Dendiritler ve Beynimiz
esinti / 14 Ekim 2016

Merak ediyorum da, ağaçlar rekor oranda azaldıkça beynimizin kapasitesi de düşüyor mu? Beynimizdeki dendiritlerin ne kadar ağaca benzediğini düşünürsek -zaten kelime yunanca kökenliymiş ve ağaç anlamına geliyormuş- böyle bir önerme çok da mantıksız sayılmayabilir fakat yumurta-tavuk paradoksu gibi acaba dendritlerimiz yıprandığı ve kısaldığı için mi (yani beyinsiz olduğumuzdan mı) dünyadaki ağaçlar da azalıyor, yoksa ağaçlar azaldıkça beynimiz dumura mı uğruyor? belki hem hem dir yani ikisi de doğrudur. 🙂 Not: Dendritler: Bir sinir hücresinde (nöronda) yüzlerce, binlerce dendirt bulanabilmektedir. Bu dendritlerin uzunlukları milimetrelerle anlatılır. Bu kadar kısa olmalarına rağmen Dendritler beynin işleyişinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Dendritler, çevre hücrelerden gelen sinyalleri alarak nöron hücresinin gövdesine ulaştırır. Bu da bilgilerin çevreden alınmasında yani hafızanın etkili çalışmasında dendritlerin ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir. *

Her uyandığımda daha iyiydim.

Üzerimde son bir haftadır enteresan bir şekilde negatiflik yüklüydü. Laniakea okuyarak ve bolca uyuyarak iki gündür daha iyi hissediyorum. Kitap çok güzel bitti, merakla bekleyeceğim ikincisini. Laniakea önceki kitaplardan daha farklıydı. Daha çok odaklanıp okumak gerekiyordu. Kitabın en çok beni etkileyen yönü belki bana öyle geliyordur 266. Sayfada Kuantum ve kendi düşüncelerimiz ile ilgili sözler. Muhteşem kesinlikle eğer anladığım gibiyse ya da ben ilk kez aydım. Yani kuantumu anlamak için kendimize ve düşüncelerimize bakmak yeterli. Kararlar, seçtiklerimiz, seçmeyip öldürdüğümüzü düşündüklerimiz, seçmeyip hayal ettiklerimiz, geçmişi geleceği düşündüklerimiz hepsi hepsi hem var hem yok. Karakterler çok iyi. Po köyü sakinleri varlıkları güzel anlatılmış hayal edebildim. Bazı yerlerini anlamadım tabii doğal olarak birkaç kez okumam gerekti. Ama Serap’ın da dediği gibi hissettirdikleri önemli bazen ya da bıraktığı tat, koku işte her ne ise. Zamanı gelince düşünceler bulur yerini. Po köyü sakinleri ile Urban Shaman prensiplerini önce karşılaştırmak istedim. Yani kim kimdi bakayım diye ama kitabı öyle okuyup devam etmek istedim. Uzun zaman oldu. Benim okuyuşum hem aşina hem yabancı okuyuşu oldu. Ama şunu söyleyebilirim ki yeni okuyan biri Po karakterlerini ayrımsayamayabilir. Laniakea hepimizin bütünlük içinde olduğu yer evet, prensipler evet. Rüyaları ve çok boyutluluğu 2037 de ki o sıvı tank olayı biraz daha somutlaştırdı. Sanırım şapkalı ayı örneğinde…

Ebedi TAO’yu kavramak
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 08 Ağustos 2016

Hiçbir günah kıskançlığın kışkırtılmasından daha büyük değildir; Hiçbir felaket Hoşnutsuzluktan daha kötü değildir. Lao Tzu Kendimi bildim bileli felsefem bu olmuştur. Bunun bir Tao çıkarımı olduğunu ise yeni öğrendim. Ebedi TAO’yu kavramak, bir örgüte üye olmanızı veya bazı dini kuralların ve düzenlemelerin taraftarı olmanızı gerektirmez. Ona Tao demeniz veya kendinize taocu demeniz gerekmez. Gereken tek şey; yaşamın gizemini MERAK etmektir. Dikkatimiz, lineerligi aşmanın, zaman ve mekan üstü seyahatin aracıdır, bedavadır bir anlamda ancak içimizdeki enerjiyi seyahat ettiğimiz objeye akıtır. Molla nasreddin fikralarında şimdi kuantumsal kavram olarak anlatmaya çalıştığımız bir çok şey yer bulmuştur, tabi biz onları yalnızca gülmek için şaka zannederiz. Örneğin bu konuda bi kaçı aklıma geldi şimdi biri şudur:

