İnterstellar üzerine

İnterstellar ile daha derin incelemeler yapacağız tabi çünkü bunu bizzat üç saatlik sessiz sakinliği ile talep ediyor. İçinde iyi-kötü’nün olmadığı, tek bir savaşın yapılmadığı, uzaylıların(!) olmadığı üç saatlik bir barış filmi bu! Bence sadece bu özelliği ile tarihte daima hatırlanacak ve bir öncü niteliği kazanacak. İçinde iyi kötü olmayan, savaşılmayan film gişe yapmaz, para kazanmaz diyenler var. Bu arzuları tatmin olmuş dahi yönetmenler artık her şeyi yapmakta özgür olurlar diyorum ben de nacizane. Filmdeki vurgu; kendi kendimizin öğretmeni oluşumuza yapılmıştı, üç boyutlu gerçekliğin diğer boyutlarca desteklenmesi üstelik destekleyenin de üç boyutun ta kendisi olduğuna yapılmış. Zaman rölativitesi ile graviti anomalilerini ilişkilendirerek, BEN algısını enine boyuna genişleterek, kendilik kavramını baz almak yoluyla izah etmiş. Yani aslında temel olan kendini sevmek ve gözetmektir, böylece herşeyi boyutlararası etkilemektesin ve kucaklamaktasın diyordu bence. Filmde ilk etapta gözüme çarpan Vasalisa efekti oldu. Sevilen ANNE ölmüştü! Baba üzerine yığılan tozlara (medeniyet diye sunulan korku jenerasyonu) gömülmüştü. İşte burada tarih boyunca mitlerde yer alan kız çocuk baba ilişkisinin tozlardan yeniden dirilmesi mükemmel bir yeni fizik terminolojisiyle anlatılmakta. Oğulun ise muhafazakarlığa nasıl sarıldığını gördük filmde, tıpkı şu an dünyanın tamamında yaşamakta olduğumuz gibi 🙂 Bence önce Vasalisa’yı bi hatırlayalım: tıklayınız Dünya eski sevilen şimdi korkulan Baba Yaga’yı kucaklayabilecek…

VAHŞİ BİR YARATICILIK
Rüya/Psikoloji / 04 Aralık 2012

Dr. Estés vahşiliği denetimsiz bir davranış değil, bir tür yabani yaratıcılık, hangi aracı ne zaman kullanacağını bilmeye yönelik içgüdüsel yetenek olarak tanımladı. “Kadınlar için bütün tercihler mevcut,” dedi. “Dinginlikten saklanmaya, kulaklarını geri çekmeye, dişlerini göstermeye ve boğazına atlamaya kadar her şey. Ancak öldürmeye gidiş, nadir, çok çok nadir durumlarda kullanılacak bir şeydir.” Gülümsedi ve diyet sodasından bir yudum aldı. “Her zaman nazik olmaları öğretilmiş kadınlar bu seçeneklere sahip olduklarını fark etmezler,” dedi. “Biri onlara yerlerinde kalmalarını söylediğinde oturup sakince dururlar. Ama biri sizi köşeye sıkıştırdığında tek çıkış yolu tekmeleyerek çıkmak, önünüzde engel olarak ne varsa ondan kurtulmaktır.” Estés kadınların özgürlüğünde ısrarlıyken, feminist yaftasına da endişeyle bakıyor. “Hiçbir Latino kadına Miss denmez ­ bu orta sınıf Anglosakson kadınların icadı,” dedi Dr. Estés. Kendisi de Meksikalı bir anne babanın çocuğuydu ve Indiana’nın kırsal bölgelerinde Macar göçmenleri tarafından evlat edinilmişti. “Latino kadınlar Misters diye çağrılmaktan gurur duyarlar. Bu sadece bir ailemiz olduğu anlamına gelir.” “Ruhun cinsiyeti yoktur. Kadınlar üzerine bir kitap yazdım, çünkü kadınım. Erkek olsaydım, o konuda yazardım,” diye ekledi. Dr. Estés içsel benliğe dair bilginin esas olarak güçlüklerden geldiğini söyledi. “Para ve ayrıcalık sahibi insanların doğal benlikle bağlantı kurmalarının zor olduğunu,” söyledi. Fakat Dr. Estés, şu anda planlı bir “Kurtlar” üçlemesinin…

