Siz de Birdman’i yeni izleyenlerden misiniz?

Aslında dün gece izledim ama uyudum uyandım halen izlemeye devam ediyor gibiyim. Filmi izledikten sonra Oscar öncesi yerli yabancı film eleştirmenlerinden dinlediğim hararetli tartışmalar zihnimde yüzeye çıktılar. Gerçekten de bu film bazıları için yüzeysel bazıları için çok katmanlı denebilecek, bazılarının sinir olacağı ve birilerinin bayılacağı tarzda insan ana yapısının tezat çeşitliliğinin yansıması gibi görünüyor. Bana göre film, Amerikanın kendi üzerinden tüm dünyaya ve hatta fırsatını bulursa uzaya pazarladığı büyük amerikan rüyasının çöküşünü anlatıyor. Bu açıdan bakıldığında filmde -uzunluk açısından-büyük bir rolü olmayan Edward Norton’un neden bulunuyor oluşu da tesadüf değil sanki; çünkü film Dövüş Kulübünün bir başka, iletişim çağı versiyonu gibi görülebilir. Oyunculuklar mükemmel. Tipik hızlı akış, Amerikan tarzına alışık olmayanları serseme çevirecek düzeyde. Eğer filmin repliklerini duymazdan gelirseniz kullanılan simgeler hemen hemen aynı şeyleri çok daha derin düzeyde ortaya koyacaklardır, öylesine etkin ve bol kullanılmış. Eminim ki bunların bir kısmı yönetmenin senaristin bilgisi dahilindedir ama daha çoğu bilinçsizce bu filmin içine sızmışlardır. -Küçük bir not: Amerikan Tanrılarını okumayan kalmasın.-  Ben bunu kendi yazdığım kitaplarda net olarak görüyorum, planlamadığım ve bilinçli yapmadığım o kadar çok şey-simge ve anlam doluşuyor ki içeri, o artık nerdeyse benim diyerek sahipleneceğim kişisel bir yaratım olmaktan çıkıyor. Tabi ki filme sıradan bir seyirci olarak bakıyorum,…

Dövüş kulubünde sorular

Neden her şey Marla ile ilgiliydi? Neden Filmde ölen tek kişi BOB oldu? (testislerinin olmayışı ölümüyle ilintili miydi örneğin) Neden dövüş kulubüne kadınlar alınmazdı? Neden Dövüş kulubünün ilk, ikinci kuralı; “Dövüş kulubü hakkında konuşmamaktır”? Neden ölmeden önce klüp üyelerinin adı olmazdı? Neden bu projeyi (kargaşa projesi) başlatan Tyler olmalıydı? Marla neden dibe vurmaya çalışıyordu? “Kadınlar tarafından yetiştirilen bir nesil olarak aradığımız şeyin tekrar kadınlar olduğunu hiç sanmıyorum” diyor TYLER … Marlayla seks yapan da Tyler:  Sadece spor yapıyoruz! Dövüş kulübünün ilk kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır. Dövüş kulübünün ikinci kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır. Dövüş kulübünün üçüncü kuralı, biri dur dediğinde veya bayıldığında, bayılmış numarası yapıyor olsa bile, dövüşün bitmesidir. Bir dövüşte sadece iki kişi olur. Bir seferde sadece tek dövüş yapılır. Dövüşe girerken tişört ve ayakkabılar çıkarılır. Dövüş sürmesi gerektiği kadar sürer. Not: Daha önce Neden sadece BOB öldü sorusuna cevap aramıştık, bekınız: http://sibelatasoy.com/?p=1386 Yukardaki yeni sorulara cevap arayabileceğimiz gibi bu başlık altına yeni sorular da ekleyebiliriz?

Neden sadece Bob?!

Neden Dövüş Kulubünde ölen tek kişi BOB olmuştur?  2005 Ekiminde sorduğumuz bu soruya gelen cevaplar şöyleydi ve bence Dövüş Kulubünü anlamak için harika açılımlar sunuyordu, bu mekandan bi kere daha paylaşmak istiyorum: Yazan: yirmi3 Filmde ölen tek kişi Bob yani Robert Paulson.. peki acaba onun ölmesi sadece bi tesadüf mü? Kargaşa Projesinin başlangıcında Tyler projede görevli adamları seçmek için kapıda bir tür mülakat yapmaktaydı.”İki siyah tişört. İki siyah pantolon. Bir çift siyah bot. İki çift siyah çorap ve iki çift sade iç çamaşırı. Bir siyah kalın kaban. Bir beyaz havlu. Bir adet yedek yatak çarşafı. Bir tane beyaz plastik karıştırma kasesi. Beş yüz dolar””çok yaşlısın. çok şişkosun. çok sarışınsın. çok gerizekalısın.” diye de onların dirençlerini ölçüyordu. Ama Bob bu dirence yenik düşüp gideceği anda (ki gidiyordu da)Anlatıcı (Edwart Norton) onu durduruyor ve beklemesini söylüyordu. Bob aslında bu projeye uygun değildi.. Bob, Anlatıcının duygusallığı yüzünden o projedeydi.. ve belki de işte bu yüzden öldü..   Yazan: marla aslında öncelikle olayı ikiye ayırmalıyız bence.dövüş kulübü ve cehennem projesi. filmin bütününde iki kişi ölüyor. biri kanserli bir kadın. yalnız, çaresiz, hırssız, ölümü kabul etmiş ve ondan korkmadığını idda eden, zavallı bir görüntü çizen bir kadın. bob da genel portre olarak benzerlik gösteriyor. o…

Bunu kendime ben yaptım
Felsefe ve Kuantum / 05 Nisan 2009

Dövüs kulübünün ilk kurali, dövüs kulübü hakkinda konusmamaktir. Walter’a düstügümü söylüyorum. Bunu kendime ben yaptim. Prezentasyondan önce, patronumun karsisina oturup, konusmanin neresinde hangi slaytin girecegini ve video gösterisini hangi arada yapmak istedigimi anlatirken, patronum “Sen her hafta sonu kendine ne yapiyorsun böyle?” diye soruyor. Birkaç yara almadan ölmek istemedigimi ve artik piril piril bir vücuda sahip olmanin önemi olmadigini söylüyorum. Su orijinal kirmizi arabalari görüyor musun, 1955’te ilk satilmaya hazirlandiklari günkü gibiler, ne yazik. Dövüs kulübünün ikinci kurali, dövüs kulübü hakkinda konusmamaktir. Ögle yemeginde garson masaniza gelir ve geçen haftaki dövüs kulübünden dolayi gözleri dev bir pandaninki gibi simsiyahtir. Çünkü onu geçen hafta gördügümüzde kafasi betonla, markette çalisan iki yüz pound’luk bir çocugun dizi arasindaydi ve çocuk garsonun burnuna art arda, tüm çigliklarin içinde kolayca duyulabilecek düz ve sert sesler çikaran yumruklar atiyordu, ta ki garson dur diyebilecek kadar nefes alip, agzindan kan püskürtene kadar. Garsona hiç bir sey söyleyemezsiniz, çünkü dövüs kulübü sadece dövüs kulübünün basladigi ve bittigi saatler arasinda vardir. Fotokopi dükkaninda çalisan çocugu bir ay önce görmüssünüzdür ama ya fotokopilere üçlü delik delmeyi yada kopyalarin arasina renkli seperatör koymayi unutan bu çocuk, dövüs kulübünde kendinden iki kat büyük olan bir muhasebecinin cigerlerindeki havayi bosaltip, onu yumruklariyla bayiltirken,…