Kent Şifacılarına hatırlatmalar
Urban Shaman , YENİ DÜNYA / 24 Nisan 2015

Sevgili kent şifacıları, Gurdjeff hocamızın da fevkalade ifade ettiği gibi, hapishaneden kaçmanın yollarını aklınızdan çıkarmayın. Dinleyin, dinleyin dinleyin… Dinlemek yalnızca kulakla yapılmaz, bütünlüğünüzle yapılır, sizden önce hapishaneden kaçmış olanları dikkatle dinleyin (okuyun,seyredin, dokunun, koklayın, hissedin, boş boş seyredin) ve onları onurlandırın. Deneyimlerini bizimle paylaşmak, örnek olmak için dalganın sırtında yaptıkları sörfü onurlandırın. aloha Sevgili gezgin şamanlar, burada sayfamızda paylaşılan her şey tüm evrene açıktır, istediğiniz her yerde paylaşabilir, kendi düşüncelerinizi ekleyebilir, bu güzel frekans yumağına kendi benzersiz varlığınızı birleştirebilirsiniz, bu hepimiz için sevinç demektir. aloha * Ho’oponopono kadim zamanlardan gelen bir Hawaii uygulamasıdır, anlamı; barış yapmak, anlaşma yapmaktır. (Mauinin bu konudaki masalını hatırlayanınız var mı?) Sık sık uygulamanızı hatırlatmak için uygulamayı tekrar anlatıyorum: başlangıç: Ho’opono pono Sorumluluğu %100 alıyorum sıfır noktası lütfen beni arındır devamı(mümkün olduğunca çok, içinden ya da sesli tekrar ediliyor): seni seviyorum özür dilerim lütfen beni bağışla teşekkür ederim aloha * Bebekleri ve çocukları meleklerin koruduguna dair cok kesin halk deyisleri var, çocukluktan beri duyarım. Sizce neden büyükleri değıl de yalnizca cocuklari koruyorlar? Bu soruya kendi cevabım şu: Duygusal ve mental konulardaki tepki repertuarları gibi, fiziksel bedenin dış etkilere karşı tepki repertuarları da 0-6 yaş arasında -minör enerji kalıpları- çocuğa yüklenir. Örneğin, terlersen üşütüp hasta olursun, düşersen yaralanırsın,…

Dönüştürülemeyen şeyler salıverilmelidir
Urban Shaman / 10 Nisan 2015

Aloha arkadaşlar, Pluto, “Dönüştürülemeyen şeyler salıverilmelidir” dermiş. Aslında her şeyin bir “enerji kalıbı” olduğunu biliyoruz, hatta enerji kalıbı kombinasyonları. Enerji-kalıbının salıverilmesini bir anlamda onun ölümü olarak görebiliriz çünkü dikkat ile beslenemediğinde dağılıp zeki enerji (bütünsel) tarafından emilecektir. Ve yerine tamamen yeni bir enerji-kalıbı oluşturmak gerekecektir. Peki ya dönüştürebilseydik? Bir enerji-kalıbını dönüştürmek ne anlama gelir? * Şamanın herkesin gördüğü dünyadan farklı gerçeklere nüfuz edebilmesi onları diğer şifacılardan ayırır. Bir şamanın iyileştirme teknikleri ihtiyaca göre şekillenir ve çok zengindir, bizzat tüm insanlık tarihinin birikmiş deneyimlerine dayanan bir sanattır. “Testi kırılmadan çocuk dövülmeli” diyenler olabilir tabi 🙂 Oysa özgür irade kanunu, bizim gezegenin tek kuralı, bu sebeple çocuk(!)ların bu konudaki arzu ve talepleri dikkate alınmadan iş yapılmaz, yapılırsa bu KU’nun otoriter stille yönetilmesi anlamına gelir ve bu da sert, garip,sakar ve spastik hareketlerin ortaya çıkmasına sebep olur.(bilmem sizlere öznel ve nesnel gerçekliğinizle ilgili bir şeyler hatırlatıyor mu?) 7.Prensip PONO bize doğruluğun ölçüsünün etkinliğinde olduğunu söyler. Yaptığımız şey kendimizde ve/veya bütünde bir yarar sağlamış mıdır? Şamanların mistiklerden ayrılan yanı da budur, bizler faydayı tam olarak şimdi ve burada bulmaya çabalarız. Tüm gerçekliklerde şifalandırma işlevlerimiz, şimdiye hizmet eder. Bu temel amaç doğrultusunda esnekliğin gücünü keşfederiz. Dalganın sırtında sörf yaparken belli olur bilgeliğimiz. Aloha

