Haklı Çıkma Gayreti
Felsefe ve Kuantum / 05 Temmuz 2009

Enerjini haklı çıkmak için harcama, gün gelir bol keseden harcadığın bu enerjiye ihtiyacın olur.  S.Atasoy Doğru bildiğini söyle, geç git. Aslında hiç söylemesek iyi ama konuşmadan durmak çok zor 🙂 “Haklı çıkma” için bir kez direttiniz mi bu çabanız bileşim noktanızı bulunduğu yere daha sıkı sabitler, giderek daha daha sıkı çakılır. E olsun ne yapalım bileşim noktamız aynı yere sıkıca sabitlenmiş olur, bunun ne zararı var diye sorabiliriz. Bana göre çok yönlü bir enerji kaybına sebep oluyor, şöyle ki; “haklı çıkma” gayreti sesinizi yükseltmeniz ve sıklıkla sinirlenip gerginliğinizin artmasına sebep olarak zaten konuşarak harcadığımız enerjinin misli misli artmasına sebep oluyor. İkincisi, bileşim noktasının sabitliğini giderek sertleştirdiği için, değişim özlemi/ihtiyacı/zamanı oluştuğunda o noktadan kopmak için gerekli enerji için deponuzun fakir kalmasına sebep oluyor. (olabilir) “Haklı çıkma” gayretini,  “kendine önem verme” olgusuyla eşleştirmek çok kolay ve fakat fazla kestirmeden gidiş gibi geliyor bana; çünkü zaten insanın yaptığı hemen her edim “kendine önem verme” sebebiyledir ve bu da “birey olma” çabasının yan etkisidir doğal olarak. Basit bir örnek vermek gerekirse, elinizde kendi gücünün farkında olmadığı için başka güçlerin hegomonyasına girmiş bir “hasta” var ve siz doktorsunuz, ona hemen bir reçete yazıyorsunuz: BO (Birey Ol) 3×1 … Güzel ve fakat her ilaç gibi bunun da…

Nicola Tesla- 2
Felsefe ve Kuantum / 12 Nisan 2009

Tesla bobininin icadından sonra, aynı frekansa ayarlanmış bir alıcı ve verici arasında güçlü radyo dalgalarının iletilebileceğini keşfetmiştir. Bobin belirli bir frekanstaki sinyal için ayarlandığında, gelen elektrik enerjisini büyüterek rezonans hareketini sağlamaktadır. 1895’lerin başında Tesla 80 km mesafede radyo yayını yapmaya hazırdır. Ancak Tesla deneyini yapamadan önce, bir yangınla tüm çalışmaları ve laboratuarı yok olur. Tesla’nın sonraki yaşamına ve çalışmalarına büyük darbe vuran, belki de birçok önemli teorisini uygulamaya geçirememesine neden olacak bu olaydan sonra yeni finansal kaynaklar bulma mücadelesine başlayacaktır. Bu yangın hem Tesla’nın radyo deneylerinin önüne geçer, hem de bir yıl sonra bir başka bilim adamının çalışmalarının ön plana çıkmasına neden olur. Marconi adlı İtalyan bilim adamı, İngiltere’de kablosuz telgrafı bulur. Deneylerinde, iki devreli bir alet vasıtasıyla, kısa mesafede sinyal göndermeyi başarmıştır. Sonraları, Tesla’nın bobinini kullanarak uzun mesafeli iletimi başarır. Marconi telgraf patentini almıştır. Tesla 1897 yılında radyo patenti için başvuruda bulunmuştur ve başvuruları 1900 yılında kabul edilmiştir. Marconi’nin radyo için patent başvurusu ise 1900 yılındadır. Üç yıl arayla değiştirerek verdiği patent başvuruları reddedilmiştir; çünkü radyo alanındaki buluşlar Marconi’ye değil, Tesla’ya aittir. Marconi’nin şirketi, güçlü finansman kaynakları sayesinde Amerikan borsasında büyür. Edison Marconi’nin danışmanlığını yapmaya başlar. 1901 senesinde Marconi, Tesla osilatörünü (elektrik sinyallerini veren elektronik düzenek) kullanarak uzun mesafeli…

