Aşk Notları ve Dokuz Öykü
Kurgulardan Haberler / 17 Ocak 2018

Aşk Notları olarak çevrilmiş The History of Love, duygusal bir film.Harika bir kurgu. 2017 oscarlarında 6 ödül kazanan La La Land filminden bana göre 50 kat daha iyi bir film. Bir çok zamanını iç içe ilerlediği hatta son sahneye kadar birleşmeyen bölümleri ardı ardına geçişlerle izliyorsunuz, her şey çok akıcı ve anlaşılabilir geliyor. Oysa bir çok bilinmeyen, sürprizler, ters köşeler yerleştirilmiş film boyunca ama yine de hepsini sıkılmadan çözmekle kalmıyor,duygulanıyor ve takdirle doluyorsunuz. * The Adjustment Bureau Kader Ajanları olarak gösterilen bu film, çokça Fringe, biraz Matrix ve yine mühim oranda 2003 yılında yazıp yarım bıraktığım Venüs Bağlantısı kitabının devamının bir birleşimi gibi olmuş.Zevkle izledim. Derinlik biraz daha iyi olabilir miydi? Evet. Yine de hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Film genel olarak Özgür irade ve kader ikilemini bir aşk hikayesi üzerinden anlatıyor diyebiliriz. Matt Damon da göz dolduran çizgisinde ayrı bir tat katıyor tabi. * Dokuz Öykü J.D.Salinger’in kitaplarına başladım. İlk sıraya Dokuz Öykü’yü almıştım. İlginç bir anlatım tarzı. Yazar anlattıkları kişilere ve onların sorunlarına sanki zorla katlanıyormuş gibi bir his taşıyor sanki, ya da bana öyle geldi. Bitirince daha teferruatlı bir fikrim olacaktır.Ha bu arada Franny ve Zooey ile aynı anda okuma kararı aldım,ne de olsa roman ayrı öykü arı bir…

The Expanse ve Enginlik
Kurgulardan Haberler / 28 Ağustos 2017

Düşünsenize; Uzaydan gelen dünya dışı korkunç güce sahip bir enerji/madde sizi zapt edip enerjinizi yiyor ve ölüyorsunuz. Fakat uzaylı şey, fizik beden ölümüyle açığa çıkan duygu bedeninizi de yutmuş olduğu için ve kendi bilinci olmadığı için sizin duygu bedeninizin bilinci bu korkunç bedene hükmetmeye başlıyor öyle ki olayın gerçekleştiği devasa bir astroidi uzay gemisine çeviriyorsunuz! Radara yakalanmayan istediği yere müthiş bir hızla gidebilen devasa astroide dışardan bakan gözlemci bilim insanları ne düşünür? Onlar açısından akıl dışı olacağı aşikar! Diğer yandan ölüpte pat diye böyle güçlü bir maddeye konakçı olmak ne acaip bir şans! Tabi büyücüler hep bunu istemişlerdir de aslında şans olup olmadığı tartışma götürür . Dizinin 2 sezonunu seyrettim. Fringe gibi rakipsiz olmamakla birlikte üzerimde iyi bir etki bıraktı, sanırım unutulmazlar arasına girdi (hafızam pek iyi olmadığı için söylüyorum bunu) Daha önceki The Expanse yorumlarım için tıklayınız. Marsın Buzlu tepesi_NASA   Harika bir fotoğraf. Bildiğimiz kar buz değil tabi bu 🙂 Kuru buz da denilen karbon dioksit. The Expanse dizisinde Mars kolonisi ve orada doğan ve artık kendilerine Marslı diyen insanların fiziksel bedenleri yavaş yavaş değişime uğruyor. Gökyüzü yok, okyanus yok, hepsinden önemlisin UFUK çizgisi yok. Bu ayrıntıları marslı bir askerin dünyayı ziyaretinde daha iyi anlıyoruz. Buradaki ışık onları…

