Gerçek ve Gül
Blog / 21 Haziran 2009

Gerçekler gül gibidir, sadece kısa bir an için güzelliğin doruğuna erişirler. -S.Atasoy Bu kadar geçici olmaları yine de kıymetlerini düşürmez değil mi? Biz onu elden geldiğince uzatırız bi yolla; parfümü ile, reçeli ile, fotoğrafları ve bilimum resimleri ile hayatımızın tümüne yaymaya çalışırız 🙂 Aslında dünyadaki hemen herşey gibi çiçekler de bize tüm oluşu özetlemek için her an canla başla uğraş veriyor. Bahçesi olan ve onun bakımıyla uğraşırken zevkten kendini kaybeden isanlara gıpta ile bakıyorum. Onlar bir anlamda çobanlar gibi ulvi bir iş yapıyorlar. Bizim gibi (sanatçılar, filozoflar, vs) gerçekliği saklama ve yayma gayreti içinde değiller, hatta belki bu iş onlara gülünç geliyor olabilir. Mevsimler ve gerçekler birbiri peşisıra gelip geçiyor onların önünden. Sadece çok kısa bi an parlamaları için diplerini çapalıyor, gübreliyor, ilaçlıyor ve hepsinden öte her an onlara dokunuyor ve sevgilerini paylaşıyorlar. Bir de Çin Bahçesi kavramı var: Çin bahçelerinde mistik bir anlayış içinde gizlilik, içe dönüklük ve doğal elemanlara öncelik tanıma ön plandadır. Birçok anlatımlar taş ve kayalarla ifade edilir, örneğin, çam-erik-bambu ‘soğuk mevsimin üç dostu’; şeftali tek başına ‘ölmezlik’; çam ve bambu ‘uzun ömürlülük’: muz ise Verimlilik’ simgesi olarak değerlendirilir. Ancak, Krizantem, mor salkım, sarmaşık güller ile ‘çiçeklerin kralı’ olarak isimlendirilen şakayık (Poenia suffruticdsa) ve Budıstlere göre…

Matrix-Gerçekliğin hapı ne renk?

 MATRİX – GERÇEKLİĞİN HAPI NE RENK?  Matrix Wachowski kardeşlerin 1999’da yeni milenyum öncesi dünyayı sarstıkları film. Matrix üzerine çeşitli yorumlar yapıldı. Filozoflar dış dünya gerçekliğini sorguladılar. Din bilginleri mitolojik terimleri hıristiyanlığın, budizmin ve hıristiyanlığın başlangıcındaki sırları bilen mezheplere gönderme olarak yorumladılar. Bu filmlerin kaçınılmaz olarak iğneleyici, batıcı, alaycı, rahatsız edici ve nüktedan şekilde verilen politik yankıları da mevcuttur. Dünyanın nasıl yönetildiğini açımlamaktadırlar.   Filmin konusu özetle şöyledir: Bilgisayar hekırı Thomas Anderson dünyada sıradan bir yaşam sürmekte ve 1999 yılında yaşadığını sanmaktadır. Gizemli Morpheus’la tanışınca gerçeğin farklı olduğunu fikrine toslar. Aslında 200 yıl ötededirler ve akıllı makineler dünyada kontrolu ele geçirmişlerdir. Bilgisayarlar 20. yüzyılın sahte bir kopyasını oluşturmuşlardır. Aslında insanlar küçük hücrelerde hapistirler. Bütün bu sahte hayat ve makineler varlıklarını onların ürettiği biyo enerji vasıtasıyla sürdürülebilmektedir. Anderson, Neo yani Yeni lakabıyla makinelerin ürettiği insan kılıklı ajan Smithlerle mücadele etmeye başlar. Dünyayı yeniden insanların idaresine kavuşturmaktır amacı.   Bu mega bütçeyle üç bölüm halinde gösterilen film çok ilgi gördü. İnsanlar Matrix’in ana öyküsünde ve Anderson’un mücadelesinde neyi ilginç bulmuşlardı? Film tekniği gerçekten harikaydı. Bu tek başına yetmezdi. Bu öyküde bizi çeken neydi?   Ünlü Polonyalı bilim kurgu yazarı Stanislaw Lem meslekdaşlarından birkaç on yıl önce 1964’te yayımlanan summa techonologiae adlı kitabında Phantomat (benim…

