Dikkat Dağıtıcılık
esinti , YENİ DÜNYA / 29 Haziran 2015

Dünyada pek çok insan dikkatini sanal iletişime akıtırken, dünyanın fizik maddeleri üzerindeki “gerçeksin sen gerçek kal” baskısı azalmış oluyor ve belki bazı yeni düzenlemeler için bu bir fırsattır. Kimbilir Geri döndüğünüzde bir bakmışsınız rüya/nesnel gerçeklik değişmiş 🙂 Dikkat dağıtıcılık çok temel bir gerçeklik değişimi enstrümanıdır. * “Her yer AVM, çalışmak isteyen yok” diyenlere cevaben: Köle gibi çalışılan binlerce yıl geçiren insanın biraz yorulmuş olması doğaldır ancak bir zaman sonra (hatta hemen yakında-dünya çapındaki depresyon illetinin sebebi bulunduğunda) yoğun çalışmanın insan doğası üzerine binen kaotik baskıyı fark etmemek için alınmış bir önlem olduğu ve insanın bu ezici basıncı karşılayabilecek bilinci henüz edinemedikleri ortaya çıkacak. sabırlı olun * Esneklik yumuşaklık değildir. Yumuşaklık, sorun çıkmasın eğilimiyle hareket eder, kavgadan hoşlanmaz ve tabi bu isteğini/eğilimini birçok kez hoşuna gitmeyen şeyler yapmak ya da yerlerde bulunmakla öder fakat eğilimini sürdürebildiği için dışardan göründüğü gibi “ezilen” değildir onun hisleri, memnundur . Diğer yandan esneklik, bununla hemen hiç bağdaşmaz; esneklik, her yerin, her kişinin, her durumun doğru olduğunu bilmektir! Bilir çünkü esnek olduğundan yerinden kolayca kalkar 360 derece hareket edebilir. İşte bu sebeple esneklik ustalara atfedilen bir özelliktir. Esneklik öğretilebilir, tarif edilebilir bir şey değil. Onu elde edebilmek için önce “Kesin inançlı” oluyorsun, sonra kesin inançlılarla oyunu sürdürebilmenin…

Aşk bir Sapıtma mı?
esinti / 27 Ağustos 2014

Her aşk sona erer ta ki kendinden sıkılmayana kadar. Peki kendinden sıkılmıyorsan acaba aşık olabilir misin? (65000 pesoluk bir soru) Biz teorik ve pratik olarak hep geçmişte yaşıyoruz (ışık hızına ulaşıncaya kadar). Hal böyle olunca, gelecekteki (potansiyel) halini gördüğün an aşık olursun. Geçmişteki hallerini gördüğünde acı acı -şefkatle- gülümsersin! Sokrat, aşkın tanrılık bir sapıtma olduğunu söyler. Çok doğru bir tespittir bence, dengeye gelmiş bir insan bir süre içinde dinginleşir ve giderek kımıltısızlığa doğru ilerler, bu hal kişiyi sıkıntıya sürükler. Sıkıntının ise kişinin yaradılışı ve özellikleri itibariyle gideceği iki ana yol varmış gibi görünür, biri depresyon da denilebilen hayattan uzaklaşma ve giderek tam uzaklaşma yani ölüm. İkincisi ise sıkıntıdan çıkma arzusudur. Bu arzu dengenin öyle ya da böyle bozulmasını talep eder. Denge aşk yoluyla bozulursa tanrısal bi sapıtma olacaktır veya bir felaket ve acı ile de bozulabilir. Böylece varlık dengeyi yitirerek yeni bir evrim sürecine girer, belki buna yeniden doğum bile denebilir hani. 🙂 Şimdi kendi sözlerimi okuyunca şu sonucu çıkarıyorum: aşk, denge ve dengesizlik arasındaki salınımlarda ortaya çıkabilen, kişinin kontrol edemeyeceği (bu sebeple tanrılık bi iş), sonuçlarını ise asla kestiremeyeceği bilinçsiz (bu sebeple sapıtık) bir işlemdir denebilir. Elbette  insanın “kendi” ayrımı kalmadığında, “kendinden sıkılma” da olamayacaktır mantıken.  Fakat bu süreç yapay…

