Feud ve Haftanın diğerleri
Kurgulardan Haberler / 12 Mart 2017

The Sea of Trees Sonsuzluk Ormanı diye çevrilmiş. Japonların intihar etmek için kullandıkları uçsuz bucaksız bir orman. İlginç bir film. Ünlü oyuncular, ölüm, yaşam evlilik üzerine ilginç bir kurgu. Sakin ama derin bir film. Orman hayat gibi; nefes kesici bir güzelliği var ve bir o kadar da tuzaklarla dolu. yolunu kaybettiğin de oluyor ve bunun için tıpkı benim küçükten beri yaptığım gibi geçtiğin yollara işaret bırakman lazım (ben pirinç tanesi yerine sürekli yazdım, kaybolmamak için, yolu geri dönebilmek için). Cennete çıkan merdiven de cabası! * SS-GG Her şey, 14 kasım 1941’de, almanya’nın britanya savaşı’nı kazanmasından 14 ay sonra, londra’da başlar… Hitler işgali esnasında geçen 5 bölümlük mini ingiliz polisiye dizisi. İlk bölümü merak ettiriyor. Ülkenin işgal altında olması insanı boğuyor biraz, Allah kimseye göstermesin. * Nefes kesen bir başlangıç yaptı Feud dizisi, bu kadar ünlüyü bir filmde bile toplu olarak görmek nadirken bir dizide bir araya gelmişler. Bence kadınlar bu diziye bayılacak 🙂

Moonlight -Ay ışığı
Kurgulardan Haberler / 27 Şubat 2017

Yeni bir dizi başladı; Big Little Lies. İlk bölümünü izledim ve beğendim, bunları “yeni nesil diziler” olarak adlandırıyorum. This is us dizisini andırıyor. Çok kaliteli bir yapım. Başta nicole Kidman olmak üzere bir çok ünlü rol alıyor. Hırslı anneler, iki arada kalan çocuklar, zarif bir mekan, arka plan. tam psikoloji dersi. Madeline’in dediği gibi “nazeketimizle öldürürüz!” Hakikaten de birini öldürmüşler, ilk bölümde kimliğini öğrenemedik ama oldukça vahşi bir cürüm olmuş. Bu arada yedi yaşında bir kız aynı yaşta bir oğlanın boğazını sıktığını iddia ediyor. Boynunda morartılar var. Oğlan ben yapmadım diyor. Anneler ve taraflar suçlama ve savunmaya girişiyorlar. Çok mucuk görüntülerin ardında hastalıklı bir şiddet var, ama kim onlar? * Moonlight filmini izliyordum da, daha ilk sahneden dikkatimi çekti; Kavgaya, sataşmaya, itilip kakılmaya, küfüre ve kabalığa aynı şekilde cevap vermeyen biri EZİK midir? Ezikliğin kanunu ne zaman ve kim tarafından yazıldı? Bunun ingilizcede kavramsal karşılığı looser olarak biliyrum. Yani kaybeden! Peki neyi kaybediyorsun? Efelik taslamayı, lider sayılmayı filan mı acaba? Yaşayabilmek için mi gerekiyor yoksa? Belki sadece içe dönüklüktür. Duyarlılıktır belki? Pasiflik mi bu gözü korkutan şey? Yoksa sessizliğin ardındaki güç mü hissedilir de korkulur ondan? Filmi bitirdikten sonra: Tam da tahmin ettiğim gibi bir süreç gelişti, spoiller olmasın izlemeyenler…

