Bilişim/İletişim Çağı ve AlphaGO
Genel , YENİ DÜNYA / 16 Temmuz 2017

1980’lerde İnternet’in kullanımının yaygınlaşması ve nihayet 1995’te tamamen serbest bırakılmasından sonra endüstri sonrası terimi yerini enformasyon sözcüğüyle değiştirmiş[, kavram Türkçeye Bilişim Çağı ya da Bilgi Çağı olarak yerleşmiştir. Günümüzde “Bilişim Çağı” terimi, 1990’lardan bugüne kadar olan süre için kullanılmaktadır. Alberts, Papp ve Kemp’e göre Bilişim Çağı başlıca sekiz alandaki teknolojik gelişmeler üzerine kurulmuştur:   Gelişmiş yarı iletkenler. Gelişmiş bilgisayarlar. Fiber optik iletkenler. Hücresel (mobil) iletişim teknolojileri. Yapay uydu teknolojisi. Gelişmiş bilgisayar ağları. Gelişmiş insan-bilgisayar etkileşimi. Dijital (rakamsal) iletişim ve veri sıkıştırma. *Techworm’dan alıntı   Görünen o ki bu sekiz dalda uzmanlaşma en azından önümüzdeki 300 yıla damga vuracak. Diğer yandan, Gayrı resmi (çünkü resmi olarak halen Yakın Çağ devam ediyor görünüyor) Bilişim ve iletişim çağında, en büyük şikayetin bilgi ve iletişim eksikliği oluşu kafa karıştırıcı! * Homosapiens için çanlar çaldı mı? Skynet olası bir geleceğin habercisi miydi bir çok bilimkurgu gibi Lee Sedol ile gururlanmak konusu? Dünyanın en eski ve en zor strateji oyununda yapay zekaya 4-1 yenilen fakat bu kadar da sevilen Lee Sedol Güney Koreli ve sanırım 9 dan oyuncusu. Bakın hakkında neler söylenmiş: “9 dan seviyesindeki Go stratejileri hakkında fazla bir şey bilmiyorum ama spor hakkında oldukça bilgiliyim ve Lee Sedol’ün tüm seri boyunca gösterdiği soğukkanlılık ve asalet…

Ustalık ve asansör
Kitap Özetleri / 31 Temmuz 2011

Kısaca, öğrenci kendini usta sanır, oyuncu ise bi bok olmadığını bilir; fakat olma ümidindedir diyebilirim. Usta ise ümidini bile kaybetmiş olandır. Çünkü ümidin en büyük engel olduğunu bilir. Go oyununda usta olmak için oyuna kendinden bir şeyler koymak gerekirmiş. Yani artık önceden hazırlanmış göze hoş gelen şekilleri kendince değiştirebilen, tesuji yapabilen, usta sınıfına giriyor. Usta artık, oyun atlamaya adaydır tabii belli zamanlarda gelen asansörü yine de bekleyecek. Yani hasat ya da kıyameti(evrensel asansör-bakınız the cube filmi). Ustalığında kendi içinde dereceleri var. Zaten her iki ucun arasında sayısız kademeler, kademelerin altında sayısız alt kademeler var. Eğer buna girecek olursak kendimizi kaybederiz. Size anlattığım her şeye, aslında gündelik hayatınızın içinde ve belki bir günde yüzlerce kez şahit oluyorsunuz. Örneğin, öğrenci-oyuncu-usta sınıflaması için olimpiyat oyunlarını bir gözden geçirin. Olimpiyat için milyonlarca insan hazırlanmaya başlar; ama yalnızca bir tanesi madalya alır. Altın madalyalı bir sporcunun ne zaman gezgin olduğunu, nasıl alt oyunların etkisine kapılabildiğini ve nasıl derecesinden düştüğünü, bilen bilir. Fakat bütün bunlar bana göre yine de boş şeyler. Oyun oyundur. -Bir Kadını Öldürmek- Kitabından alıntı Tesuji: Belli bir alandaki en başarılı, verimli hamle; beceri dolu taktik hamlesi; belli bir bölgedeki taşların en verimli kullanılmasını sağlayan hamle.

