Madde, sadece bir kavramdır
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 28 Ekim 2017

Her tür ve kategorideki fiziksel olayı maddeyle karıştırıyoruz. Madde, bir kavramdır, bir düşüncedir. O özdeğin, tutup bir kalıba koyabileceğiniz kalıcı ve sürekli bir şeyin sembolüdür; ancak gerçek fiziksel dünyayı tutup bir kalıba koyamazsınız! Fiziksel dünya karşımızda duran en kaçıcı ve yanıltıcı süreçtir. O belirlenemezdir. İşte tam bu yüzden ruhun bütün gereksinimlerini karşılar. Alan Watts Madde ve mana hayatı veya dünyası adı altında yaptığımız bölünmeler gerçekten de doğallığımızın yönünü şaşırtıyor, bunu genelde hep belirtmeye çalışırım. Madde dünyası denildiğinde sanki fiziki hayatı ve dünyayı kast eder gibiyizdir ya, Alan Watts buradaki yanlışı açık biçimde düzeltir. Bu görüşü biz de Urban Shaman konseptinde hemen her edimde destekliyoruz. İsim/kavram/sembol tüm bunlar, kaçıcı ve belirsiz fiziki oluşu, daha belirli ve alışkanlıklara indirgenmiş bir şeye dönüştürerek kontrol altına alma yöntemimiz ama bunu hep unutuyoruz yaşarken  Uyguladığımız yöntemler sadece bir açıdan bir seferlik alınan bir fotoğraftır o bile bilgi ve bilinç seviyenizce doğru sayılabilir. Her zaman dediğim gibi, her şey doğru ancak eksiktir. Bizim anlamamız gereken, bu tür yöntem,kavram,isim,sembol gibi şeylerin kendimizi rahatlatmak için belirsizliğin getireceği anksiyeteden kaçınabilmek için alınan faydalı ancak illüzyon olduğunu temelde bilecek şekilde eğitilmiş olmamız gerektiğidir, hem de anne karnından başlayarak. Bu belirsizlik korkusundan nasıl kaçınılabilir sorusu akla gelebilir. Urban shaman konseptinde sıklıkla…

Gecikmiş bir seyir; Farscape
Kurgulardan Haberler / 04 Ağustos 2017

Farscape, İkibinli yılların başında gösterime girmiş ve beş sezon devam etmiş bir bilimkurgunun üç bölümünü izledim dün, samimi ve eğlenceli bir uzay macerası izlenimi verdi. Eminim henüz süren başlangıç acemiliği de düzeliyordur ki bu kadar devam edebilmiş. 3. bölümde uzayın bilinmeyen bir yerinde bizimkine benzer bir dünyaya iniş yapmak zorunda kalıyorlar ve orada ne buluyorlar? tam da Jodi Foster’a benzer bir uzaylı meraklısı abla! onunla yapılan konuşmalar bizim gezegendeki hislerimize tercüme olmuş sanki,hep gülümseyerek seyrettim. ve bu arada Kryon’un şu cümlelerini hatırladım: “There is life in the Universe, dear ones, that is far more advanced than you are. This is because they have been here far, far longer than you. They are far more evolved. I’m not saying they have bigger brains. I’m talking about the fact that they have compassion and wisdom and intelligence far beyond yours. They settled their own peace problems millennia before you did. They look at you, but they have a hands-off policy because you have free choice. They’ve always looked at you. They come and they go and never “announce themselves”. You’ve been seeing many of them for centuries, but they keep their distance because you are not ready yet.” * FROST/NİXON Normalde biyografi…