Yeni Ahit ve Arrival
Kurgulardan Haberler / 10 Şubat 2017

Bu haftanın ilki Le Tout Nouveau Testament filmi Yeni Ahit olarak çevrilmiş. Eğlenceli, modern bir gerçeklik tanımı. Zevkle izledim Sen de insanların müziğini duyabiliyor musun? Onların her birinin titreştirdikleri melodiyi tanıyabiliyor musun? * Apple Tree Yard Season  Dizisinin iki bölümünü dün akşam izledim. Duygusal gerilim türü diyebileceğimiz kaliteli bir iş olmuş. Kadın duyguları, cinsiyet ayrımcılığını konu alıyor, gerçekten izlenesi bir kurgu. Oyuncular ve çekim çok iyi. dizinin devamını seyredebilecek miyim bilmiyorum çünkü gerilimin hiç bir türü üzerimde iyi etki bırakmıyor fakat merak da var! Bilirsiniz işte 🙂 * Oscar adaylarından şimdilik üçüncüyü izledim ve Arrival benim nezdimde de gerçekten oscar adayı. İki saatlik seyir süresince aklıma hep Contact filmi geldi, tabi onun daha gelişmiş bir modeli olması kaçınılmaz.. Ama bu işleri hep mavi gözlüler mi yapacak??? Hiç kıskanmıyorum iyi ki yapıyorlar tabi. Ne demek istediğimi biliyoruz 🙂 Kısaca Uzaylılarla teması bu kez sapir-whorf hipotezi, çok boyutluluk ve dolanıklık prensipleri çerçevesinde anlatmış yönetmen. Çok naturel, abartısız, savaşsız, korku yüklemeden güzelce tane tane anlatmış. Ayrıca filmin Ted Chiang’ın stories of your life and others kitabından uyarlandığını bilmiyordum. Neyse ki yakınlarda Türkçesi yayınlanmış az önce siparişini verdim. Filmi kitabı okuduktan sonra daha iyi yorumlamayı umuyorum. Şimdiden oscar yolunda şansı bol, bol olsun zaten. küçük bir not: Uzaylının verdiği…

The OA efsane bir dizi olmaya aday

Alejandro Jodorowsky’nin El Topo filmiyle başladım. Bu filmi kitabını okumadan önce izlemiş olsaydım, hele kova görünümlü uzman akrep olup henüz boğanın çaylak sularına bile varmadığı çok gençlik yıllarında yaptığını bilmeseydim, en fazla on dakikasını izlerdim 🙂Bakalım 3 sene sonra holly Mountain’da bir şeyler belirginleşmeye başlamış mı? Holly Mountain kesinlikle daha olgunlaşmış bir ifade ama ben Alehandrodan daha iyisini bekliyorum. Sıra La danza de la realidad filminde sanırım epeyce yakın bir tarihte 2013 de gösterime girmiş. Arkası yarınn… Bütün günüm Alejandro ile geçti, öğleye kadar kitabını (Psiko-Büyü) okudum, öğleden sonra El Topo ve Holly Mauntain filmlerini izledim, bugünlük bu kadar, yarın kısmetse yakın tarihe gelirim, sanırım son filmi La danza de la realidad… Not: Özellikle kuzey ay düğümü Boğa olan kovaların tanışması gereken bir şahsiyet Önceki 2 filminden sonra oldukça yakın tarihli, 2013 yılında yönettiği La Danza de la realidad filmi ile bilinçaltından, rüyalardan bu gerçekliğe anlaşılabilir şeyler getirebilmeyi başarıyor Alejandro. Kendisinin akrep güney düğümü iki saatlik filmin her karesinde seçilebiliyor. Çarpıcı sahneler var. kendi küçüklüğüne dair bir çeşit biyografik film de denilebilir ama bana göre tam bir psiko drama, psiko büyü performansı olarak işlev görüyor. Ben beğendim * The OA efsane bir dizi olmaya aday görünüyor. TOA dizisinin ilk sezonunu bitirdim,…

What Remains ile hafta başı

 What Remains,  4 bölümlük kısa bir İngiliz polisiye dizisi. Ardı ardına izleyince dört saatlik bir maraton oluyor. Agatha Christin’in modernize edilmişi gibi bir tat bıraktı. Gerçekten çok güzeldi. İngilizlerin dizi ve filmlerde güzel kadın yakışıklı erkek tasasına düşmeden sıradan insanlara benzer oyuncular, fakat çok iyi oyuncular kullanmaları hep dikkatimi çeker. Acaba bunun sebebi nedir diye düşünürüm, belki de kendilerine çok güveniyorlar. Diyaloglar mimikler her şey doğal. Ah bir de şu tuhaf aksana evrilmeselerdi 🙂 Bu hikayede tam da Agatha stilinde önce bir bir suçlandırılan sonra tekrar bir bir boşaltılan, ana olaya bağlı ve bağımsız gelişen dramları izliyoruz, senarist de çok iyi, ser verip sır vermiyor. Eski bir ev, dört saat boyunca gıcırdayan tahtalar, ingiliz tuhaflıkları ve aşırı şiddet olmayışı da etkin oluyor tabi. * Alejandro Jodorowsky’nin El Topo filmiyle başladım. Bu filmi kitabını okumadan önce izlemiş olsaydım, hele kova görünümlü uzman akrep olup henüz boğanın çaylak sularına bile varmadığı çok gençlik yıllarında yaptığını bilmeseydim, en fazla on dakikasını izlerdim 🙂Bakalım 3 sene sonra holly Mountain’da bir şeyler belirginleşmeye başlamış mı? Holly Mountain kesinlikle daha olgunlaşmış bir ifade ama ben Alehandrodan daha iyisini bekliyorum. Sıra La danza de la realidad filminde sanırım epeyce yakın bir tarihte 2013 de gösterime girmiş. Arkası yarınn……