Özgürlük Serisi
esinti / 17 Ekim 2012

Hayatınızda şu an omakta olan her şey, özgürleşmekle ilgili diyor Adamus, belki inkar edebilirsiniz ama öyledir. Ve gülüyor ben de gülüyorum. Gülmek güzel şey tıpkı rüyalar gibi ağlamak gibi bizi hafifleten bi şey. Adamus, özgürleşmenin şu sırada dünyadaki tüm insanlar için tek uğraşı tek mesele olduğunu söylüyor. Özgürleşmek tüm bağlardan ve tanrıdan özgürleşmek hatta RUH’tan özgürleşmektir diyor. Özgürlük serisinin ilk konuşmasında şu ana kadar olmadığı kadar cesur! Tanrının man made yani insan yapımı olduğunu açıkça ifade ediyor ki Don Juan bize bunu tüm kanıtlarıyla sunmuştu daha önceleri. Tanrıdan özgürleşmek bazı çevrelerce hoş karşılanacaktır ama ruhtan özgürleşmek? İşte bu kolay bi lokma değil, sanırım artık sadece dindarları değil spiritülleri de kaybetmeyi göze alıyor. Bu öylesine bi lokma ki bilimle uğraşan ve kendilerini her şeyin üzerinde gibi gören büyük bir kesimin bile yutamayacağı denli büyük. Peki Adamus bu cesareti neden takınıyor şimdi? Yoksa o da benim zaman zaman sorduğum şu soruyu mu duydu: “Nereye kadar?” Bugüne kadar bunu bilmiyor muydu yani, on küsür seneden sonra birden mi malum oldu ona? Hiç sanmıyorum. (buna sonrageleceğiz belki) Ruhun saflık ve masumiyet olduğunu, nerdeyse bir çocuk gibi olduğunu söylüyor Adamus, o halde Ruh bu durumuyla her şeyi bilen olamaz, bi sonrakini bilen de olamaz. Ruh…

Çocuklar mülk haline ne zaman getirildi? 2
esinti / 16 Ekim 2012

Öncesi için tıklayınız Diamon Eros Güzel soru… Sevgi, tüm duygulardan münezzehtir. Diğer bütün duygular Sevginin eksikliğinden ya da yokluğundan ortaya çıkarlar…Hiç bir duygunun zıddı ya da karşıtı değildir…Erkeğe verilmiş olmasının sebebi de vardır zira dünya ve güneş sistemimiz bir dönüş yaparlar. dünyanınki küçük dönüştür ama güneşimizin tüm dönüşü dünyaya göre büyük dönüştür tıpkı galaksimizde ve evrende her şeyin dönmesi gibi. Bu dönüşte belli periyodlar vardır yaklaşık 26000 yıllık bir döngü vardır ve bu döngünün başında ve sonunda olmak üzere 2 tane 2000 yıllık dengeli dönemi olduğu halde 11000 yıllık eril hakimiyet ve 11000 yıllık dişil hakimiyet dönemleri vardır. Erile gücün teslim edilmesinin sebebi bu durumla ilgilidir fakat dengeli dönemin başlangıcına gelmiş bulunmaktayız artık 🙂 Sibel Atasoy Mükemmel bir öneri, teşekkür ederim. Sevginin bir duygu olmadığı ve böylesine bir kelime içine hapsedilişinin büyük bir kaza olduğunu yıllardır yazarım, ilk kez onay aldım, bu benim için büyük bi şey oldu (Çünkü bitr tek kişinin onayı bir insana yeter de artar). 26000 yıl döngüsünden Ra bilgilerinde bahsediliyordu hatırladığım kadarıyla ancak bunun böylesine iki parçaya bölünmüş olduğunu bilmiyordum. Peki bu gidiş-dönüş gibi dünyasal kavramla ifade edilebilir mi? Benim gidenler ve dönenlere ait bir çıkarımım vardı, isterseniz bulup paylaşabilirim. Diamon Eros Ben de söylerim sevgi…