Kurtlarla koşa-maya-n Kadınlar
esinti , Rüya/Psikoloji / 30 Kasım 2012

“Vahşi Kadın bütün kadınların sağlığıdır. Onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır. Bu yabanıl kadın, prototip kadındır… Hangi kültür, hangi çağ, hangi politika olursa olsun, o değişmez. Döngüleri değişir, simgesel temsilcileri değişir, ama özünde o hiç değişmez. Neyse odur ve bir bütündür.” C.Estes Teorisini kadınının gerçek doğasını vahşi bir kurta (La Loba) benzeterek kurar Clarissa… Eh işte bizim “kayıp Kız- lost Girl” ın neden bir kurda aşık oluverdiğini şipşak anlayacağımız bir içgörü yaratıyor Clarissa hemşiremiz. Çünkü aslında o kayıp olan kendi özüymüş meğerse! Özü kaybolunca kurtçuklar gibi mi oluyor acaba kadınlar, içten içe yiyip bitiren? Meryem gerçekten Cennette çete lideri bir kız mı? Dr Estes öyle söylemiş bir söyleşisinde. Tahminimce iyi bir tespit bu, bu dünyada hem bakire hem de peygamber doğuran ve başka özelliğine gerek duyulmayan biriydi sanırsam o :)))

Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler
Rüya/Psikoloji / 29 Kasım 2012

Kurtlarla Koşan Kadınlar Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler Clarissa P. Estés, Kurtlarla Koşan Kadınlar’da gerçekten farklı bir önermede bulunuyor; kadınlar için yalın, uygulanabilir ve doğal çözümler öneriyor. Kadınların çoğu zaman farkında olmadan içselleştirmek zorunda bırakıldıkları eziklik ve yetersizlik duygusuna, bastırılmış cinsel güdülerine çok değişik bir malzemeden yaklaşıyor Masallar! İnsan hakları hareketini ataerkillikten uzak bir hareket olarak görüyor musunuz? – Çalışmalarımın hiçbir yerinde ataerkillik sözcüğünü kullanmadım, çünkü terimin fazla geniş kullanılmasının çoğu toplumsal adalet sorununun kökenini uygun bir şekilde betimlemediğini düşünüyorum. Bugünlerde ataerkillik bir tür çözülmeyen Gordion düğümüne yakalanmanın meşru acısını dile getirmek ya da açıklamak için steno olarak kullanılıyor. Ancak, ister bir birey, isterse bir grup tarafından olsun, başkalarının ıstırabına duyarsızlık ya da aldırışsızlık genellikle süregidiyor, çünkü altta yatan öncüller önemli sayıda erkek ve kadın tarafından sorgulanmadan muhafaza ediliyor. Biyolojiden ödünç alırsak, sorumlu unsurları “phylum” veya “âlem” diye adlandırmaya varana kadar en küçükten başlayarak parça parça adlandırmak daha yararlı olabilir. DERİNLİK PSİKOLOJİSİ – Analitik çalışmanız, sosyal aktivist olarak çalışmanızla uyumlu mu? – Evet, Jung’un I. ve II. Dünya Savaşları konusundaki yorumları ve haydutlar ve diktatörlerle ilgili zekice teşhisleri, ilgilendiğim sosyal hareket mevzularının altyapısına dair çok şeyi aydınlattı ­ ister çiftlik çalışanlarının hakları olsun, ister toprak tahsisatı tartışmaları, isterse…

Lost Girl ve Baba Yaga
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 27 Kasım 2012

Lost Girl’de Baba Yaga motifi biraz basite alınmıştı, doğrusu daha iyi bir görsellik beklerdim. Yine de Baba Yaga’nın bizim dünyada yaşamıyor oluşu gayet net vurgulanmıştı, onun dünyasına ancak bir aynadan ya da sudan geçiş yapılabiliyor oluşu ne kadar da Don Juanvari! Ayrıca lanet konusu oldukça iyiişlenmişti, didaktik değildi ve anlaşılabilirdi. Tabi tüm izleyenler kendi açılarından anlayacaklardır. Benim anladığım, bir kişiyi lanetlediğinizde ve bunun sonuçlarını görüp bundan etkilenmediğinizde bir sorun yok eğer sonuçlardan dolayı vicdan azabına düşerseniz vay geldi başınıza işte ozaman Baba Yaga’nın yiyeceği oluyorsunuz. Tabi bana göre en rahatı kimseyi lanetlememektir çünkü en azından bu birinci seçenekten daha kolay ve insani 🙂 Ayrıca dikkat çeken diğer bir husun öteki gerçeklikte buradaki güçlerin/kabiliyetlerin geçersiz hale gelmesiydi. Yine bir önceki bölümde gece kabuslarını işlemişlerdi ve gerçekten de insanın kendi zayıflığının oluşturduğu bir hayalde nasıl yüzlerce yıl tutsak kalabildiğini, her şeyin nasıl da korkularımız ya da arzularımız doğrultusunda şekil değiştirebildiğin en sade şekilde görebiliyoruz. Bunu izlerken Fringe’deki şekildeğiştirenler geldi aklıma , biliyorsunuz orada da temel konu paralel diğer dünya ile başlamış ve uzunca süre bu minvalde ilerlemişti. Lost Girl gerçekten ilginç bir fikir, muhtemelen Castaneda, psikoloji, ve mistisizmi iyi çözüp yeni yere bağlayan yazarlarla karşı karşıyayız. İkinci sezon 3. bölümde artık durumlar…