Tuzluk_Biberlik oyunu ve DNA Katlanışı!
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 02 Temmuz 2016

DNA katmanlarının çok boyutlu işleyişi hakkında Kryon’un verdiği bilgileri epeydir biliyoruz ve bu konuda bilimin atacağı adımları ve hamle sırasını da heyecanla bekliyoruz. En azından ben merakla bekliyorum. Bu haberdeki katlama olayı ki geçenlerde de benzer bir haber paylaşmıştım, Dna’nın lineer araştırmasındansa çok boyutlu anlaşılmasına bir adım olabilir gibi düşünüyorum şu an. Varlık alemimizin çeşitlenmeyi ne denli teşvik ettiğinin de bir kanıtı adeta. Bizim çocukluk dönemimiz halen iletişim çağı öncesiydi ve şu an oynadığımız bazı oyunları anımsattı bana. Onlardan biri kağıt katlama oyunuydu, ismini unutmuşum annem hatırladı; tuzluk biberlik oyunu! Kağıdı özel biçimde katlayıp her bir dilimine bir kelime yazıyorduk. sonra kağıdı parmaklarımıza geçirip her defasında başka bir dörtlü-sekizli kombinasyon oluştuğunu görüp seviniyorduk. Hatırlayanlar vardır? Şimdi yeniden DNA’nın katlanma bilgisine dönecek olursak; bu bize iletişimle ilgili,yaşam derslerimize dair bir ipucu veriyor, yani DNA’nın Kryon’a göre ikinci katmanı. Onu bir hatırlayalım. ” DNA ile ilgili bilmeniz gereken bir şey vardır ve bu, DNA’nın manyetik bileşenlere sahip olmasıdır. DNA’nın her döngüsü (halkası) yanındaki döngünün üzerine binen manyetik bir alana sahiptir, yanındaki DNA döngüsü de, kendi yanındakinin üzerine biner. Trilyonlarca üst üste binme tek bilince eşittir. Sonra bu manyetik bir damgayı temsil eder, bu damgayı İnsan kendisinde taşır. Manyetikler boyutlararası bir enerjidir, kuantum…

Lineer Sıkıntılar!
esinti , YENİ DÜNYA / 03 Haziran 2016

Dünyanın geleceği ne olacak babında düşünenler, bilimsel çıkarımlar yapanlar, medyumlar ve vizyonerler her zaman olmuştur. Herkes işlevi ve merakı yönünde çalışıyor. Bu normal ve güzel bence. Zaten bu tür çıkarımların içinde genel tasvip görenler de gelecek denilen gerçekliklerin netleşmesinin önemli bir etkeni. Son yıllardaki gözlemlerim sanki mantıklı çıkarımların pek de oluşa yansımadıkları yönünde. Sebebini de bütün bu çabaların lineer sistemle yapılmaya çalışılması olarak görüyorum. Bu da çok doğal, çok boyutluluğu sindirebilmek zaman alacak. İşin doğası bu, geçişler bir süreç meselesi. Benim şöyle bir görüm var, Dünya gezegeni yaşayan bir varlık olarak beşinci boyut titreşimine geçti. Bu durumda onun üzerinde/içinde yaşayan bilinçli varlıkların yaşayabilecekleri alt düzey titreşim dördüncü boyut olmalı. Bu ne demektir; dördüncü boyut olan zamanı kendilerine katmış olan bir insanlık yaşayabilecek bu gezegende artık. Bunun çok ilginç gelişmelere gebe olduğu aşikar. Bir kere doğarken 3.boyut titreşiminde gerekli şart olan “unutma perdesi” kalkıyor: Çünkü yeni varlıklar için zaman bir değişken değil kendilerine dahil bir boyut. Son yıllarda bunu doğrular biçimde çocuklar ve olaylar sıkça rastlanmaya başladı. Bütün bunlar olurken beşinci boyut varlığı gezegen, kendisi ve mütemmim cüzleri için neler hazırlıyor tahmin etmek için çabalamak lazım, Üç boyutun üzerinde bi şeyleri nasıl tahmin edeceğiz lineer düşünce biçimiyle değil herhalde. Her zaman…