İnsan Filtreleri

İnsani filtrelerimizin, mevcut düzenimizi korumak adına yapıldığını biliyor, anlayışla karşılıyoruz, bunlar müthiş kale duvarlarıdır 🙂 ve-lakin bunlarda bi delik açmadan farklı bir gerçekliğin inşa edilmesinin mümkün olmadığını da biliyoruz. İşte bilincimizin aumakua (yüksek benlik-Ben’im) bölümü, gerçek ebeveynimiz olarak bu çelişkiyi alt ediyor. Öncelikle filtremize aykırı düşen herhangi bir beyanın ilkini uyanık bilincimizle (Lonomuzla) hiç görmüyor/duymuyoruz çünkü bu tohum aşaması. Belli bir süre sonra bu beyan ikinci kez -muhtemelen farklı bir yerden- geldiğinde bunu görüyor ve fltremize aykırı olmakla birlikte hafif bir tanıdıklık hissi duyarak onu lonomuzun karar verilecekler bölümünde incelemeye tabi tutmak üzere rafa kaldırıyoruz. Zaman içinde bilinçli ya da bilinçsiz bu filtre delici duyum hakkında lehte aleyhte kanıt topluyoruz! Ve eğer bir gün gelir de lehte kanıt oranı çoğunluğa geçerse ani bir vahiy almış gibi o duyumu eski filtrenin yerine geçiriyoruz. Tohumu atanı hatırlamıyoruz bile çünkü tohum yeşerip patlamadan önce yok sayılır. * Sonradan Amerikalılar ismini alacak olan istilacılar/fetihçilerin kızılderililere yaptıkları şeylerden (kolonizasyon) tam 500 yıl sonra bu kez gelecekten gelen bir gurup tarafından kolonize edilmeleri ve üstelik bu istilacıların adının “observer” gözlemci olmasının manidarlığı üzerine bir kitap yazılabilir. Ya da kısaca etme bulma dünyası denebilir ki normalde beşyüz yıldan fazla sürmeliydi bu ödeşme. Bir şeyler hızlanıyor. “Gözlemciler”, Fringe…

Nasa’nın Haberi üzerine
esinti / 24 Temmuz 2015

http://www.mynet.com/haber/dunya/nasadan-beklenen-aciklama-geldi-1933838-1 Doğal olarak içimde şefkatli bir his belirdi 🙂 İnsan her gün ikiziyle karşılaşmıyor, daha da tuhafı geçtiğimiz hafta boyunca, yazdığım kitaptaki ikizlik olasılığı üzerine sancılanmış olmam! Daha daha tuhafı bu soruna çare bulduğum dünkü uykusuz geceden rahatlamış bir sabaha uyanmış olmam :)))) Neyse eşzamanlılık prensibini artık öyle benimsedim ki, bu şaşırma efektlerim aslında sevinç belirtmekten öte bir şey değil. Ve işe bakın ki Fringe’in tekrarlarının da ikiz evrenlerdeki ikiz Olivia’ların birbirine karışma durumu vardı dünkü bölümde. Yeterince ikiz kelimesi kullandım galiba, burada keseyim. Son sözün ne Sibel? 1400 ışık yılı vız gelir bize 🙂 her şey şimdi ve burada. Kozmik kafese selamlar

Seyirliklerden
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 17 Ocak 2013