Gerçeklik Bağlantısı
Rüya/Psikoloji / 20 Mart 2009

Şizofreni gerçeklik bağlantısının kaybolması ve bireyin hayal dünyasında yaşaması olarak tanımlanmasına rağmen ben şizofrenlerin özel insanlar olduğu inancındayım. Şizofrenlerin genelde çok zeki ve algıları açık, empati yetenekleri çok ileri seviyede olduklarını düşünürüm. Genelde toplumda tehlikeli oldukları inancı yaygındır. Bana göre, şizofrenler kendi iç dünyalarında yaşadıkları ve toplumla ilişkiyi kestiklerinden diğer insanlardan çok daha az tehlikelidirler:))) Onları saldırgan yapan ise bilinçaltında yaratmış oldukları korkudur.Şizofreninin birçok tipleri vardır. Özellikle paranoid şizofrenler tehlikeli olabilmektedir. Bu da güven eksikliğinden ve kendilerine diğer insanların zarar verebileceklerini düşündüklerinden, nadir de olsa saldırgan olabilirler. Bu sadece kendilerini tehlikeli olduğunu düşündükleri kişilerden savunmaya yönelik bir davranış şeklidir. Tıp şizofreninin nedenlerini tam olarak çözümleyebilmiş değildir. Ama beyin kimyasındaki bozukluklar, ağır psikolojik travma, genetik faktörler ve ensest ilişki sonucu gelişen travma olarak nedenlerini tanımlamıştır. Konuyla ilgili bir kaynaktan aldığım bilgiler ve tıbben yaklaşım ise şu şekilde olmaktadır. Şizofreni hastaları dünyayı değişik algılar. Normalde çevrede varolan uyaranlar dışında olmayan sesler, hayaller, garip kokularla dış dünya karışık ve anlaşılmazdır. Bu ortamda hastalarda anksiyete artışı, heyecan ve korku sıktır. Bu duygulardan dolayı normal olmayan davranışlar sergilerler. Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Bazı hastalarda aniden ortaya çıkabileceği gibi, çoğu hastada sinsice yavaş yavaş gelişir. Yavaş seyir gösteren şizofrenide başlangıçta dikkat toplama güçlüğü, toplumsal…

Kadın’ın yeni çağ eğitimi
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 09 Şubat 2009

Konu başı Exit–>Kadınlar yazısı için Bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=863 Konu ile ilgili yorumlara cevaben: Erkekler hiç bir zaman “kendi başlarına” olamıyorlar ki, yıkıcılıklarını onlara mal edebilelim. Dünyayı onlara  0-6 yaş aralığında iken büyük olasılıkla bir kadın öğretmiştir. Ne göreceklerini, ne duyacaklarını ve koklayacaklarını, nasıl yorumlayacaklarını o kadın belirlemiştir. Bu daha sonraki bilgilerle-eğitimle hemen hiç değişemez (bilimsel verilere dayanarak söylüyorum). Ayrıca birçok anne, oğulları ile olan göbek kordonunun gerçeğini (fiziksel olanı doğumdan sonra hemen kesilir), hiç koparmaz, ölümüne kadar bu kordonla birbirlerine bağlı olarak yaşarlar. Bunun kız çocuklarla olanı nispeten düşüktür; çünkü kız çocuğu kendinde doğurma kapasitesi olduğundan bu bağı cesaretle kendisi kesebilir. Anne ile kordonu kesebilen erkeklerin bir çoğunun da bu misyonu eşine transfer ettiği gözlemlenen bir durum. Bu konu gerçekten de çok önemli ve çok geniş bir konu, zaman zaman ele alıp yazıyorum, okuyanlardan fazla tepki almıyorum, belki de abarttığımı düşünüyorlar belki de yazdıklarımı hiç görmüyorlar 🙂 Neyse ki son yıllarda bilimsel veriler de bazı açılardan benim görüşlerimi desteklemeye başladı (bunun sebebi bazı konularda kritik kütleler aşıldı!), bütün bunları açıklayabilmek için bildik “gerçek”liğin hangi şartlarda nasıl oluştuğunun açıklanması lazım. Yani: “gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler” kuantum önermesinin nasıl çalıştığının anlaşılmasıdır. Buradaki bilinçli gözlemci, insandır ve bunu kendilerinin pek de farkında olmadıkları bir…