Filmlerden Dizilerden
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 18 Nisan 2013

Dun gocebe filmini izledim nerdeyse salonda tek kisi olacaktim ama son anda herhalde ameliyat saatini bekleyen bi doktor geldi, bi ara tlfla konustu oradan anladim, uydurmuyorum bu kez hahahahahaha… Neyse filmin bi kitaptan adapte edildigini soyluyorlar belki yazildigi zamana gore iyiymistir ama su an icin yari bunaltici bi psikoloji seansina benzettim, zaten filmin yarisindan cogu da yeraltinda gectiginden karanlikti. Yani demem oki bu konu artik pek bilimkurguluk degil gercekten de psikoloji bilminin alanina giriyor, ote yandan Castanedadan alintiladigim bi onceki konudaki iki zihinden “yabanci Donanim” icin de bi ornek sayilabilir. Ozetle film bende ne zihinsel ne duygusal bi titreme yaratmadi. http://m.sinemalar.com/mobileweb/movieInfo/56777 * Güzel bir başlangıç yaptı bu dizi. Eskiye merakı olmayan biriyim gerçi, fakat şu aralar pek çok güzel dizi sezon arasına girdi ve boşluktayız 🙂   Da Vinci’s Demons 1. Sezon 1. Bolum www.dizi-mag.com   * “Yaşadım ve değiştim. “ diyor A. Huxley :”Genç bir idealistken dünyayı değiştirmek isterdim, artık anladım ki evrende kesin olarak değiştirebileceğiniz tek şey bizzat kendinizsinizdir.” Cunku aslinda verdigin tum tavsiyeler, yaptigin ahkam kesmeler, kahramanca ortaya atilmalar kendinden kendine duyurmaya calistigin cigliklardir, unutmak istemedigin icin bu kadar tekrar edersin onlari. Aslinda degisen de yalnizca algi, Don Juan bunu hep hatirlatir bize. Ve ben de bunu…

Forbrydelsen-the-killing
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 11 Mart 2013

İlk sezonu (20 bölüm) bitirdim. Her bölüm ayrı bi hikaye ile kendi iiçinde sonlanan-kolaylaştırılmış- dizilerden değil, eski dizilerden kaçak gibi devamlılığı olan bi dizi.Yine Bafta ödülllü ve bence izlnmeye değer  bi polisiye. Arka planda kuzey insanlarını tanımak ilginç. İlk sezonun sonunda başrol oyuncularından birinin ölmesi sürpriz oldu ancak ölen oyuncunun Borgen dizisinde tv kanalı müdürü olduğunu görünce hay allah Danimarkada oyuncu az galiba dedim 🙂 Zaten bu dizideki baba larsen de Borgen dizisinde ulaştırma bakanı! :))) İki dizide de kadınların hiç bi şekilde cinsiyetlerini çağrıştırır şekilde yer almaması amerika ve onun özentisi türk dizilerine alışık olanlar için ilginç hatta tatsız gelebilir. Örneğin bu dizideki Lund… Aman allah, buldozer gibi bi kadın, seyredenler bilir. http://www.digiturk.com.tr/dizi/forbrydelsen-the-killing Ikinci ve ucuncu sezonlari da bitti, yorumlara devam 🙂 Kadin kahraman Lund giderek ilgincleserek dizinin sonunda Amerikan dizilerinde gorulmeyecek bir performans gerceklestiriyor. Diziyi izlememis olanlara ayip olmasin diye aciklamayayim ancak bu dizide insanlarin meslekleri ile hemhal olup yani profesyonel olup insanliktan muaf hale gelmediklerini bizzat goruyoruz. Buradaki basrollerin adi kahraman, kendileri kahramanlastirilmamis amerikan dizileri gibi, onlarin mesleklerine ragmen insanlik zaaflarini her an izliyorsunuz. Daha genis perspektiften bakinca her birimin yogun bir toplum denetimiyle sarili oldugunu da anliyoruz ve butun bunlari organize eden de basin, hani bizde…