Orta nokta
Felsefe ve Kuantum / 04 Ekim 2010

Bikaç ay önce okuduğum Amerikan Gods kitabından bir bölüm hatırladım dün. İstanbulun orta noktasını konuşuyorduk sanırım bu hatırlattı. Bir zamanlar Amerikanın orta noktasını bulmak için bir çalışma yapılmış ve bir yer tespit edilmiş, tarlaların ortasında bi yermiş. Hemen oraya bir anıt dikilmiş. Bir kaç girişimci de bu noktanın çok insan tarafından merak edileceğini ve bu sebeple yerli yabancı bir çok insanın buralara akın akın geleceğini öngörerek, anıtın çervresine residenceler alışveriş noktaları parklar vs vs yapmış ve müşterileri beklemeye başlamşılar. Gell gör ki büyük bir hayal kırıklığı olmuş çünkü kimse gelmemiş! Yazar, orta noktanın nötr olduğunu bu sebeple insanları çekmediğini düşünüyordu. Ve fakat tanrılar için bir dokunulmazlık alanı yarattığı için her türlü anlaşma, değiş tokuş işlemini o noktada barış içinde yapabiliyorlarmış. Yani savaşmak için gereken güç yokmuş orada bu sebeple Amerikanın orta noktası tanrıların işine yaramış.  🙂 Not: Orta nokta için GO lisanında Dame desek olacakmış gibi. Dame: Tarafsız nokta; genellikle oyunun son aşamasında konumu kesinlik kazanan, iki tarafa da ait olmayan, puan özelliği taşımayan, oynanması oyunun akışı içinde hiçbir şeyi değiştirmeyecek olan nokta.

Go Oyunu -2
Oyun/Film felsefeleri / 04 Mart 2009

Her şey bir oyundan ibaretse bin yılların oyunu GO’ya biraz daha alıcı gözle bakalım derim. Bu bilgileri de “Google”dan niyaz etmiş olduğumu anlarsınız tabii! Go için ‘kökten gelişen ardışık bir taş oyunu’ denebilir. Go, 9×9, 13×13 veya 19×19 inçlik bir tahta üzerinde siyah ve beyaz taşlarla oynanır. Oyuna başlarken tahta boştur ve sırayla hamle yapılır. Zayıf oyuncu siyah taşları alır ve ilk hamleyi yapar. İki oyuncu sırayla taşlarını, tahtadaki çizgilerin kesişim noktalarına yerleştirirler. Oyunun amacı, tahta üzerinde en fazla alanın etrafını kendi renginizdeki taşlarla çevirmek. Bu esnada etrafı tamamen rakip oyuncunun taşları tarafından çevrilmiş taşlar esirdir ya da ölü sayılır ve tahtadan kaldırılır. Uzak Doğu sporlarında olduğu gibi kyu ve dan kavramlarını esas alan bir reyting sistemiyle, tüm oyuncular yaşamları boyunca süren ve gelişimlerini yansıtan bir seviyelendirmeye göre değerlendirilir. Anonim bir özdeyiş uyarınca Go tahtası, anlar akıp giderken oyuncuların akıllarının bir aynasına dönüşür adeta. Bir Go ustası, oynanmış bir oyunun kayıtlarını incelerken, öğrencisinin hangi noktada aç gözlülüğe kapıldığını, ne zaman yorulduğunu, nerede aptallaştığını ya da güzel hizmetçinin odaya hangi hamle öncesinde çay servisi yaptığını söyleyebilir. (Adeta akaşik kayıtlar gibi! Bakınız  yukarılarda bir yerde anlattım) Temel kuralları çok basit olduğu halde olasılıklarının sonsuz çeşitliliğinden dolayı ileri aşamalarında çok karmaşıklaşan bir sisteme…

GO Oyunu ve Murphy
Oyun/Film felsefeleri / 04 Şubat 2009

Bir de ünlü karamsar filozofumuz Murphy’nin go yasaları var. Yasaları aşağıdaki gibi sıralamışlar, ben de her  birini kendi teorimle özdeşleştirdim ve yasaların altına ekledim. 1)    murphy’nin yasası: “eğer bir şeyin yanlış gitme olasılığı varsa, yanlış gider”      · oyunu kazandığınızı düşündüğünüz anda kaybedersiniz.      (Kaybettiğinizi düşündüğünüzde de kazanırsınız. Çünkü oyunda her şey karşıtı ile varolur. Mesele olasılıklardan birine bağlanmamaktadır.)      · oynanabilecek bir çok kötü hamle arasından, zayıf oyuncu en kötüsünü seçer.      (O zaten bu sebeple zayıf oyuncu unvanını almıştır!)      · zayıf oyuncu uzun süre düşündükten sonra, taşlarının ölmesini sağlayan tek hamleyi oynar.      (Demek ki düşünmek zayıflığa çare değil. Hamle yapmadan önce düşünmek yararsız. Burada sezgi ve duygulara daha çok iş düşüyor fakat hamlenin neticesi üzerine tarafsız bir yorum yapmak mümkün olabilseydi işte burada düşünmek işe yarayabilirdi. Oysa biz kendimizle ilgili konularda tarafsız olamayız. Bu sebeple düşünmek hiçbir yerde işimize yaramıyor.) · her çözüm yeni sorunlar yaratır. (Çünkü her çözümde  seçim yapar ve BİR malzemesini öldürürsünüz. Ölüler yaşayanlara dert çıkarır!) · taşlarınız ölmüş gibi görünüyorsa daha fazla üzerinde durmayın. (Dursanız da elinize bi halt geçmez! Ölüler giderek çürür, fena kokular çıkarır ve bir çok börtü böceği kendine çeker. Neden? Çünkü ölünün kendi bile tüketilip bir an önce…