Çocuktan öğren yeniyi
esinti / 01 Ocak 2012

Günaydınn frekanslarrr… Gerçi İstanbul’da daha kimsenin uyandığını sanmıyorum, olsun nasılsa uyanacaksınız! Bir gecede bikaç yüzyıl birden yürüdük, biraz yorulmuş olabiliriz ya da belki artık bize bunlarr vız geliyordur. 🙂 ** Çocuklarınızın sahibi değilsiniz. Göreviniz, onların sorularını ustalıkla yine onlara yönlendirmek.. Soru yarışına var mısınız onlarla? .. yaŞıyorum yaZıyorum Ş ve Z ne kadar birbirlerinin simetriği iki harfmiş, az önce farkettim. Biri içten dışa, diğeri dıştan içe… … Hangi harf daha zarif sizce? İkisi de güzel ama ben Ş yi köşesizliğin zerafetini taşıdığı için tercih ederim. Gerçi onun da bi kulpu var (o kadar kusur kadı kızında da olur!). Demek ki yaşamak daha kendiliğinden ve daha zarif. Onu yazmak ise güzel ama biraz köşeli; çünkü sözler köşeli! Yine de birlikte (neredeyse) yin yang oluyorlar. :)) -2005 günlükten- ** Her gece uyuduğumda ölüyorum ve her sabah yeniden doğuyorum. Hatta yine yaşıyor olduğuma şaşırıyorum. ** Yaşamak gerçekten bir ayrıcalık, bu büyük zevki bana bahşeden her ne ise ona minnetarım. Ne büyük zerafet ve ne müthiş bir kendine güven… Ki bu ona tarifsiz bir alçakgönüllülük vermiş. **

Parçalamak ne için?
esinti / 02 Kasım 2011

Ama bir anlamda Atlantis zamanında, hepimiz biraz saf ve deneyimsiz olarak, hepimiz Ruhun çocukları olarak oynadığımız o büyük oyunu oynarken dedik ki, “Hadi şunu alıp havaya uçuralım.” Çocukken bunu yapmadınız mı? Küçük kamyonlarınızı ve oyuncaklarınızı alıp parçalamadınız mı? Bu çok eğlenceliydi! Bu inanılmazdı! Bum – parçala! Ve ne oldu? Eh, o zaman daha büyük ve daha güzel bir oyuncak geldi. Oynayacak daha büyük bir oyununuz oldu. Diyor Tobias (tıklayınız)… Bilim de hep parçalıyor, Felsefe de. Sebep ne peki? Sebep bileşenleri tanımak, daha da sadeleştirirsek; MERAK! Peki tüm parçalamalar merak saiki ile mi? Değil galiba, yok etmek amacı ile kızgınlık ve nefretle de parçalarız bazen. O halde parçalamakta niyet önemli galiba? Peki “Kızgınlıkla” yok etmek isteyen neden kızmış olabilir? ** Özgürlük nedir biliyo musun (bu yaşa geldim, öğrendiğim ve hala bu fikirde olduğum şey); bi seçim yaptığında seçmediğini kesin biçimde öldürmektir. Eğer seçmediğin olasılık hala aklında kalırsa, tüm hücrelerini gizli gizli değil alanen zehirler ve hızla ölüm yolcusu olursun. not: Kesin biçimde öldürmek ise yakmak ile mümkün gibi görünüyor. Hani denir ya “gemileri yaktım”! Yani geri dönüş ümidini ortadan kaldırdım anlamındadır bu. ** İnziva sedece geçici bir süre için sessizlik ve doğanın natural (artı eksi yük taşımayan doğallığı) ile arınmak, bi…

Yeni eski şeyler
esinti / 23 Eylül 2011

Çürütemediğin fikrin, -velev ki en büyük başarın olsun- seni çürütür! Bundan emin ol. 🙂 Böcekler bekliyor. Soru: Fikilerin kulanım süresi ne kadardır? 7-14 yıllık döngüler, ilk yedide yapamadıysan ikincide yapmalısın çünkü 14 den sonrası seni yemeye başlar! ** Hayat çizgisel değil, organiktir. Keşke çocuklarımıza rehberlik ederken bunu hatırlayabilsek. ** http://www.ted.com/talks/lang/tur/sir_ken_robinson_bring_on_the_revolution.html Frekans kardeşim Ken’i dinleyin çok seveceksiniz, hatta belki başkalarına da dinletmek isteyeceksinizz. Malum paylaştıkça zevkimiz artar bizim 🙂 Onun ilk konuşması da çok güzeldi. Yeni dünya ve eğitim gerçekten de şu an en kritik konu. Çocukların hayalleri üzerine basıyoruz, mesele onları ayakkabılarımızın altında ezecek miyiz yoksa bizi yükseltmeleri için hafifleyecek miyiz? ** Her şey boşluğa basamak dizmektir ve bütün öğretmenler de (kendi derecelerine göre böyle yaptıklarını bilebilir ya da bilemezler) boşluğa basamak dizerler. Amaç basamaklarla bi yere çıkmak değil, basamaklar arasında ya da basamaksız boşlukta gezebilme kıvraklığı ve özgürlüğü elde edebilmektir (Bakınız Kandırıkçı varlığımız) ** Teoriye göre arkaplan yetileri denenmeden bilinemez. Bilinebilseydi ne kadar sıkıcı bi dünyamız olurdu düşünsenize 🙂 O halde her şeyi deneyecek miyiz? Buna vaktimiz (yeni ömrümüz-erkimiz) yeter mi? Ben bu soruyla otuzuma varmadan bi kaç yıl önce ciddi olarak yüzleştim. Ve bi karar verdim, yalnızca hoşuma gidenleri, bende aşk benzeri bir coşku uyandıranları denemeye karar verdim…