Yaratıcılık ve OYUN

Oyun, merakın eğlenmek üzere yönlendirilişidir ve kişilerin yaratılarının başında bir ömür boyu bekçilik etmelerini yadsıyarak var olur. sa “Bir insan herhangi bir şey yaratmadığı zaman depresif olur. Endişe, vesvese içinde olur. Üzgün olur. Kafesin içinde tutsak kalmış bir hayvan gibi olur. Bu nedenle, ben sizden herhangi bir şey yaratmaya başlamanızı isteyeceğim. Herhangi bir şey, ne olursa” Diyordu Adamus, tamamen katılıyorum. Can sıkıntısı, yeni bir boyuta geçmek için alt yapı oluyor. Ve herhangi bi şey öğrenmek sonra onu uygulamak, herhangi YENİ bir şey yapmak alışkanlığın rutinini kırıyor. Tabi bunu denemek için sürprizlerden hoşlanıyor, şaşırmaktan besleniyor olmalısınız. Bu işlem çok boyutlu bir yapı bana göre. Yaratıma katkıda bulunmak için sonsuz potansiyelle çevriliyiz. Potansiyeller gözle görülemiyor, belki çok gizliden gizliye bir sezgi olabiliyor bazılarımızda örneğin benim gibi dalak otoritesi kullananlar (ki çok nadir) bu hissi bileceklerdir. Fakat potansiyelleri göremesek hatta sezemesek dahi oradadırlar ve ancak denemeye cesaret ettiğinizde ortaya çıkıyorlar. Eğer mükemmeliyetçi biriyseniz ve denediğiniz alanda bu arka plan yetisi aktif değilse hemen yeni ve başka bir deneyime atlayabilirsiniz ya da eğer mükemmeliyetçi bi yapınız yoksa ve  oyun ve eğlenmek gibi bakabiliyorsanız yaratımlarınıza -benim resim oyunları gibi- bu durumda evren tüm varlığını size açmış demektir, seç beğen al, yarat, oyna, sevin, şaşır, geç,…

Gerçeklik Duygusu
esinti / 16 Mayıs 2012

Yakında cep telefonlarına ihtiyacımız kalmazsa  şaşırmayacağım; çünkü artık gerçekten aklından kim ya da ne geçerse en geç üç dk içinde önüne geliyor insanın. Mesafeler filan tamamen ortadan kalktı, sanki farklı mekan ve zamanlardaki varlıklarla aynı yerdeymişiz gibi haberleşiyoruz! Ayrıca eskisinden daha çok hayalet olma durumumuz da var, bazı insanlar ve olaylar için tamamen saf dışı kaldık. Bazen acaba öldüm mü diye şüphelenip mevcut andan ne kadar geriye doğru gidebildiğimi test ediyorum ve bakıyorum ki kopukluk yok, herhalde yaşadığıma hükmediyorum. Akıl sağlığım gayet yerinde, eskisine oranla daha yüksek enerjim ve çalışma kapasitem var. Hafızam bile daha iyi denilebilir. Bi doktor gibi kendimi muayene ediyorum, bi arıza bulamıyorum, bu sevindirici tabi. Buna rağmen gerçeklik duygusunu geçerli tutabilmek bazı anlar eskiye oranla oldukça güç geliyor. Bunu yazarken içimden şöyle geçti; dayanacağım! ** Üç gün önce sabah tam uykudan uyandığım anda bir erkek sesi şöyle diyordu: “Gaia depresyonda zaten!” Ses ve kelimeler öylesine açıktı ki, ilk bikaç dakika şaşkın ördekler gibi tavana bakındım. Böyle bir düşüncem ya da bi yerden okuduğum bilgi de yoktu, bu neyin nesi diye kendim taradım bi karşılık bulamadım. Bu arada, konuyla herhalde ilgisi yoktur ama son haftalarda tanıdığım kadınların çoğunda göze batacak denli bir sinirlilik ve depresyon gözlemliyorum. Mümkün…

