Dikkatim Nerede?
Urban Shaman / 29 Ekim 2016

Biyolog Rupert Sheldrake’e göre, bilincimiz onun morfik alanlar olarak adlandırdığı, görülmeyen kolektif alanlara bağlıdır. Bir grubun her üyesi kolektif morfik alana hem katkıda bulunur ve hem de bu morfik alanın toplam farkındalığına erişebilir. Her bir tür için, sayısız morfik alanlar mevcuttur. Yani bir davranışı yada düşünceyi belirli bir sayıda insan onaylayıp yaptıktan sonra o düşünce otomatikmen dünya genelinde herkesin aklına gelmeye ve yayılmaya başlıyor. Rupert Sheldrake’in izlenme hissi deneyi ilgimi çekiyor; Başka biri dikkatini bir insana yönlendirdiği zaman – o insan bunun bilmese bile – dikkatin yönlendirildiği insanın biyoenerji alanı değişir. Uzaktan şifa yöntemlerinin bu şekilde çalıştığını zaten biliyoruz ancak Dikkatin yönlendirilmesi konusu sadece şifa olayında geçerli değil ve nerdeyse hayatımızın tamamını kaplıyor bu işlem. Urban Shaman konseptini takip etmiş olanlar “dikkat” konusunda ne derece önem verildiğini hatırlayacaklardır. Kendimizi yaşam gibi zamanın kısa bir diliminde sadece evrenden gelip geçen kişiler olarak değil yaradılışa katılanlar olarak düşünmemiz kozmozun ne olduğu ve nasıl işlediği konusunda yeni bir algı biçimi gerektirir. Gerçeklik seviyelerinin altında yatan yaratıcı operasyona dikkat yöneltelim.  

Yeni’den Doğan

Bazen bazı sözler büyülü gibidir,seni bağlar tutsaklaştırır bazen de farkındalığında yeniden biçimlenir seni yeni’den doğurur eskisinden özgürleştirir… YENİ’den DOĞAnlara kitabının bir çok söz’ü beni zenginleştirdi,özgürleştirdi. İşte bunlardan biri: ”Birkaç ay önce bir gece yine A ile mutat düşünce seanslarımızın birinde nasıl olduğunu anlayamadığım bir hale geçmiştim.Birden tek bir göz olarak her şeye bakarken buldum kendimi.Bu bildiğimiz her şeyi içine alan dünya ve evreni içbükey bir aynada seyretme duygusuydu.İrkiltici gelmişti.Zaten tedirginlik hissettiğimde yeniden normal iki gözlü yaşamıma döndüm.Sanırım bu deneyimimden sonra bazı şeyler değişti.Ne olduğunu tam olarak ifade edemeyeceğim.Zaten sık sık her şeyi uydurduğuma kendimi ikna etmeye çalışırken yakalıyorum kendimi.Sonra bu cümlenin anlamsızlğına ve saflığına uzun uzun gülüyorum.Uydurmayı küçümsemek iliklerimize işlemiş. Uydurma konusunda dört ihtimalden birini,ya da birden çoğunu aynı anda kullanabiliyoruz. 1.Hiçbir şey uydurmaz,uyduranları da taşa tutarsın. 2.Arada uydurur ancak bunları asla gerçekle(!) karıştırmazsın. 3.Çok uydurur,arada bunları gerçek sandıklarınla karıştırırsın. 4.Çok uydurur,uydurduklarının gerçeğe dönüştüğünü bilirsin. Ben ilk yaşamımda ikinciyi,ikinci yaşamımda üçüncüyü,üçüncü yaşamımda dördüncüyü kullandım.Bundan sonra ne olacağını bilmiyorum.” Ezgi Sezgi -15.06.2016