Gerçekler…
Blog / 01 Şubat 2009

“Bütün gerçekler üç aşamadan geçerler.Önce alay edilir, ikinci olarak şiddetle karşı çıkılır, ve üçüncü olarak da “besbelli” diyerek kabul edilir.” Arthur Schopenhauer Bu durumu biz nerdeyse çocukluğumuzdan beri biliriz, örneğin söylediklerimin başka zaman ve yerde bir kapıcı tarafından onaylanmadıkça genelde dikkate alınmadığını bilfiil gözlemlemiştim. Hatta yakınlarımla aramızda bu şakayı yapardık. Önce alay, sonra mümkünse tahrip, sonunda “besbelli”… Sabah sabah beni güldürdü. Bunun bazen şöyle bir devamı da var “ben söylemiştim…” , gerçi biçoğumuz bunu da söylemeye üşeniyor artık! Bu mucizevi  yaşamın tadını çıkarmak ve her an bi yerden sıçrayıp üstünüze gelen sürprizleri karşılamak çok zevkli. Burada aklıma gelen bir kuantum önermesini anmadan geçemiyeceğim (geçerim de geçmemeyi seçtim!- dilimiz ne kadar lastikli!-): Doğanın türlü olasılıklarından biri hangi aşamada ve niçin , kendini “gerçek şeyler” dünyasında sabitler?     Olasılık dalgası görünümündeki bir elektron bir yörüngeden diğerine geçmeye niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı     olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer! (Bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=203 ) Yani biz artık, gerçekliğin “besbelli” aşamasını değil, neden bu gerçekliğin sahnede göründüğünün peşindeyiz 🙂

Özgün olun-Gerçek olun
Blog , YENİ DÜNYA / 16 Ocak 2009

İki Önemli Anahtar –Özgün Olun Özgün olmak demek, özgün olmaktır. Geçmişte yaptıklarınıza ya da başka insanların sizin yaşamınızın kalıbını yaratmak için yaptıklarına dayanmaktan ya da güvenmekten vazgeçin. Özgün, yeni anlamına, daha önce hiç yapılmamış anlamına gelir. Özgün demek, içinizin derinliklerinden – yaratıcılığınızdan, benzersizliğinizden, Benliğinizle olan birliğinizden geliyor demektir. Şimdi, bu, yaşamınızda herşey özgün olmak zorunda, demek değildir, ama yaşantınıza özgünlük katmaya başlayın, lütfen. Sizden ve yalnızca sizden gelen bir şey. Diyorsunuz ki, “Peki ama nasıl bileceğim?” Çünkü sizin gibi, kendiniz gibi hissedilecektir. Özgün hissedilecektir. Size heyecan verecektir. Kopyalamak, o belli etkinliğin ya da yaratının heyecanını ve coşkusunu azaltır. Bu, büyük laf etmek oluyor ama, şu anlama geliyor, kopyaladığınız zaman, o akan, genişleyen yaşam enerjisi nasıl olabilir? Sadece kopyalıyorsunuzdur. Güvenceye oynuyorsunuzdur. Size meydan okuyacağım – iyi yaşamları olan sizler, sıkıcı yaşamları olan sizler – ben, özgün olmanız konusunda size meydan okuyorum. Özgün bir şey yapın. Bu, garip ya da tuhaf anlamına mı geliyor? Belki, ama öyle olması gerekmiyor. Sizden, kendinizden geliyor olması anlamını taşıyor. Bu sizin tanrısallığınızın sesi ve enerjisi ve bilincidir, ve o oynamak istiyor – oyun değil – ama yaşamın içinde sizinle oynamak istiyor. Özgün olmakla, bu zarif, basit enerjiyi yaşamınıza sokarsınız. –Gerçek/Otantik Olun Gerçek olun. Gerçek olun. Dünya…

Yanılsama ve Gerçeklik – Christopher Caudwell
Felsefe ve Kuantum , Kitap Özetleri / 24 Kasım 2008

 1. Şiirin Doğuşu   Şiiri, günlük konuşmanın yüceltilmiş bir biçimi olarak tanımlayabiliriz. Bu yüceltme onu sıradan konuşmadan ayıran ve ona gizemli, biraz da büyülü bir güç veren biçimsel bir yapıyla (ölçü, uyak, söz yinelemesi vbg) kendini gösterir. Yinelemeler, eğretilemeler, karşıtlıklar vardır; biçimsellikleri yüzünden şiir sayarız onları biz. İlkel topluluklarda dilin bu yüceltilişine, çoğunlukla bütün topluluğun katıldığı törenlerde rastlıyoruz. Ritmik ya da vezinli dilin, yazının bulunuşundan önce hep kaba bir müzikle birlikte olduğu, hareketler ve sıçramalar, bağırmalar ve anlamsız haykırışlar, sopa ve taşların birbirlerine vuruluşuyla çıkarılan bir takım seslerle ifade edilen bir yerli beden ritminin, dansın, müziğin ve şiirin ortak atası olduğunu söyleyebiliriz. İlkel insanın sözcükler içinde aradığı gerçekliğin imgesi değişik türdendir: İnsanın kendi düşmanını kendisinin yaratması gibi büyülü bir kukla imgedir o! İnsan onun üzerinde çalışırken, gerçekliğin kendisi üzerinde çalışmış olur. Renksiz, kuru bir anlatım, ilkel kültürle yoğrulmuş bir kafaya yabancı gelir; bir amacı olmayan dili almaz ilkel insanın kafası. Ritmik dilin amacı ise apaçıktır: ona kendisini güçlü hissettirecek, tanrılardan kopmamış hissetirecek bir duygu vermek. Genellikle günlük konuşma üzerine kurulmuş olan ritmik olmayan dil, bireysel inandırmanın dili; kollektif konuşmanın dili olan ritmik dil ise, toplumsal coşkunun dilidir. İlkel kültür düzeyinde dilde en önemli ayrım budur.   Şiir, özellik bakımından şarkıdır;…