DNA – Kurt Delikleri
Blog / 17 Mart 2009

Yıllardır ezoterik ve spiritüel ustalar bedenin kelimeler ve düşünceler ile programlanabileceğini anlattılar, dualar ve mantralar buna açık örneklerdir. Bunun için kişinin DNA ile şuurlu bir iletişime girmesi ve programlamayı başaracak doğru frekansı bulması gerekir, başarı için şuurun ve farkındalığın üst düzeyde olması ve içsel süreçlerin ve gelişimin tamamlanmış olması gerekmektedir. Rusyada yapılan çalışmalarda ezoterik ve spiritüel kişilerin söylediği gibi insanları sesle programlamanın mümkün olduğu tespit edilmiştir. Bu işlem DNA nın kelimelerle etkilenerek yeniden programlnması şeklinde yapılabilmektedir. Benzer çalışmalar Batıda farklı bir yolla yapılıyor. Bazı genlerin kesilip çıkartılması veya başka DNA lardan alınan genlerin eklenmesi yoluyla yapılmaktadır ki bu işlemin yan etkileri olmaktadır. Sesle yapılan programlamada ise DNA üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmadığından, yalnızca olan yapı yeniden programlandığından, yan etkiler oluşmamaktadır. Bu iki işlem arasındaki temel farklar; Batıdaki DNA araştırmalarının, yalnızca protein üreten kısım üzerinde yoğunlaşması, ki bu bölüm DNA nın tamamının yalnızca % 10 dur, bakiye kısmın ise bu işlemle herhangi bir alakası olmadığı düşünüldüğünden kapsam dışına bırakılmıştır. Rusya’da ise tabiatın israftan yana olmayacağı düşüncesinden kaynakla, Batının aksine araştırmalar % 90’lık bölüm üzerine yoğunlaştırıldı. Bulgular, insanların kullandığı dillerdeki aynı kurallara sahip bir yöntemin takip edildiğini syntax, semantik ve gramer kurallarının nerdeyse aynen uygulandığını tespit ettiler. Ayrıca, bilgi depolama dışında bilgi…

Çok beklettiniz…
YENİ DÜNYA / 24 Şubat 2009

İzmit’te üç elektrikçi başka güce ihtiyaç olmadan elektrik üreten cihaz yaptıklarını iddia etti Mustafa BAĞDİKEN/İZMİT İzmit’te çıraklıktan yetişme 3 elektrikçi arkadaş yakıt, su ve benzeri hiç bir madde kullanılmadan ve başka bir yerden enerji almadan, kesintisiz elektrik üreten bir cihaz geliştirdiklerini ileri sürdü.   Şu anda kendi dükkanlarında kullandıkları, 380 volt elektrik veren 5 KV gücündeki cihazın ampulleri kesintisiz yaktığını, televizyon ve buzdolabını da çalıştırabildiğini söyleyen 3 arkadaş, bu cihazı geliştirerek bir apartmana, fabrikaya, hatta bir kasabaya bile yakıta gerek duyulmadan istenilen güçte temiz ve kesintisiz enerji sağlayabileceklerini öne sürdü. Cihazı imal eden Ercan Özel, İsmail Öner ve Aytaç Özel, en büyük korkularının bu buluşlarının çalınması olduğunu belirterek, cihazın içini ancak noter huzurunda ve devlet yetkililerinin de önünde kendilerine patent garantisi verilmesi kaydıyla açacaklarını söyledi. Kocaeli Sanayi Odası ile bazı Teknoparklar’ın, belirli bir deneme sürecinin ardından cihazın geliştirilmesi konusunda destek vermeye hazır olduklarını belirttiklerini öne süren 3 arkadaş elektrikçi, cihazın Türkiye’nin enerji sorununu çözebileceği görüşünü savundu. (dha) Sanırım daha önce de buna benzer bir buluş duyulmuştu gerisi gelmedi, ben bu gazeticelere de şaşıyorum. Bu kadar önemli bi olay oluyor ve gerisi gelmeyince merak edip bakıyorlar mı ne olmuş neden iş gelişmemiş, o insanlar yaşıyor mu, akademik görüş alınmış mı? vs vs. Bedava enerji…