Genius ve diğer kurgular
Kurgulardan Haberler / 14 Temmuz 2017

Daha birinci bölümün yarısına gelmişken bile anlama kabiliyetimin yükseldiğini, salondaki ışığın arttığını fark ettiğim dizi:Genius… Yoksa bilmeden Einstein’ı grokladım mı! Einstein’in hem akademik hem de kişisel yaşamının anlatıldığı harika bir belgesel/dizi. temel bilimleri hele fiziği seviyorsanız offf be dünya varmış dedirtebilir.  * Fargooooo Tüm ümidini yitirmiş hayatın anlamını kaybetmiş genç polis memuru kadın “her şey bitti, iyiler kaybetti” diyor trafik memuru genç kadına. Trafikçi ise yaman diyor ki “şimdilik öyle olabilir ama biz hepimiz sonunda İsa’nın kazanacağını biliyoruz” Gülsem mi ağlasam mı arasında bir kahkaha attım. İşin bir diğer hoş yanı polis olan kadın bu sözü ciddiye aldı ve kadeh kaldırdı. İnanç her şey, bence trafikçi haklı çıkacak. (Tahmin edeceğiniz gibi Fargo’dan) Polisiye dizi değil şiir! Maalesef bitti 3.cü sezon da, sanırım devamı olmayacakmış. * Better call Saul daen iyilerden bir, daha önce de bir çok kez yazdım. Yeni sezonunu heyecanla beklediğim halde aklımdan çıkmıştı, meğer 3.cü sezon başlamış da final bile yapmış. Hemen başladım, harika gerçekten. * Dark Matter Uzayda geçen kurguları seviyorsanız, idare eder bir dizi. İlk sezonu bitirdim ama şu an daha çok izlemek istediklerim olduğu için az ara veriyorum.

Bilim, Bilimkurgu ve fantastik kurgular

Pek çok okur, fantastik edebiyat dendiğinde ya burun kıvırır ya da çocuk işi onlar deyip geçiştirirler. Fakat edebiyatın fantastikle doğduğunu biliyorlar mı dersiniz? Yazılı ilk edebi eser olan Gılgamış Destanı, Uruk Kralı Gılgamış’ın ölümsüzlüğü aramasını konu alır. Böylelikle diyebiliriz ki edebiyat, fantastik kurgu ile başlamıştır. Destanlar, mitolojiler ve hatta doğruluğu halen tartışılan tarihi yazıtlar bile fantastik kurgunun özü ve kaynağıdır. . Düşleri ya da macera duygusu olmayan bireyler de toplumlar da durağanlığa hapsolur. Einstein, “Hayalgücü bilgiden daha önemlidir,” diyerek düşünmenin, hayal etmenin ve hayal ederek yaratmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. Fizikçi denildiğinde insanların aklına Einstein gelir genelde, ikinci sırada gelen bir fizikçi varsa o da Hawking’dir. Ama ülkemizde çok az insan Feynman adını, onun fiziğe eşsiz katkılarını veya bilimi geniş kitlelere sevdirmek için geçmiş geçmiş bütün bilimadamlarından daha çok katkı yaptığını bilir. Feynman’ın en kuvvetli özelliği gözlemlediği olguları kendi kafasında tekrar yaratıp basitleştirebilmesi , bu sayede fizik kuramı haline getirip herkesin anlayabileceği şekilde insanlara aktarabilmesi idi. Bu yüzden Feynman gelmiş geçmiş en iyi fizik öğretmenlerinden biriydi. Feynman’ın iyi bir bilim adamı ve öğretmen olmasındaki en büyük katkı kendisine  babasından gelmiştir. Feynman “The Making of a Scientist”(3) adlı yazısında babasının kendisinin eğitimine ve dünyayı algılayışına katkılarını detaylıca anlatır. Feynman’ın babası…

Zihin günah keçisi değil
Urban Shaman / 08 Aralık 2015

“Zihin asla Tanrı’yı kavrayamaz. Böylece zihnin yaptığı şudur; onu anlayabilmek için Tanrı’yı kendi dışına yerleştirir. Onu cennete ya da başka bir yere yerleştirir. Onu dışarda bir yere yerleştirir ki analiz edebilsin ve parçalara ayırabilsin ve anlamaya çalışabilsin” Adamus Bu gayet normaldir çünkü ilk prensip İKE bize iç rüyanın dışa yansıdığını ve algımızın derinliği oranında bize görünür olduğunu söyler. Birden ikiye (içten dışa) geçmek Tanrının kendisini bilmesi için gereklidir. Normal olmayan ise, bizim bu durumu unutmuş olmamızdır! Unuttuk mu? Unutturulduk mu? Kötü niyetliler, şeytan vesaire tartışmaları insanlığın büyük trajedisidir çünkü sorumluluğu %100 almayı göz ardı ederek, unutuşu perçinler. Lütfen bunu gözden geçirin sevgili pireshamanlar, zihni günah keçisi yapmakla bi yere varılmaz 🙂 Her şeyin içinde ortak bir bilincin varlığı hem kendi deneyim ve gözlemlerim hem de pek çeşitli sistem ve ustaların çıkarımlarından aşikar oluyor diyebilirim. İfade etmesi biraz zor oluyor çünkü etkileşimlerin yönünü tartışmakla kafamızı karıştırıyoruz biraz.  Evrenin, insanı doğurmak için bir çabası var mı sorusu da bu yorumun bir bölümünü oluşturuyor, Bu soru, Einstein’ı da karışıklığa iten temel bir sorunun başka bir versiyonu; yani Tanrı zar atıyor mu? Einstein zar atmadığını düşünüyordu, şimdi bazılarımız da zar atıyor diyor! Bence ikisi de doğru. Benim şu andaki düşüncem bu iki karşıt görünen aksiyonun birbirini…