Dokuzuncu Tabaka: İnsan şifasının Eksik Bölümü!
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 12 Nisan 2016

Dokuzuncu Tabaka çok-boyutlu enerjiye karşılık verir! O nedir, diye sorabilirsiniz. İnsan bilincidir. İnsanlık tarihi boyunca bunun sonuçlarını görmüş ve ona birçok isim vermişsinizdir: Dua, meditasyon, ibadet, iman ve olumlu düşünme. Sonuçlar? Mucizeler, kendiliğinden iyileşmeler, tam şifalar. Böylece, İnsan bedeninde gerçekte iki bağışıklık sistemi bölümü bulunduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan biri, bir ilk savunma sağlayan, ama Dokuzuncu Tabaka ile çalışması gereken ve genellikle bunu yapamayan 3B kimyasıdır. Dokuzuncu Tabaka, her DNA molekülünde bulunan çok-boyutlu bir tabakadır; ama o, İnsan ya da başka bir çok-boyutlu enerji ona bir biçimde hitap etmedikçe (onunla konuşmadıkça), hiçbir şey yapmaz. Bu ikinci bağışıklık sistemi bölümü (Dokuzuncu Tabaka) çok derindir, ama kimyasal kurallara bağlı değildir. O, hücresel çerçevenin manyetik bölümlerini değiştirebilir; anlaşılmayan, bir mucize gibi görünen, ama çok-boyutlu olan ve bedenin sahip olduğu her kimyasal tepkiden daha güçlü olan bir tür şifa yaratır. Çok-boyutluluk Lemuryalılar için bir yaşam biçimiydi ve onlar rastgele görünen kuantum bir haldeki bir şeyi anlamakta hiç zorlanmıyorlardı. Onlar bilimsel olarak ilerlemiş miydiler? Hayır. Onların bilgisayarları ve teleskopları yoktu. Ama DNA’yı biliyorlardı! Güneş sistemini, hatta galaksiyi biliyorlardı. Modern İnsanlar, daha bilimsel hale gelirken, daha 3B hale de geldiler. Kuantum düşüncenin fikirleri dine ve spiritualiteye ayrıldı. Bunun da bir kısmı bölünerek gizemcilik, hatta büyücülük oldu. Ama gerçek…

Şifa Talebi

İnsan kendinde olmayan bir şeyi dışarıda göremez malum ve görmeye/kendinde olduğunu hatırlamaya hazır olduğu şeyler çevresini sarar, onu anlayıp sindirene kadar çevreyi terk etmez. Ho’oponopono yu muntazam olarak ve beklentisizce yapmak süreci zahmetsizce hızlandırmak için yeterlidir. Beklentisizce ne demek? Yani bunu (ho’oponopono) yaparken kişileri, çevreyi acaba şimdi değişti mi, ne değişti, daha mı iyi oldu gibisinden kolaçan etmeyi bir süre bırakmaktır. şifalanmanın gerçekleşmesi için beklentisizlik ve boşluk enerjisi gerekir. Baştaki niyet ve sabırla/beklentisizce periyodik yapılan Ho’opono pono, DNA’mızın dokuzuncu şifa katmanının beklediği çok-boyutlu talebi gerçekleştirecektir. Talep bir kere şifa merkezine eriştiğinde, iyileşme; aklımızın ve mantığımızın ötesinde mucizevi şekilde belirir. Aloha Not: Dün akşam yaptığımız BAK uygulamasında Birleşik Alana hastalıklar ve şifa konusu soruldu. Oyunun genel özeti yapıldığında onu da ilave edeceğim ancak Kendimizi ya da bir başkasını mucizevi şekilde nasıl iyileştireceğimizin çok şaşırtıcı ve çok sade cevabı rollerin dağıtımından önce kafamın içinde 3 kez yankılandı: Işık OL Bildiğimiz gibi kendi buluşum olarak altı yıldır uyguladığımız BAK-Birleşik Alan kullanımı uygulaması/oyunu Lemuryan bir uygulama olarak Hawaii şifacılığında zaten benzer biçimde yer alıyormuş. Hailona, kehanet için rollerin sanatı anlamına gelen, iç seziye uyumlanmayı ifade eden çok eski bir sözcüktür. Daha fazla bilgi için tıklayınız. Şamanlar sezgiyi, geçmiş/gelecek ve şimdi hakkında, şifalandırma için bilgi toplama…

Siz de Birdman’i yeni izleyenlerden misiniz?