Laniakea – İlk Yorumlar

Beklediğim kadar iyi olmuş kitap.. Hatta çok daha iyi.. Dahası,  “işte budur” dedirtti bana kaç defa.. Yani o kadar kafamdaki modele yakın.. Seninle aynı frekansı yakalamış olmaktan – bilmiyorum kaçıncı defa – derin bir memnuniyet duydum yine.. Sen yalnızca filozof değilsin güzelim, yeni dünyanın kurucularındansın.. Tamam rüya, tamam senin anladığın birlikte yaratma ama ben hep derim varlıkların özgül ağırlık dereceleri farklıdır. Biliyorsun astrolojide anne karnındayken aldığımız tutulma etkisi, bu reenkarnasyondaki  varoluş nedenimizi işaret ediyor.  Senin tutulman  Oğlak burcunda.  Yani yeni sistemler, kurallar  ve yapılar kurmak için buraya gelenlerdensin.. Bence ele başlarından hem de. Okuyanları çok değişik düzeylerden anlam çıkaracak tabi, ama yine de bu gerçekliğe biçim verecek , çünkü çok güçlü bir şekilde ifade edildi. Daha detaylı yorum için bir daha okuyacağım canım. Ruhuna, kafana, eline sağlık Rezzan Terzi-Nisan/2016 Hayatımda ilk kez bir Türk yazarın yazdığı Türkçe Bilimkurguyu bu kadar büyük bir zevkle ve merakla okuyorum Sibel’cim. Okuduğum (ki iyi bir okuyucuyumdur bu konuda çocukluktan beri) kadarıyla Bilim Kurgu’nun priması olmuş. Ama aynı zamanda bence hakikatin de özü. Bir de okurken resmen o alemlere gidiyorum yani tasvirler muhteşem. Tabii ben de yetenekliyimdir imajinasyonda 🙂 Tam okurken iç sesim “Kolektif Bilince Yolculuk” diye bir şey söyledi. Bilmiyorum artık… Tüm kalbimle söylüyorum çok beğendim. Beni…

Fikirler tartışılmadiğında barbarlaşır.
esinti , Urban Shaman / 14 Mart 2016

Fikirler tartışılmadiğında barbarlaşır. Hawaii atasözü İster kişisel isterse toplumsal ölçekte olsun terör, negatif ustaların pek mahir ellerinde işte bu sebeple yeşeriyor ve her şey gibi evrilmemize korku ve dehşet yoluyla hizmet ediyor. Açıkçası ben tartışabilmeyi, uzlaşmayı, gerekirse ödün vermeyi (evet ulusça nefret edilen bi sözcük olsa da), yeni nesiller için daha yumuşak yöntemlerin geçerli olmasını diliyorum. Evrim mekanizması çok vahşi,onu insan olma pozisyonundan değerlendirmek mümkün değil sanki. Huna bilgisi, Hawaii masalları yoluyla kahramanın sonsuz yolculuğundaki gençlere şunu önerir; önce kendi kabiliyet ve çabanla yolundaki engeli kaldırmaya çalış (1.ci farkındalık düzeyi), olmadı mı? Öyleyse Kızkardeşlerinin sihirli saçlarına(psişik kabiliyetler-2.farkındalık düzeyi) başvur, çoğu kez amacına ulaşırsın ama eğer olmadıysa bu kez büyükannenin bilgeliğine(3.farkındalık düzeyi-içindeki aumakua) başvur. Bilincimiz bütünsel kullanılabildiğinde mucizeler olağanlaşır. Bir öğrencisi “Berraklığın tümleyicisi nedir?” diye sorduğunda Bohr “Kesinlik” cevabını vermiş. Konu gerçeklere geldiğinde, berrak olma adına, işi basite indirgemek ve dolayısıyla kesinlikten ödün vermek zorunludur. Kesin olmak adına, detaycı uzun uzadıya ve belki kafa karıştırıcı bir yaklaşım izlemek, -dolayısıyla da bu kez- berraklıktan ödün vermek zorunludur.

Sizler neleri yetkilendiriyorsunuz?
esinti , Urban Shaman / 02 Ağustos 2015

Şu haberin düşündürdükleri üzerine bir güzelleme:) GATA profesörü kabul etti: “Şizofreni cin çarpmasıdır.” Cinse bile o senin içinde, kendi üretimin ve yaratımın olunca ne fark ediyor ki! Hangi ismi verirsen ver, ordu malı yer değiştiriyor denir buna hak ağzıyla 🙂 İtirazlar bu söylemin realiteyle uyuşmadığına dair oluyor. Peki onun adına cin yerine bilmem ne nevrozu dendiğinde bu inanç realiteyle uyuşmuş mu olacak? ve Hangi realite? Vereceğiniz hiç bir ismin üzerine atlamayacağım, bana ne isimlerden. Ben her insanın kendi realitesi olduğunu ve bunu da bizatihi kendi iç rüyasıyla görünür kıldığını biliyorum ki buna öznel gerçeklik diyoruz. Ünlü Afrika şamanı Mutwa’nın anılarında, sağaltma işlemini gerçekleştirirken hastanın tespiti/inancı yönünde işlem yaptıklarını, örneğin, hastası kendisine musallat olan bi varlık gördüğünü söylüyorsa, onu çadırdan kovana kadar, sopayla, davulla, tokmakla, sözcükle o şeyi ne kadar gerekirse o kadar zaman kovaladığını ve sonunda hasta “tamam şimdi çıktı gitti” diye ikna olduğunda bile işlemi bitirmeyip, çadırın dışında gözden kaybolana dek o şeyi pataklayarak kovaladığını söylemişti. Mutwa, o şeyi görmüyordu, inanmıyordu da ama hastasının inancı o şeyi (cin vs herhangi bir musallatı) hasta için gerçek kılmaktaydı, bunun bilincindeydi. Gezgin şamanın yolunda da önemli olan pratik sonuçlar almaktır, yöntemleri tartışmak, daha doğru olanı bulmak için kavgaya girişmek vakit kaybı olurdu, hem…