Determinist olmama hali

Determinist olmama hali, kuantum TEKİNSİZLİĞİnin ilk örneğidir diyor H.Pagels. Bu, bilinemeyecek ve kestirilemeyecek fiziksel olayların varlığı anlamına geliyor. Kuantum teorisinin determinist olmaması, neyin bilinebilir, neyin bilinemez olduğu konusunda bir ilke sorunudur, bir deney tekniği değildir. Einstein’ı sıkan da budur. Çünkü O, “yaşlı adamın” her şeyi var olduğu haliyle planlamış olduğunu varsaymak istiyor. Maddi dünyanın temelindeki rasgelelik, bilginin olanaksız olduğu veya fiziğin başarısız kaldığı anlamına gelmez. Tersine, determinist olmayan evrenin keşfi, modern fiziğin bir zaferidir ve doğanın yeni bir görünümünü açmaktadır. Yeni kuantum teorisi birçok kestirimde bulunmaktadır (hepsi deneyimle uyumlu olan kestirimler. Fakat bu kestirimler olayların dağılımı içindir, tek tek olaylar için değildir) Bu, belli bir el, kartların ortalama kaç defa dağıtılacağını kestirmeye benzer. Olasılık dağılımları nedensel olarak belirlenmiştir, belirli olaylar olarak değil. Heisenberg Belirsizlik İlkesini, Bohr da Tamamlayıcılık etkisini keşfetmişlerdi. Bu iki ilke kuantum mekaniğinin Kopenhag Yorumunu oluşturdu.  Bu, fizikçilerin çoğuna kuantum teorisinin doğruluğu ve iç tutarlılığı konusunda ikna edici oldu. Bu tutarlılık, doğal dünyanın determinizmini ve nesnelliğini reddetme pahasına satın alınmış bir tutarlılıktı. Yazının bütünü için Tıklayınız.

Zihin aracımız olmalı, patronumuz değil
esinti / 16 Aralık 2011

Zihnin amaca ihtiyacı vardır. Gerçek olmayandan kendini kurtarması için karşılığında ona bişey vaadedilir. Gerçekte bir amaca ihtiyaç yoktur. Sahte olandan kurtulmak başlı başına yeterince iyidir, bir ödül istemez. Bu tıpkı temiz olmak gibidir- kendi kendinin ödülüdür bu.(Maharaj) İşte aşağılarda biyerde Einstein’ın Tanrının zaratmayacağı konumunda takılmasınasebep olan durum tam da Maharajın bu tespitiyle açığa kavuşuyor. Amacı zihin istiyor.:) ** Günaydınnn frekanslar,bu hissetme olayı (duygu değil, dokunma değil görme değil,duyma değil yalnız başına), ne olduğunu, işe hangi organların karıştığına dair bi türlü net fikir sahibi olamasam da her geçen gün hayatımın daha da merkezine oturuyor. Ne yapacağız bilemiyorum. Hissetme arttıkça benim( kendi bilgi ve düşünce kapasitem) fonksiyonum küçülüyor. Zm: büyüteç sembol dilinde benim için ayrıntıya girmek..ayrıntıda özü görmek demek..ki öz o duyguda saklı bence..çok mahrem olduğundan gizleniyor.. büyüteç(ayrıntı) hassasiyetin simgesi..ancak hassaslaştığım şeylerde detayları görebilirim ve de…tayları görebildiğim yerde hassaslaşabilirim..bence çook önemli..duygu anahtarı büyüteç demiş olsam yanılmız olmam, biliyorum çünkü kalbim ve duygularım tanımlı..bütünden parçaya gitmek çabuk kavratır lakin parçadan bütüne gitmek hissederek kavratır..ben hissederek kavrayanlardanım..herkesede tavsiye ediyorum..çünkü hücrelerime siniyor ve bana mal oluyor…şeksiz şüphesiz hale geliyor..bilgi erk kazanmış oluyor,ondan sonra ben fark etmesemde hücremdeki o bilgi çoktan yayına geçmiş oluyor.. sa: Pek katılmıyorum bu tanımına (senin kendini anlatışın tastammam doğru, gözlemlerime uyuyor)…

