sayılır ve tahtadan kaldırılır. Uzak Doğu sporlarında olduğu gibi kyu ve dan kavramlarını esas alan bir reyting sistemiyle, tüm oyuncular yaşamları boyunca süren ve gelişimlerini yansıtan bir seviyelendirmeye göre değerlendirilir. Anonim bir özdeyiş uyarınca Go tahtası, anlar akıp giderken oyuncuların akıllarının bir aynasına dönüşür adeta. Bir Go ustası, oynanmış bir oyunun kayıtlarını incelerken, öğrencisinin hangi noktada aç gözlülüğe kapıldığını, ne zaman yorulduğunu, nerede aptallaştığını ya da güzel hizmetçinin odaya hangi hamle öncesinde çay servisi yaptığını söyleyebilir. (Adeta akaşik kayıtlar gibi! Bakınız  yukarılarda bir yerde anlattım) Temel kuralları çok basit olduğu halde olasılıklarının sonsuz çeşitliliğinden dolayı ileri aşamalarında çok karmaşıklaşan bir sisteme…

Go ve ustalık
Oyun/Film felsefeleri / 07 Ocak 2009

Bireyselleşmiş olan ruh, oyuna tekrar döndüğünde (yeni bir bedende can bulduğunda) çok önemli bir kaza olmazsa artık bu konumunu hep devam ettirecek demektir. Taa ki “usta” oluncaya kadar.   Dünya oyununda öğrenci ile oyuncu arasında ne gibi farklar var?   Bu farkları yazmaya zahmet etmeyeceğim. Kısaca, öğrenci kendini usta sanır, oyuncu ise bi b.. olmadığını bilir; fakat olma ümidindedir diyebilirim. Usta ise ümidini bile kaybetmiş olandır. Çünkü ümidin en büyük engel olduğunu bilir.   Go oyununda usta olmak için oyuna kendinden bir şeyler koymak gerekirmiş. Yani artık önceden hazırlanmış göze hoş gelen şekilleri kendince değiştirebilen, tesuji yapabilen, usta sınıfına giriyor. Usta artık, oyun atlamaya adaydır tabii belli zamanlarda gelen asansörü yine de bekleyecek. Yani hasat ya da kıyameti. Ustalığında kendi içinde dereceleri var. Zaten her iki ucun arasında sayısız kademeler, kademelerin altında sayısız alt kademeler var. Eğer buna girecek olursak kendimizi kaybederiz. Size anlattığım her şeye, aslında gündelik hayatınızın içinde ve belki bir günde yüzlerce kez şahit oluyorsunuz. Örneğin, öğrenci-oyuncu-usta sınıflaması için olimpiyat oyunlarını bir gözden geçirin. Olimpiyat için milyonlarca insan hazırlanmaya başlar; ama yalnızca bir tanesi madalya alır. Altın madalyalı bir sporcunun ne zaman gezgin olduğunu, nasıl alt oyunların etkisine kapılabildiğini ve nasıl derecesinden düştüğünü, bilen bilir.   Fakat…

Şansını fazla zorlama!
Blog , Oyun/Film felsefeleri / 01 Ocak 2009

Zaman zaman böyle dendiğini duyarız. Bi çok durum için söylenebilir. İnsanlar, ülkeler ya da medeniyetler şanslarını nasıl zorluyorlar? Önce bu konu nerden aklıma geldi onu anlatayım. Bugün öğleden sonra GS Üniversitesinde bi GO toplantısına gittim. Ciddi ciddi bu oyunu öğrenmeye niyetliyim 🙂 Orada benim gibi bi kaç çaylak ve bikaç oyuncu ve bir tane de üstad vardı. Üstad dediysem gözünüzün önüne yaşını başını almış bir zat gelmesin. GO oyununda üstatların hangi yaşta olacakları hiç belli olmuyor. Neyse biz açıklamaları dinledik, biraz ısınma oyunları oynadık. Gitmeden hemen önce go oyuncusu çok cici bir genç kız, oynadığımız son oyunla ilgili bana bir taktik verdi; Şimdi küçük tahtada, bu sayıda (yirmi kadar taşı esir düşmüştü) taşı kaybedince artık oyuna devam etmenin anlamı kalmıyor. Bu kaybı telafi edemezsiniz. Oysa 19X19 luk esas tahtada bu durum başınıza gelse, hiç aldırmadan başka bi köşeden yeniden başlar, kendinize yeni bir alan yaratabilirsiniz. Hımmmm… Hava kararmıştı. Ağaçlıklı yolda mutlu mutlu yürürken bunu düşündüm. Bir an için büyük tahta yerine, kendi hayat oyunumuzu alalım dedim. Burada nerdeyse hiç sınır yok gibi. Varsa bile o, hayatın değil kendinizin sınırıdır! 🙂 Bu durumda insanlar neden tahtanın bir ucunda tıkılıp kalıyorlar? Şimdiye kadar gördüğüm hayat oyunu şablonları gözümün önünden hızla aktılar, aklımda kalanlar…