Kuzey Düğümü YAY Burcunda
esinti / 02 Kasım 2012

Bu alanda kendi yolunuzda iseniz sizde gelişecek yeni nitelikler şöyle olacaktır: * Sezgiye, olacakları önceden bilme yeteneğine ve görünmez rehberliğe güvenmek. * Yüksek Bilinç’ten konuşmak * Spontane olmak- bir özgürlük ve serüven duygusu geliştirmek * Sansürsüz açık sözlü iletişim * Kendine güvenmek * Tek başına ve doğada zaman geçirmek * Sabır * Sezgisel dinlemek-sözcüklerin ardındaki anlamı işitmek Yay Kuzey Düğümü insanı, sezgisel olarak hissettiği sözleri söylediğinde, kendisini içinde bulduğu durumla uyum içine girer. O yüksek benliğinden yaşadığı ve konuştuğunda, uygun olmayan arkadaşlar geri çekilir ve uygun olan yeni insanlar belirirler. Bu insan dürtüsel davranmayı, spontane davranmaktan ayırt etmeyi öğreniyor. Spontanelik, saplantının yokluğudur, gerçekle uyum içindedir; onun ardında “kendi amacına göre etkileme” yoktur. Spontane insanlar -korku,ego ilişkisi ya da onları yöneten bilinçli bir güdü olmadan- o andaki gerçeklerini paylaşırlar. Yay Kuzey düğümü insanı, oluşturulmuş herhangi bir inanç sisteminin onun gerçeğin bütünlüğüyle canlı bir bağ kurmasını engellediğini öğreniyor. gerçek herhangibir bakış açısının ötesindedir. O bir kavram değil enerjidir. O son derece pratiktir-işe yarar! Gerçek ayrıca hareketlidir, akışkandır ve bu insan gerçeğin ona yolgöstermesine izin vermeyi öğreniyor. Bu insan çok açıksözlü olmalıdır. Eğer o sözlerini sakınır, uzlaşmacı davranırsa, söylemek istediği şeyi unutacak ve enerjisini yitirecektir. Onun için “kendisi olmak ürkütücü olabilir ama o…

İçimize kök salan saçmalıklar!
esinti / 20 Ocak 2012

En iyinin gizlenemeyeceğini ve gizlenmemesi gerektiğini akılda tutalım. Eğer insan bütün hepsini kendine ya da seçtiği bir azınlığa saklıyorsa; meditasyonun, eğitimin, bütün düş analizinin, mezarlıktaki bütün bilgilerin hiçbir değeri yoktır. Öyleyse çıkın, her neredeyseniz dışarı çıkın. Derin ayak izleri bırakın, çünkü bunu yapabilirsiniz.(CE) Tam da bugün aklıma gelmişti, biz büyürken çevremizde hep şunu duyardık; “aman iyi şeylerini dile getirme, nazar değer!”. Sonra büyüdük bu kez de bu gizemli işlere bulaşmış görünen kişiler şöyle söyledi: “aman yaşadığın olağandışı şeyleri anlatma, kimseyle paylaşma, yoksa bi daha olmaz, senden alınır o şey!” Tam bunlar aklımdan geçerken yine salata yapıyordum ve birden tüm bunları diyenlere acaip sinirlendim. Ve eğer söyledikleri doğruysa bu olumsuzlukları oluşturması muhtemel kişi ya da kişilere daha da sinirlendim ve elimdeki bıçağı havaya doğru sallayarak s.in gidin başımdan dedim. Sizin yüzünüzden dünya sadece sıkıntılarını ve berbat durumları anlatıp sızlanan insanlarla doldu! Ben başıma gelen tüm güzel şeyleri paylaşmaya devam edeceğim, hiç bişeyden korkum yok.  Clarissanın yukardaki paragrafını görünce benim tarafımda +1 daha varmış diye sevindim tabi 🙂 ** Şu tekamül sözcüğüne takılıyıorum..Evrimin doğal süreci tamam da …Çünkü bu objektif bir durum..Ama kişisel tekamül içinde bir erteleme barındırıyor ve zihni geliyor bana.. Zihnin bir sonrakine erteleyerek -daha olmadı halinde-kendini gündemde tutma kandırmaca…