Kaybet/bul arasında geçen kerizliğimiz
esinti / 11 Aralık 2011

Bi adada robinson hayatı yaşadığımdan beri (94-95yılları) ilk kez dün akşam evde yoğurt yaptım. Sabah açmayı unutmuşum az önce açtım hiç de fena değil o süt gibi tazecik yoğurt. Bi sevindim bi sevindim (üstelik günlük süt kullanmıştım), ya enteresan, hayat önce insana kaybettiriyo sonra bulunca seviniyosun. Yani bizde bi kerize gelme durumu var mı diye şüpheleniyorum 🙂 Hele şu Truman show eğer her iki günde bir aklıma gelmiyosa ne olayım. Sizlerin de aklına geldiği olur mu? ** Ben zar atan tanrıyı seviyorum arkadaş 🙂 Öbür türlüsü çok sıkıcı olurdu. Tabi böyle düşünmemdeki tek etken, 0-6 yaş arasında, tanrı, cennet, cehennem, günah vs gibi kelimelerin hiç birini duymamış olmamdır. Benim hiç bi zaman dinlerle bi sorunum olmadı o sebeple; çünkü hiç bi hesabım yok. Oysa bilimle bi hesabım vardı ve onunla çok cebelleştim ve kozlarımı paylaştım. Onu hala severim ancak onu kullananım artık, kullanılan değil. Bu da böyle biline 🙂 sa: verilen cevaplar daha önemli çocukken, hele evdeki taklit etme durumunda olduğun büyüklerin yaşam biçimleri (sana verdikleri cevaplardan, eğitimden bile) önemli. İnsan, maymun ve fareye çok benziyor genetik olarak ve taklit ederek öğreniyor. He bi de ayna nöronlar filan var 🙂 TE: Taklit etmek artik bir ögrenim sekli olarak nörologlar arasinda…

Kuantumun da babası
Felsefe ve Kuantum / 17 Ocak 2009

… Derken tam o yıl “olağanüstü” bir şey oldu! Kara nesne radyasyonu ile uğraşmakta olan Max Planck, yeni radyasyon yasasının temelini anlamaya çalışırken “sırf  bir umutsuzluk yasası” diye nitelendirdiği kuantumun ilk temelini buldu: Enerji değişimi sürekli değil, kesintiliydi. Bu önerme öylesine duyulmamış bir şeydi ki, tam anlamıyla bir bomba etkisi yarattı. Çünkü o sırada fizikçilerin çoğu, doğanın klasik dünyasını bir süreklilik olarak kavrıyorlardı. Onlar maddenin biçimlerinin birbirlerine düzgün, devamlı olarak karıştığını düşünüyorlardı. Enerji, momentum ve açısal moment gibi çeşitli fiziksel nicelikler sürekliydi ve her değeri alabilirdi. Oysa Planck’ın kuantum önermesinin ana fikri, dünyanın bu sürekli görüşünün kesintili görüş ile değişmesi gerektiğiydi. Örneğin bir tahıl yığınına uzaktan baktığımızda onu düzgün bir tepe gibi görürüz, oysa yaklaştıkça yanıldığımızı anlar ve gerçekte ince tanelerden yapılmış olduğunu görürüz. Kesintili tanecikler tahıl yığınının birimleridir. Planck kesintililik miktarını bir h sayısı ile belirledi. 25 Ekim 1900 yılında Berlin Deneycileri, Prusya akademisine verdikleri raporda “Bay Planc’ın verdiği formül, hata sınırları içinde deneylerimizi yeniden üretmektedir” dediler. ve böylece halen geçerli olan Planck sabiti hayatımıza girdi. O günlerde Einstein 21 yaşındaydı. Einstein doktorasını yaptığı yıllarda bir patent firmasında çalışmaya başlamıştı bu sebeple kuramlar üzerinde çalışırken kendini daha serbest hissediyordu. O dönemde bir çok heyecan verici deney yapıldı fakat fizikçilerin…