AKA mı Catom mu?
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 10 Temmuz 2015

Claytronics Nedir? Işınlanmanın veya bir maddeye yer değiştirtmenin bilimsel adı teleportasyon. Ne yazık ki, günümüz insanı için ışınlanmak henüz hayal. Ancak iki bilim insanı Seth Goldstein ve Todd Mowry’ın araştırmalarının önümüzdeki yılların ilgi odağı haline geleceği de kesin. Ne yapıyor bu iki araştırmacı? Bilgisayar bilimcisi bu ikili, insanların 3 boyutlu fiziksel görüntülerini çoğaltacak akıllı bir ürün geliştirmeye çalışıyor. Eğer her şey yolunda giderse bir internet bağlantısı ile kendinizi bir başka mekana yansıtabilecek ve bir tutam ‘akıllı nano toz’ ile kopyanızı birleştirebileceksiniz. Şu “akıllı nano toz” bana bir çok yerden tanıdık, örneğin gezgin şamanın yolunda (Lemuryan bilgisinin uzantısı) bir varlık biçimi olarak tanımlanan AKA; fiziksel evrenin temel maddesidir, Hawaice olan kelimenin birçok anlamından öne çıkanlar: Yansıma/Ayna/Gölge/Öz şeklinde sayılabilir. Katı, eterik, saydam her yoğunluktaki madde; düşüncenin AKA’yı dönüştürmesi sayesinde ortaya çıkar ya da göz limitlerinin aralığına girer. Doksanlı yıllar boyunca beni büyüleyen şu kuantum özütü.”gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler”, bana 1999 yılında Sırıtkan Kırmızı Ay’ı yazdırdı. Yazarken öylesine coşkuyla kendimden geçmiştim ki o sıralarda bu kitabı okuyan hemen herkese bu hissin transfer olduğuna şahit oldum 🙂 Ve aradan geçen 16 yılda adeta dünyaca (belki benim gördüğüm dünya) çağ atladı ve iletişim çağına geçildi. “Gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler”…

Etki Alanları
Oyun/Film felsefeleri , Urban Shaman / 01 Haziran 2015

Ana prensiplerin çoğu bize her şeyin birbirini etkilemekte olduğunu söylüyor, değişen yalnızca etkileme oranları. Geçerli gözlemler KU’nun güçlü, yakın ve rezonansı yüksek alanlardan etkilendiğini göstermektedir. İnsanın etki alanı olan Aura’nın Hawaiicesi HOAKAdır ve hem fiziksel hem de fiziksel olmayan alanlardan oluşur. * Morfik rezonans teorisi gerçekten işliyorsa, toplumlardaki ya da sadece bir insanın içindeki kritik kütlenin aşılması sonucu oluşan yeni davranış hatta belki yeni majör enerji kalıbı sebebiyle bir Bay Orr durumu meydana geliyordur, yani önceki davranış modelini sana ait bi şey olarak hatırlamıyorsun! O başkalarına(!) ait bi davranış şekli oluyor. İşte her zaman bahsettiğim faydalı “ayrılık yanılsaması”, morfik rezonansın bireysel ve kitlesel işleyişinden ortaya çıkıyor olabilir. Öylesine sahici bir kırılma oluyor ki artık daha öncesine ait kayıt KU’dan bütünüyle silinmiş oluyor. Bir majör enerji kalıbını oluşturan kimbilir kaç tane minör enerji kalıbı aynı anda depodan hiç olmamışçasına boşalıyor! Fakat KU deposunu bir an için bir bilgisayarın hard diski yani sabit diski gibi olduğunu düşünelim. Normalde bilgisayarımızda bulunmasını istemediğimiz programları/dosyaları silebiliyoruz, onlar artık bizim için yoklar ve hatta unutup gidiyoruz ancak silinen bu programların izi/gölgesi işin mütehassısları tarafından bulunabiliyor, geri getirilebiliyor (işin tekniğini bilmiyorum). İşte bu kayıtlara ben urban shaman konseptindeki atıl enkarnasyonlar ismini veriyorum. Bu konuya neden böylesine dikkat…