Kerteriz ya da nirengi noktaları
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 25 Eylül 2010

Yön bulmak ve kaybolmamak için kerteriz noktalarına ihtiyacımız var. Kerteriz noktalarının nasıl olması gerektiğiyle ilgili bulabildiğim bilgi aşağı yukarı birbirine benzer,  şöyleki: “Deniz üzerinde herhangi bir noktayı belirlemek için birbirinden farklı açılarda iki doğruya ihtiyaç vardır. Bu doğruların her biri için de aynı doğru üzerinde yer alacak olan iki farklı noktaya ihtiyaç olacaktır. Dolayısıyla deniz üzerinde herhangi bir noktanın kerterizini almak için iki farklı doğru üzerinde toplam dört farklı noktanın seçilmiş olması gerekir. Kerteriz noktaları uzaktan görülebilecek, önü kapanmayacak, sabit ve çevredeki diğer şekillerden ayırt edilebilecek özellikte olmalıdır. Aynı doğrultudaki noktalardan arkada olanı önde olandan daha yüksekte olmalıdır. Oluşturulan kerteriz doğrularının kesişme açıları en az 60° olmalıdır. Hata payını ortadan kaldırmak için bir başka nokta daha bulunmalı ve onun da diğer doğruyla açısı en az 60° olmalıdır. Kardaki kerteriz noktalarının yanı sıra, o nokta için derinlik değerinin de muhakkak biliniyor olması gerekir…” Bu sonsunsuzluk denizinde bir insan olarak bizim de yaptığımız-belki farkında olmadan-aynı kerteriz alma işlemi ile kaybolmamaya çalışmak. Ancak benim görebildiğim bazı farklılıklar ya da eksiklikler de var. Örneğiin tek referans noktalılar var, bu kişiler kendilerini açık denizde seyahat ediyoruz sanabilirler belki fakat muhtemelen, güvenli bir havuzda dolanıp durmaktalar.  Örneğin din, milliyet kültürü, fizik, spirütüalizm vs vs… Bunların her…

Horton
YENİ DÜNYA / 27 Temmuz 2009

Çok satılan kitapların yaratıcısı kariratürist Dr. Seuss’un çok sevilen bir masalı daha, yayımlanmasından 50 yıl sonra beyazperdede. ABD ve Avrupa’da izlenme rekorları kıran Horton, sevimli bir filin etrafında gelişen bir öyküyü anlatıyor. KonusuMayıs ayının sıcak bir günü Nool ormanının derinliklerinde, fil Horton gölün serin sularını etrafına fışkırtarak oynamakta, ormanın keyfini çıkarmaktadır. Ta ki cılız, küçük bir ses duyana kadar. Havada uçuşan bir toz zerreciğinden gelen, belli belirsiz bir yardım çağrısıdır bu.Horton henüz bu küçük zerreciğin içinde Who-ville adında koskocaman bir şehir bulunduğundan, bu şehrin kendisi gibi mikroskopik boyutlarındaki halkından (Whos) ve şehrin yönetimini elinde bulunduran belediye başkanı Mayor’dan habersizdir. Komşuları tarafından alay konusu olan, tehdit edilen Horton, tüm eleştirilere kulak tıkayıp bu cılız sesi dinler ve zerreciği kurtarmaya karar verir. Çünkü ona göre, her ne kadar küçük olursa olsun, insan insandır. Horton’un bu tavrı hem çok basit, hem de çok derin anlamlıdır. Kendisiyle dalga geçen ve aklını kaçırdığından şüphelenen arkadaşlarına, “Uzayın derinliklerinde bir yerlerden şimdi yaşadığımız yere bakarsanız, aslında bizim de bir zerrecik gibi göründüğümüzü anlarsınız.” der. Parolası ise şudur: “ Bir fil yüzde yüz sadıktır.” Ve Who-ville şehrinin içinde bulunduğu zerreciğe yeni bir ev ve yer bulma görevini asla aklından çıkarmayacaktır… Yönetmen: Jimmy Hayward, Steve Martino Oyuncular: SESLENDİRENLER: Jim…