Fringe’in 98. bölümünde ilginç saptamalar vardı. Gözlemciler ve insanlar birbirlerine “hayvansınız” suçlaması yapıyorlardı. Düşündüm de hayvanlar birilerine karşı bir yargı getirebiliyorlar mı diye cevap bulamadım, görünüşe bakılırsa onlarda bir suçlama ve yargı fonksiyonu yokmuş gibi ama bu insan algısından yapılmış bir çıkarım olduğundan doğruluğu hakkında bir iddiada bulunamadım. Yine de bir an için bunun doğru olduğunu varsaysak, bu durumda suçlama kapasiteleri sebebiyle hem gözlemciler hem de insanlar hayvan sınıfına giremezler sanki. Yine aynı bölümde, dizinin başınan beri önemli bir rol olan Nina Sharp kendini vurarak öldürdü sebebi ise kendisini ele geçiren gözlemcilerin beynindeki sırları alma ihtimalini yok etmekti. Yani biz izleyenlere, kendi sınıfına karşı bir bağlılık örneği göstermiş oldu. Nina’sız bir Fringe nasıl olacak bilemiyorum, muhtemelen onu kurguya geri döndürmek için başka bir operasyon gerekecek 🙂 İlgimi çeken ayrıntılardan biri de, az önce yapılmış bir telefon konuşmasının içeriğini o odanın camlarından geri kazanabilmeleriydi! Frekansın bir süre kaybolmadığını ve cam malzemesinden geri alınabileceğini görmekti. Şu ana kadar gözlemcilerin insan dünyasına neden geldikleri ve amaçlarının ne olduğu anlaşılmadı. Fakat insanların tıpkı vücudun yabancı organizmaya karşı tepki göstermesi gibi kendi direnişçilerini yarattığını ve gözlemcilerle kıyasıya savaştığını görüyoruz. Savaşmayan insanlar dizide açık-kapalı olarak korkaklıkla itham ediliyorlar. İnsanların Gözlemcilerde kendilerindeki duygusallığı görmemeleri onları korkutuyor. Bu…

The Xfiles’dan bugüne
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 18 Eylül 2012

Batılı bakış, Xfiles’dan sanctuary/Torcwood/heroes gibi yerlere geldi. Nedir peki bu fark, gözlemlemiş olan var mı? Tuğrul Erdem Doğru evren-insan, insan-evren. Gittikçe merak edilecek şeyler azalıyor. ya da merak edilmeyi hakeden konuları yeni kavrıyoruz. Bu yüzden şimdi bu dizilerde temeli insan doğasıyla evreni açıklama telaşesi Sibel Atasoy The X-Files, 93 yılında başlıyor ve sloganı: I Want To Believe 🙂 Santctuary’ninise sloganı bence:”İnandım ve her birinizi ayrı ayrı korumak istiyorum” ve Torchwood ise “inandım ama onlardan sizi korumak istiyorum” :))) 20 yılda süreç yine iki karşıt yolda ilerlemiş. Tuğrul Erdem Doğru soruyu anlamadım öyleyse diyeyim o zaman. Yine kademeli geçiş söz konusu. Sibel Atasoy sizin söylediğiniz de doğruydu zaten Tuğrul Erdem Doğru ama karşıt bir yolda ilerleme diyemeyiz. Sibel Atasoy Neden? Gülen Dizdar Doğulu bakış nerelere varmış acaba, bu kadar zaman içinde ? Doğu zaten bunları biliyordu.Çok derin ve kadim bilgiler güneşin doğduğu yerden yayıldı.Batı zaman içinde bireyselleşti, bunları kavramaya başladı.Doğu ise güruhlaştı , bilgiden uzaklaştı .Batının bilinçli din istismarı ve bu güruhlaşma doğuyu bilgiden uzaklaştırdı.Şu anda doğu ve batı iki karşıt yolda ierlemekte, batı insan evrendir görüşünü yeni yeni anlarken , doğu bildiğini de unutmuş durumda …Yazık…. Tuğrul Erdem Doğru ben bu üç dizinin sloganını kıyasladığımda iki karşıt yol.görüş yerine A…

Olivia’nın bağlı bulunduğu nokta neresidir?
Oyun/Film felsefeleri / 23 Haziran 2011