Aslında dün gece izledim ama uyudum uyandım halen izlemeye devam ediyor gibiyim. Filmi izledikten sonra Oscar öncesi yerli yabancı film eleştirmenlerinden dinlediğim hararetli tartışmalar zihnimde yüzeye çıktılar. Gerçekten de bu film bazıları için yüzeysel bazıları için çok katmanlı denebilecek, bazılarının sinir olacağı ve birilerinin bayılacağı tarzda insan ana yapısının tezat çeşitliliğinin yansıması gibi görünüyor. Bana göre film, Amerikanın kendi üzerinden tüm dünyaya ve hatta fırsatını bulursa uzaya pazarladığı büyük amerikan rüyasının çöküşünü anlatıyor. Bu açıdan bakıldığında filmde -uzunluk açısından-büyük bir rolü olmayan Edward Norton’un neden bulunuyor oluşu da tesadüf değil sanki; çünkü film Dövüş Kulübünün bir başka, iletişim çağı versiyonu gibi görülebilir. Oyunculuklar mükemmel. Tipik hızlı akış, Amerikan tarzına alışık olmayanları serseme çevirecek düzeyde. Eğer filmin repliklerini duymazdan gelirseniz kullanılan simgeler hemen hemen aynı şeyleri çok daha derin düzeyde ortaya koyacaklardır, öylesine etkin ve bol kullanılmış. Eminim ki bunların bir kısmı yönetmenin senaristin bilgisi dahilindedir ama daha çoğu bilinçsizce bu filmin içine sızmışlardır. -Küçük bir not: Amerikan Tanrılarını okumayan kalmasın.-  Ben bunu kendi yazdığım kitaplarda net olarak görüyorum, planlamadığım ve bilinçli yapmadığım o kadar çok şey-simge ve anlam doluşuyor ki içeri, o artık nerdeyse benim diyerek sahipleneceğim kişisel bir yaratım olmaktan çıkıyor. Tabi ki filme sıradan bir seyirci olarak bakıyorum,…

Acemi Şansı nedir?

Eğer şimdiye kadar keşfetmediyseniz, siz duyguların duyusallığa kıyasla ne kadar ucuz ve sahte olduklarını ve güç yüklü olduklarını keşfedeceksiniz. Kim gerçek duyusallığa, hissetme yeteneğine – gerçekten hissetme yeteneğine – fiziksel duyuların ötesindeki her farklı düzeye sahip olup da duygulara ihtiyaç duyar? “Siz Ben’imin armağanlarını aldığınızda…ve ben onun duyguları nötralize ettiği konusunda son derece ciddiyim. O enerjileri çekiyor. O size istediğiniz her yerde olma olanağı sağlıyor, onun hakkına düşünmeden, hokkabazlık yapmadan veya hayal etmeden çünkü edemezsiniz. İnsan edemez. O zaman bırakın Ben’im gerçek Sen’in öne çıksın. O ne yapacağını biliyor. O, geri tutmadan, enerji için güç kullanmadan, kusurlu, sınırlı insan arzuları olmadan kesinlikle ne yapacağını bilir. o, tüm o enerji ile ne yapacağını bilir”. Diyor Adamus. İşte bizim BAK uygulamasında yaptığımız da tam olarak budur; Ben’imin yolundan çekilmek ve bunun için de basitçe “bilmiyorum” kelimesini kullanıyoruz. Çünkü gerçekten de bilmiyoruz, ne ihtiyacımız olduğunu, niyetimizin ne olduğunu bilmiyoruz, lineer düşünebiliyoruz sadece. Konuyu bilmediğinin farkında olan insan yetkiyi otomatikman içindeki Ben’im/yüksek benlik/tanrıya bırakır. Tabi bu durumda her şey çok boyutlu düzlemde değerlendirilir ve biz burada lineer bakışla bir mucizeye tanık oluruz… Ve bunun adına acemi şansı deriz 🙂 * “Tanrıya ne yapacağını söylemeyi bırak!” der Bohr Kime söyler bunu? ” “Tanrı zar atmaz”…