Kuantumun da babası
Felsefe ve Kuantum / 17 Ocak 2009

… Derken tam o yıl “olağanüstü” bir şey oldu! Kara nesne radyasyonu ile uğraşmakta olan Max Planck, yeni radyasyon yasasının temelini anlamaya çalışırken “sırf  bir umutsuzluk yasası” diye nitelendirdiği kuantumun ilk temelini buldu: Enerji değişimi sürekli değil, kesintiliydi. Bu önerme öylesine duyulmamış bir şeydi ki, tam anlamıyla bir bomba etkisi yarattı. Çünkü o sırada fizikçilerin çoğu, doğanın klasik dünyasını bir süreklilik olarak kavrıyorlardı. Onlar maddenin biçimlerinin birbirlerine düzgün, devamlı olarak karıştığını düşünüyorlardı. Enerji, momentum ve açısal moment gibi çeşitli fiziksel nicelikler sürekliydi ve her değeri alabilirdi. Oysa Planck’ın kuantum önermesinin ana fikri, dünyanın bu sürekli görüşünün kesintili görüş ile değişmesi gerektiğiydi. Örneğin bir tahıl yığınına uzaktan baktığımızda onu düzgün bir tepe gibi görürüz, oysa yaklaştıkça yanıldığımızı anlar ve gerçekte ince tanelerden yapılmış olduğunu görürüz. Kesintili tanecikler tahıl yığınının birimleridir. Planck kesintililik miktarını bir h sayısı ile belirledi. 25 Ekim 1900 yılında Berlin Deneycileri, Prusya akademisine verdikleri raporda “Bay Planc’ın verdiği formül, hata sınırları içinde deneylerimizi yeniden üretmektedir” dediler. ve böylece halen geçerli olan Planck sabiti hayatımıza girdi. O günlerde Einstein 21 yaşındaydı. Einstein doktorasını yaptığı yıllarda bir patent firmasında çalışmaya başlamıştı bu sebeple kuramlar üzerinde çalışırken kendini daha serbest hissediyordu. O dönemde bir çok heyecan verici deney yapıldı fakat fizikçilerin…

Şikayet mekanizması
Blog / 03 Kasım 2008

Dünyanın halinden, komşularınızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, ebeveyninizden, amirlerinizden, çalışanlarınızdan, yöneticilerden yani ilişkide olduğunuz olmadığınız herşeyden şikayet etmeyi bırakın artık; çünkü ne size ne de dünyaya bir yararı olmuyor.(pardon size dolaylı bi yardımı oluyor tabi)   Şikayet mekanizması, yani kendi kendine ya da başkalarına söylenip durma hali, bir an için görmüş olduğunuz (ve hoşlanmadığınız)gerçekliğin daha çok yerleşmesine, diğer anlarınıza da kalıcı olarak tutunmasına sebebiyet verir.   etap: fiziksel-duygusal-zihinsel ya da ruhsal alanda hoşunuza gitmeyen bi şey olur. Hoşa gitmeme duygusu fiziki bir rahatsızlığa gebedir; çünkü aslında insan “-1, +1 ve nötr” yani bundan hoşlandım-bundan hoşlanmadım fazı arasında mekik dokuyan bir mekanizmadır. Eğer oluşan ŞEY, negatif/hoşlanmadım fazında ise insan o şeyden hemen uzaklaşmak ister. İşte sorun da burada başlıyor. İnsanın, (Gurdjieff’in deyimi ile makina insanın) hoşlanmadığı bişeyden uzaklaşabilme yeterliliği yok, Don Juan Matus ise bu durumu “acizliğine düşkünlük” olarak tanımlıyor. Oysa eğer insan bir an için durup düşünse önünde iki seçenek olduğunu görebilirdi: a) Hoşlanmadığı durumu ortadan kaldırmak: Harika ve kesin bir çözümdür. Fakat maalesef bunu yapabilmek için yeterli enerji çoğu kez insanda birikmemiştir. (çünkü her gün periyodik olarak üretilen insana ait farkındalık enerjisi, gündelik saçma sapan şeylere yönlendirilerek bitirilmiştir.) b) Eğer ortadan kaldırmak mümkün değilse, hoşlanılmayan durumun pozitif gölgesini bulmak ve ona…