Fraktaller
Blog / 03 Kasım 2008

FRAKTALLER Bu sabah uyandım ve dilimde bi laf: “Düzenli yapılar ve fraktaller”, hani bi şarkı çalar ya sebepsiz yere içinizde aynen öyle 🙂 Halbuki ne yatarken ne de son günlerde ilgilendiğim bir şey değil. Neyse hayırdır inşallah dedim ve -iste versin google-ı açıp şöyle bi baktım. Zaten fraktalin ne olduğunu bilirdim de, şu anda bana ne gereği var onu anlamaya çalışıyordum! “Şekilleri tanımlama sanatı geometri, düzensiz şekilleri tanımlamaktan vaz mı geçmeli? Eğer doğrular, çemberler ve eğriler, düzensiz yapıları hesaplamak için hiçbir fayda sağlamıyorsa ne yapmalı?” diye başlıyordu bi sayfada, bu dikkatimi çekti. Ve şöyle sade bir tanım yapıyordu fraktal için: Düzensizligi ele almanın biçimi Bana bi gülme geldi. Ki bu iyiye işaret. Doğru bi iz üzerinde olduğumun kanıtı olarak yorumladım bunu. Julia’nın öğrencisi olan Mandelbrot 70’li yıllarda elektronik “gürültü” analizi üzerinde çalışmalar yaparken, bu gürültülerde, bilinen istatistik yöntemlerle açıklanamayacak salınımlarda bir yapı olduğunu algıladı. Daha sonra yaptığı çalışmalar sırasında, bu matematiksel modellemenin, hem doğal biçimler hem de endüstriyel ürünlerin tanımlanmasında kullanılabileceğini görerek, fraktal objeler kavramını ortaya attı. Klasik geometrinin tanımlayamadığı düzensiz objelerle ilintili olan bu kavram, matematikte çok önemli bir gelişmenin başlangıcını oluşturdu. Uzmanlara göre, fraktal modellerle elde edilen gelgit yükseklikleri, ya da pamuk fiyatları analizleri gerçeğe yakın değerler veriyordu….

Kadın Odası-Bıyıksız profesyoneller Zirvesi için konuşma metni.
Eğitimler , Felsefe ve Kuantum / 03 Kasım 2008

Sevgili misafirler, sözlerime ünlü kuantum fizikçisi Donah Zohar’ın Kuantum Benlik kitabının önsözü ile başlamak istiyorum: “Bu kitaba başlamam çok garip oldu. Üç yıl önce bir televizyon ekibi, sezgisel bilgi ve modern fizik üzerine yazdığım başka bir kitap hakkında bir söyleşi yapmak üzere beni aradıklarında, özür dileyerek o sırada hamile olduğumdan bu kadar soyut bir konu üzerinde düşünebilmemin zor olacağını söyledim. Yapımcı bana “peki o zaman hangi konuda konuşabilirsiniz?” diye sorunca ellerimi açıp “annelik” dedim. Bunun üzerine annelik ve modern fizik hakkınds hepimizi şaşırtacak denli uzun bir söyleşi yaptık. Hamileliğim süresindeki ruh halimi, ilk çocuğumun doğumunu ve kendimi anne olarak nasıl hissettiğimi, kuantum fiziğindeki atom-altı parçacıklarının garip dünyasının tanımlamalarıyla anlatırken buldum kendimi. Gerçekliğin kuantum fiziğinde çizilen tuhaf resmi aynı derece tuhaf olan hamilelik halinin ve anneliğe ilk adımın deneyimlerini anlatırken bana çok zengin bir imgeleme gücü vermişti. Daha sonra bu söyleşi, beni çok şaşırtarak, kuantum fiziği üzerine yapılan bir televizyon programının temelini oluşturup, bu kitabın da bir bölümü oldu. Ayrıca içimdeki bir şeylerin yeniden uyanmasını sağladı.” Bu pasajı sizler gibi zeki ve kendini kanıtlamış kişilere açımlamaya çalışmayacağım, bunun yerine sizleri biraz kendi konuma, yani metaforlar dünyasına bir gezintiye davet edeceğim. Metafor kelimesi Fransızcadan dilimize gelmiş ve artık lisanımıza mal olmuş bir…