İletişim kurma ihtiyacı

Eğer herhangi bir yolla iletişim kurma ihtiyacımız varsa hala bu dünya ile işimiz bitmemiştir. Sebep her ne olursa olsun. Aç ya da susuz günlerce hatta havasız birkaç dakika idare edebiliyoruz. Dediklerine göre iletişim tam olarak kesildiğinde biz de tam olarak ölürmüşüz :))) Teknoloji, bize her geçen gün  daha kolay iletişim kurmanın yollarını sunuyor; ama bazıları bunun insanları kontrol etmenin bir yolu olduğunu söylüyor. Her şey kullanım amacınıza göre anlam kazanıyor. Birçok insan gerçekten tükenmişliğin sınırında. İş yok, gençler boş geziyor, geleceğe dair beklentileri neredeyse sıfırlanmış. Küresel ısınma her yeni gün yeni felaketlerin kapıda olabileceğini fısıldıyor. Dünyada ve Türkiyede eşitsizlik var, savaşlar, açlık, vurduymazlık, açgözlülük kol geziyor. Şartlar sıkıştırıyor. İnsanların içi şişmiş vaziyette. Aslında bu dış göstergeler, bizatihi insanların iç tıkanmışlığının, öfke ve yenilgi duygularının kabı taşıracak duruma gelmesi ile oluşuyor. İnsanlar aşk yaşamak istiyor. Sorumlulukları, ekonomik yetersizliklerin zulmü altında bu en masum isteği bile bastırmak durumunda kalıyorlar. Sevgiyi paylaşamama, cinselliğin yozlaşması, kitleleri, onu yaşamak yerine üç beş kişinin televizyon macerasını seyretme çaresizliği içinde bırakıyor. İnsanlara yatırım yapmak gerekiyor. Her insana bir terapist gerekiyor. Terapistler de insan. Bu durumda ümitsiz bir vaka bu. Bu kadar çok insanın aynı anda depresyon içinde olduğunu daha önce hiç görmemiştim. Henüz mucizelerden ümit kesmemiş olanlar…

Pinealime dokunma!
Duyuru , Rüya/Psikoloji , YENİ DÜNYA / 17 Temmuz 2011

Floridin pineal bezini kireçlendirdiği doğru mu? Eğer doğruysa (ki tıp biilgisinden yoksun olduğuma göre sezgilerime güvenmek durumundayım ve bana makul görünüyor!) bu durum dünyadaki pek çok şeyi açıklar! Pineal bezi ne işe yarar? *Pineal bez, görme sisteminin bir uç organı olarak ritmik ışık mesajının organizmadaki her organa iletilmesi işlevini görür.(GÖRME!) *Pineal bezle immün sistem arasında anatomik ve fizyolojik bir ilişki söz konusudur. (BÜYÜME-gençlik ve DAYANIKLILIK) *Pineal bezin erken yaşlarda harap edilmesi humoral ve hücresel immün yanıtların gelişmesini durdurur. Pinealin immün düzenleyici aktivitesi şu anki bilgilerimize göre büyük oranda melatonine bağlıdır. *Melatoninin özellikle yaşlanmaya bağlı immün yetersizliklerde de immün yanıtı arttırıcı etkisi bilinmektedir. Pineal bez ve ürünlerinin doğrudan veya dolaylı olarak yaşlanmayı geciktirebildikleri veya yaşlanmayla birlikte seyreden hastalıkları önleyebildikleri gösterilmiştir. Bu bulgulardan dolayı da melatonine “yaşlanma karşıtı hormon” veya “juvenil hormon” adlarıda verilmiştir. Yaşlanma, bu teoriye göre, pineal bezin yaşlanmasına bağlı serotoninden melatonin sentezinin ve melatonin/serotonin oranının azalması sonucu ikincil olarak gelişen bir sendrom olarak da tanımlanabilmektedir. Melatoninin vücuttaki etkileri: Melatonin uyku getirir,uyumamızı sağlar. Ergenlik hareketini başlatır,büyümeyi sağlar. Üreme üzerinde etkisi vardır. Vücut ısısında azalmaya yol açar. Antioksidan etkisi vardır. Melatoninin karanlıkta salgılandığı biliniyor ve son zamanlarda uyku ve rüyayla ilşkilendirilen yazılar görüyoruz. Bir iddiaya göre, gündüz olmasına rağmen kişinin pineal…