Seyirliklerden
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 17 Ocak 2013

Fringe’in 98. bölümünde ilginç saptamalar vardı. Gözlemciler ve insanlar birbirlerine “hayvansınız” suçlaması yapıyorlardı. Düşündüm de hayvanlar birilerine karşı bir yargı getirebiliyorlar mı diye cevap bulamadım, görünüşe bakılırsa onlarda bir suçlama ve yargı fonksiyonu yokmuş gibi ama bu insan algısından yapılmış bir çıkarım olduğundan doğruluğu hakkında bir iddiada bulunamadım. Yine de bir an için bunun doğru olduğunu varsaysak, bu durumda suçlama kapasiteleri sebebiyle hem gözlemciler hem de insanlar hayvan sınıfına giremezler sanki. Yine aynı bölümde, dizinin başınan beri önemli bir rol olan Nina Sharp kendini vurarak öldürdü sebebi ise kendisini ele geçiren gözlemcilerin beynindeki sırları alma ihtimalini yok etmekti. Yani biz izleyenlere, kendi sınıfına karşı bir bağlılık örneği göstermiş oldu. Nina’sız bir Fringe nasıl olacak bilemiyorum, muhtemelen onu kurguya geri döndürmek için başka bir operasyon gerekecek 🙂 İlgimi çeken ayrıntılardan biri de, az önce yapılmış bir telefon konuşmasının içeriğini o odanın camlarından geri kazanabilmeleriydi! Frekansın bir süre kaybolmadığını ve cam malzemesinden geri alınabileceğini görmekti. Şu ana kadar gözlemcilerin insan dünyasına neden geldikleri ve amaçlarının ne olduğu anlaşılmadı. Fakat insanların tıpkı vücudun yabancı organizmaya karşı tepki göstermesi gibi kendi direnişçilerini yarattığını ve gözlemcilerle kıyasıya savaştığını görüyoruz. Savaşmayan insanlar dizide açık-kapalı olarak korkaklıkla itham ediliyorlar. İnsanların Gözlemcilerde kendilerindeki duygusallığı görmemeleri onları korkutuyor. Bu…

Sıkışıp Kalmak
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 21 Aralık 2012

Şuan, aydınlanma ve yükselme sürecinde, sıkışıp kalmakla ilgili güçlü bir eğilim var. Sizin ya da diğer Şambra’nın sıkışıp kalmasına, ne neden oluyor? Sizin sıkışıp kalmanıza neden olan şeyler nedir? Bu konudan bahsetmek istememin nedeni; bunu yapanın sadece siz olmadığını, bunların sadece büyük bir yanılsama ya da engeller olduğunu ve geçici olduklarını, görmenizi sağlamak. Bunun sonsuza kadar böyle gideceğini düşünmenizi istemiyorum. Ama şuan nerede sıkışmış durumdasınız? Zihin “Bana kesin bir kanıt ver. Karanlık bir uçuruma atlamak istemiyorum.” diyor. Komik olan şey, gerçek ruh(spirit) ve yaratıcılığın çalışma biçiminde kanıt yoktur. Hadi ona yaratıcılık diyelim. O kanıt istemez. O içine girme deneyimini istiyor. Bu nedenle, bu kocaman çatışma gerçekleşmekte. Kesinlikle. Evet. Bunu amaca yönelme dediğiniz terimiyle açıklayacağım; ama onu biraz düzelte bilirsem  – hala daha cevaplar için eski sisteme bakma eğilimi var. “Tutku nerde?” Geçmişe gidip oraya bakıyorsunuz. “Cevaplar nerde?” Geçmişe gidip oraya bakıyorsunuz. Oldukça ilginç, garip– benim için komik – zamanlar geçiriyorsunuz. Geri dönemezsiniz. İlerde ne olduğunu da bilmiyorsunuz. Bu nedenle, ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Ve burası tam olarak olmanız gereken yer. Rahatlayın. Sonsuza kadar orada takılı kalmayacaksınız. Benim kristalimde sıkışıp kaldığımdan daha uzun süre, takılı kalmayacaksınız. Ama bu olduğunuz yer ve aslında bu mükemmel bir zaman, çok mükemmel, çünkü geçmişe bakma halinden…