Fringe’in 3.cü sezon son dizisinde, kuantum dolanıklığı ile çalışan meşhur Makinanın, Peter’ın biyolojisine göre hazırlandığı ancak makina saçmaladığında onu düzene koymak için bir “manivela” gerektiğini öğreniyoruz. Manivela nedir diye TDK’ya baktığımızda: 1. Bir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta çevresinde dönen kol. 2. Kaldıraç. olduğunu bilgilerimizle pekiştirdikten sonra peki kuantum makinanın manivelası neymiş diye soracakken birden önümüze Olivia’nın resmi çıkıyor! Meğerse kaldıraç Olivia miş! Olivia kim? Küçüklüğünden beri sınırbilim konusunda teste ve eğitime tutulmuş zeki, duygulu, güzel ve işinin ehli bir FBI ajanı! Bütün bu özelliklerinin yanısıra -asıl olarak- Peter’ın aşık olduğu kadın! Öyle ki, Peter, Olivia uğruna öz be öz kendi dünyasını ve babasını reddetmişti. Bak sen şu işe! :))) Olivia’nın manivela olduğuyla ilgili hiç bir bilgisi yok, hatta bu makinayı nasıl adam edeceğini son ana kadar bilmiyor. Fakat dünyanın bilinen gerçekliği için öyle kritik bir an geliyor ki, birden bire sözcükler ağzından fırlıyor ve Peter’a şöyle diyor: “Babandan daha iyi bi adam ol!” Ve sihir çalışıyor, mutlu son… 🙂 (Fena halde Deli Dumrul hikayesini ve o konuda yaptığım değerlendirmeleri anımsatıyor) Zamanında Arşimed’in de bu kaldıraçlar konusunda iddiası olmuştu: “bana bir manivela verin, dünyayı yerinden oynatayım!” Adam sadece somut düzeyde değil soyut düzeyde de doğruyu söylüyormuş! Bana da Oliv’i verseler…

Fringe ve Farklı Bilinç Halleri

Uzun zamandır Fringe dizisini izliyorum, kuantum fiziğinden bildiğimiz kavramları bir gerilim kurgusu ile de olsa  görünür kıldıkları için hoşuma gidiyordu. Fakat birinci bölümü izlemediğimin farkında değildim doğrusu. Dün gece TNT kanalında birinci bölüm tekrarına rastlayıp şaşırdım 🙂 Olivia Dunham’ın dr. Bishop’u ve oğlunu nasıl bulduğunu anlamış olduk. Konu da oldukça ilginçti. Castaneda öğretisinden bildiğimiz, ortak rüya görme, farklı bilinç halleri kavramını işliyordu 🙂 Olivia, bilinci kapalı ölmek üzere olan ortağı ile iletişim kurmak için, Dr.Bishop’un önerisi ile LSD tatbik edilerek su dolu bir tankın içine indi. Bir süre sonra rüyasında uyandı ve ajan arkadaşının ismini seslendi. Bir kaç deneme sonunda ajan arkadaşının da çifti onu duyup ortak rüyaya geldi. Orada aynen castaneda ve La gorda’nın yaptıkları gibi önce buluşma heyecanı yaşadılar sonra da istedikleri bir sahneye gittiler. Orada bu birleşme beyindeki titreşimlerin birbirini bulması ile açıklanıyordu. Oysa Castaneda’da bu durum birleşim noktalarının aynı yere kaydırılmasını icap ettirir. Diziyi izlerken birleşim noktasının hareketinin beynin yaydığı titreşimle bir ilgisi olup olmadığını merak ettim.

Fringe
Oyun/Film felsefeleri / 06 Nisan 2010

Fringe dizisi 12 Nisan’da birinci bölümden TNT kanalında verilecekmiş. X Files tadındaki bu dizi, kuantum teorileri, holografik evren, zihin kontrolü, paralel evrenler, vs vs konularını ele alıyor, bence oldukça zevkli. DigiTürk olup da zaten izleyenler için Çarşambaları bir cennet 🙂 Flash Forward ve Fringe peş peşe.