Yine geldik eleştiri konusuna

“Eleştiri sadece stres yaratır. kendinizi mi başkalarını mı eleştirdiğiniz ya da eleştirildiğiniz KU’nuz açısından hiç fark etmez (kent şifacıları bunu çok iyi bilir). Bazıları yapıcı eleştiri hakkında ne düşünüyorsun diye sorar; hiç farketmez :))) yapıcı eleştiri normal eleştiri içine bir özür sokmaktan başka şey değilidir. Astım, alerji, çeşitli soğuk algınlıkları, baş ağrıları, artrit hep eleştiriye verilen tepkileridir. Aloha” Demiş idim ve doğal olarak birçok onaylayan ve bazı karşıt tepkiler oluştu (hepsi bana dair, bütünlüğümde yer alan şu an faal olmayan potansiyellerimden). İtiraz tepkilerinin ana fikri; peki yanlış olanı kötü olanı nasıl söyleyeceğiz şeklindeydi 🙂 Elestiri, sen yanlis yapiyorsun, kötü soyluyorsun vs şeklindedir. Tabi ki bunlari kabul etmemek, cekip gitmek ya da kendi yolunu, istegini soylemek herkesin hakkı. Elestiri bana gore tembelliktir. Algi noktasi tembelligi yerinden kalkip elestirdiginin acisina bir bakis atmak onun da hakli oldugunu gormeye yeter. Tabi bunun icin insanin 3.farkindalik duzeyine yani baglantisal duzeye gecebiliyor olmasi lazim. Eger bunu yapamiyorsa henuz olgunluk seviyesi buna yetmiyorsa, bari yuruyup gitmeli KUsunu minimum gerginlikte tutmaya calismali, hani ya sabir durumlari!  Aslinda ne desem bosa konusma oluyor cunku hepsi bir olgunlasma sureci, bir masaldir gidiyor; mesele 7 prensibi hazmetmekte 🙂 Bi örnek vermek gerekirse; sabah belli bir konudaki insan birikimlerini aratıyordum google…

Gezgin şifacılara hatırlatmalar 4
Urban Shaman / 03 Mayıs 2015

Tibet’in tantrik mistikleri düşüncelerin ‘maddesine’ tsal adını vermekte ve her zihinsel eylemin bir gizemli enerjinin dalgalarını üretmekte olduğunu ileri sürmektedirler. Onlar, tüm evrenin zihnin bir ürünü olduğuna ve tüm varlıkların kollektif tsal’ları tarafından yaratılıp, canlandırıldığına inanmaktadırlar. İnsanların çoğu bu güce sahip olduğunu bilmemektedir, diyor Tantristler, çünki sıradan insan zihni, “büyük okyanus tan ayrılmış ufak bir gölcük gibidir.” Yalnızca büyük yogilerin zihnin daha derin düzeyleriyle ilişki kurabildiği ve böylesi güçleri şuurlu olarak kullanabildiği söylenir, bu amaca erişmek için yaptıkları şeylerden biri de diledikleri yaratıyı sürekli olarak imgeleme çalışmaları yapmaktır. Tibet’in tantrik metinleri, bu gibi amaçlar için oluşturulmuş imgeleme çalışmaları ya da “sadhana”lar ile doludur. Lemuryan Huna felsefesinde yani bizim odaklandığımız gezgin şamanın yolunda bu maddeye AKA ismi verilir; yansıma-ayna-gölge-öz anlamları olan bu sözcük fiziksel evrenin temel maddesidir ve tüm gerçeklik düzeylerinde, eterik ya da soyut diyebileceğimiz düzeyler de dahil varlığın biçimlenmesindeki temel maddedir. AKA’nın biçimlenmesine olanak veren ise No’onoono yani Bilincin Makaku ve Laulele özellikleridir, özetle buna Amaçlı Yaratıcı İmgelem diyoruz. Demek ki AKA’yı harekete geçiren No’onoono dur ve onu MANA ile doldurmak suretiyle değişik düzeylerde görünür kılar. Haipule konusunu hatırlayınız sevgili preshamanlar. Aloha * Eleştiri sadece stres yaratır. kendinizi mi başkalarını mı eleştirdiğiniz ya da eleştirildiğiniz KU’nuz açısından hiç fark…