İş değil AŞK
esinti / 26 Kasım 2011

Clarissa, doğduğu ve yaşadığı her iki ülkenin de hakkını veriyor. Müthiş bir dinleyici. Yansızca dinleyebilenlerden. Doğum bilgileri elimizde olsaydı Yaşam Tasarımına bakabilmek isterdim. Sanırım 13 numaralı kapısı aktiftir onun da 🙂 Hem Castaneda hem de Clarissa Estes mesleklerini (antropolog ve psikiyatr) kendi bildikleri yolda -ortodoks kurallara aldırmaksızın- icra edenlerdi, böyle yapılabildiğinde ona zaten iş değil aşk deniyor. ** Kendini (her dakka sınırlarını daha keskinleştirdiğin kendini) bi silkinişle -bi narayla-aşmak lazım. Bunu yapabilmek zor değil, şiddetle niyet ettiyseniz eğer. ** Öyküler ilaçtır. Onların böyle bir gücü var; bir şey yapmamızı, olmamızı, etmemizi şart koşmazlar, sadece dinlememiz yeterlidir. Yitirilmiş bir psişik dürtünün onarımı için gereken çareler, öykülerin içinde bulunur. Öyküler, arketipi kendiliğinden tekrar yüzeye çıkaran heyecanı, üzüntüyü, soruları, özlemleri ve anlayışları doğurur. Öykü ve şiirin dili, düşlerin dilinin güçlü kız kardeşidir.” Diyor C. Estes. (Tıklayınız) ** Nasıl da tam ortasındayız varoluşun, iki yana doğru bakıyoruz bakıyoruz, inceliyoruz,bazen ümitsizliğe düşüp bazen seviniyoruz, bazen herşeyi bildiğimizi sanıyoruz bazen kaybolmuş hissediyoruz. Bu müthiş bi macera dostlar. Hadi bi yerinize bakın şurdan: http://primaxstudio.com/stuff/scale_of_universe/ Bazılarımız kulaktan dolma beşyüzüncü ağızdan aktarılanlarla tatmin olamıyor. Denemek istiyorlar, bizzat bilmeye çalışıyorlar ve bunun için akıl almaz risklere giriyorlar. Onlar sayesinde açılıp genişliyo iki yana doğru evrenimiz. Hepsine minnetarız. ** Yıldızlara gitmeyi…

Tedavinin dört evresi
Rüya/Psikoloji / 20 Haziran 2011

BAĞIŞLAMANIN DÖRT EVRESİ 1. Vazgeçmek – tek başına bırakmak 2. Kaçınmak – cezalandırmaktan sakınmak 3. Unutmak – bellekten çıkarmak, yerleşmesine izin vermemek 4. Bağışlamak – borcu silmek VAZGEÇMEK: Bağışlamaya başlamak için bir süreliğine vazgeçmek yararlıdır. Bu, o kişiyi ya da olayı düşünmeyi bırakıp bir süreliğine mola almak anlamına gelir. Bir şeyi tamamlamadan bırakmaktan çok ondan uzaklaşıp tatile çıkmak gibidir. Bu bizi tükenmekten alıkoyar, başka yollarla güçlenmemizi, hayatımızda başka mutluluklara sahip olmamızı sağlar. Daha sonra bağışlamayla birlikte gelen son rahatlama için iyi bir alıştırmadır. Durumu, anıyı, sorunu, ihtiyacınız olduğu sıklıkta terk edin. Buradaki fikir görmezden gelmek değil, sorundan koparak zinde ve güçlü hale gelmektir. Vazgeçmek; örgüyle, yazıyla meşgul olmak, hep görmek istediğiniz o okyanusa gitmek, sizi güçlendiren bir öğrenim ve sevgi görmek, sorunun bir zaman gündemden düşmesine izin vermek demektir. Bu doğru, uygun ve iyileştiricidir. Eğer bir kadın yaralı psişeye güvence verir ve “şu anda şifalı merhemler süreceğim, kimin ne gibi yaralara neden olduğuyla ilgili bütün bu sorunlarla daha sonra ilgileneceğim,” derse, geçmiş yaranın yol açtığı sorunlar onu çok daha az üzecektir. KAÇINMAK: İkinci evre, özellikle de cezalandırmaktan sakınma, ne bu konuyu – az ya da çok- düşünme, ne de buna göre davranma anlamında, kaçınmaktır. Bu tür bir denetimin alıştırmasını yapmak…