Dünya depresyonda!
Rüya/Psikoloji / 12 Ekim 2009

  Dünya genelinde 450 milyonu aşkın insanın ruhsal sorunları bulunduğu, 20 milyonu aşkın kişinin de ruhsal sorunlar nedeniyle yardım arayışı içinde olduğu belirtildi. Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Genel Başkanı Şeref Özer, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, beden sağlığı ile ruh sağlığının bir bütün olduğunu, beden hastalığı bulunanların ciddi ruh sağlığı sorunlarıyla karşılaşma riski taşıdıklarını söyledi. Bedensel hastalıkların ve tedavi sürecinin, kişinin duygu ve düşüncelerini etkilediğini ifade eden Özer, ciddi bedensel hastalıkların, insanda belirsizlik, gelecek endişesi, umutsuzluk, ağrı veya ameliyatla başa çıkma, tedaviye alışma, hastalığın yarattığı yeti yitimine uyum sağlama güçlüğü ve başkasına bağımlı olma korkusu yaratabildiğini bildirdi. Özer, ruh sağlığının genel sağlıkla da bağlantılı olduğunu vurgulayarak, ruhsal hastalığı bulunan kişilerde, bedensel sağlığa yönelik olumsuz-zararlı davranışların artabileceğini, ruhsal sorunlar ile stresin diğer bazı bedensel hastalıklara zemin hazırlayabileceğini ya da var olan bedensel hastalıkların gidişini kötüleştireceğini belirtti. Her dört kişiden biri ruhsal hastalıklardan etkileniyor Ruhsal hastalıkların görülme sıklığının yüksek olduğunu ve yaygınlığının arttığını ifade eden Özer, şunları kaydetti: “Ruhsal hastalıklar tedavi edilmezlerse bireysel, toplumsal ve maddi kayba neden olmaktadır. Yapılan çalışmalara göre, günümüzde insanların yüzde 25’i yaşamlarının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkilenmektedir. 75 yaşına gelmiş kişiler arasında herhangi bir ruh hastalığı yaşamış olanlar yarıdan daha fazladır (yüzde 50.8). Belli…

Uykucu öyküsünden…
Blog , Rüya/Psikoloji / 10 Ocak 2009

… Boyumu ve kilomu ölçüyor alışık hareketlerle… “Hımm iyi” diyor “kilo problemimiz yok, amaç nedir? Vücut geliştirmek değil herhalde” gülüşü samimi. Başımı hayır anlamında sallıyorum. “Biraz enerjik olmak istiyorum, sanırımmmm evet sanırımm bunu istiyorum” sonunda ne istemiş olabileceğimi bulduğum için seviniyorum. Kuzenim “ne istediğini bilmezsen çevren istemediklerinle dolar” der. Ahmet bey bana ilgiyle bakıyor hatta gülümsüyor yoksa bu lafı sesli mi söyledim. Anlamamazlıktan geliyorum. “Yeme alışkanlığınız nasıl, dengeli bir beslenme diyeti önerebilirim” tabii önerilere her zaman açık olmuşumdur. Önce kahvaltı sonra öğle yemeği menüsünü alıyorum akşam yemeğindeki tavuğa itiraz ediyorum; “Tavuk yemiyorum”. “Neden?” “Çok aptallar” “Pardonn?” dangalaklığımı çabuk fark ederim, hemen düzeltiyorum “yani çok sağlıksız şartlarda büyütülüyorlar, güneş bile görmüyorlar, hormonlar filan işte” “Haaa, ben de size yunus kaburgası önermeye hazırlanıyordum” gülüyor, rahatladı zavallı adam. Ben de gülüyorum haliyle. “Kaç gün geleceksiniz haftada?” “İki” “Ama ben diğer günler de harekete devam etmenizi isteyeceğim, ister yürüyüş yapın isterseniz, hımmm, evinizde spor aleti var mı?” “Var, airwalk” Sevgilimin karısının eskisi, yeni evlerine geçerken münasip bir yere sığdıramamışlardı, bana verdiler yani o verdi. “Çok güzel işte!” sesi yerçekimi kanunu bulmuşçasına neşeli ve enerjik çıkıyor. Ne güzel bişey bu Allahım. Ben de böyle olabilecek miyim? “Ama ben kullanmıyorum” fazla sevinmesine müsaade edemem, aramızdaki korkunç…