Kişisel Önem ve Kahvaltı öğünü
Carlos Castaneda , Urban Shaman / 30 Temmuz 2017

“Kişisel önem” ister allanıp pullanmış bireyselleşmiş olsun, isterse bir guruba dahil olarak elde edilsin(ki bu sayıca çok yüksek orandadır), gezginin önündeki en büyük engel. Fakat kişisel önemle alakası olmayan, durum tespiti yapmanın da kişisel önemliliğe atfedilmesi, suçlamalarda bulunulması da rastlanan bir durum, belki bu da bir başka kaçış noktası oluyordur. İfrat her zaman önümüzdeki başlıca engel. Bir şeyi çok mühimsedikçe gölgesinin de büyümesi, hani o sevimli kız çocuğunun gölgesinden haykırarak kaçmaya çalıştığı videodaki gibi, henüz aslında erişkin olmayan ve çok uzun bir çocukluk halindeki bizlerin durumunu çağrıştırıyor. biraz daha açıklama isteği: Kişisel önemliliği yitirmek kişiliksiz kalmak anlamına gelmiyor. Ona önem vermediğiniz anlamına geliyor, ÖNEM, kişiliğinizin tepesindeki yol aydınlatması gibi işlev yapar ve bir de ne görelim ayaklarınızın altında simsiyah bir gölge! siz yürüdükçe öne doğru uzar uzar, sonra yeni bir aydınlatma direği geldiğinde bir an ortadan kaybolur gibi olur ve sonra süreç aynen yinelenir. Seyredin bir çok şey size açık görünmeye başlayabilir. 🙂 * Kahvaltının önemi konusunda ısrarcı konuşma ve yazışmaların meali: Benim hislerime göre biz insanlar fizyolojik olarak tamamen dünyanın malıyız. Misafirin ev sahibine gönüllü bağımlılığı gibi bir durum. Neden bu misafirliğe geldik konusu ise belli, o konuya girmiyorum. Kahvaltı konusuna dönelim biz, gece boyunca yaklaşık 8 saat boyunca…

Yıldız Tozları yağmakta

Sanki büyülü bir anın içindeyiz sevgili preshamanlar, adeta yıldızların tozları dökülüyor üzerimize, görünmez bir toz altında kalmış gibiyiz. Ara ara hep olur siz de fark etmişsinizdir. Dünden beri de tüm gece devam eden bu yağış sanırım bize yeni güzellikler getiriyor. Hatta getirdi, bize düşen; onları şu anki gerçekliğin(dış rüyanın) sözcüklerine ve terminolojisine tercüme etmek. Çok zevkli olacak biliyorum. Belki de 16 nisan perşembe günü yunusların yaptığı o muhteşem dans ve onu takip eden anormal deniz dalgaları bunun habercisiydi. sonradan öğrendik ki ege ve akdenizde ciddi yer sarsıntıları olmuş. Bunun üzerine Ankara buluşmamız gerçekleşti, urban eğitimimiz ve üst üste 2 BAK okumalarımız rüyada gibi sanki başka bir titreşim düzeyinde gerçekleşti. ve dün döndüğümden beri yağan ve halen devam eden yıldız tozları. gerçekten bazı perdeler kalkıyor sanırım. Ben bu sözcükleri yazarken rüzgar dışarda ıslıkla bir şarkı söylüyor ve ben dikkat kesildim. Gözlerimde yaş var bilemiyorum neden. Güzel olan ne biliyor musunuz yoldaşlar, biz bilinmeyenden gelenlere ve bunun sayısız yollarına (bakınız son iki BAK okuması) aşina olduğumuz halde buna ALIŞMAMIZA imkan verilmiyor, hala ve her seferinde şaşırıyoruz, sersemliyoruz, başımız uğulduyor, gözlerimiz kamaşıyor. Alışmamıza izin verilmiyor bu güzel çünkü onu diğer her şeyi yaptığımız gibi ehlileştiremiyoruz! Ehlileştiremediklerimiz bazılarımızı güzellikle, hayranlık ve şefkatle, bazılarımızı korkuyla dolduruyor,…

Şiir-Flozofi-Bilim
esinti / 13 Mart 2013

Fonda adını sanını bilmediğim bi dünya müziği var ve ben onu -her nasılsa- şekil olarak görüyor gibiyim. Hatta bi an kendimi onun -notaların- üzerine binmiş de gidiyormuşken yakaladım, ve onu öyle fark ettim. Etmeseydim beni kaçırıyordu hınzır şey 🙂 Günaydın frekanssllaaarrrr Gerçek bi şiir her kişiye dokunur ve bir an için bile olsa aydırır. Gerçek bi filozofi yalnızca belli düzeyde kişilere dokunur, onların da çok azını aydırır. Yani gerçek şiir her zaman önde ve kıymetlidir. O sebeple herkes şair olmaya çabalar ancak sersemler filozof olur:))) Gerçek şiir az bulunduğu gibi gerçek filozofi de çok çok az bulunur, bu hususu da unutmayalım. Kelimeleri cümleleri anlaman gerekmediği halde nerdeyse her okuyana aynı hissi geçirebilen bi büyüdür şiir bana göre. Eski şairler oldu reklam söz yazarı, eski büyücüler oldu bilim insanı ,eski filozoflarrrr bilmem… bilmem onlar kayboldular dinazorlar misali. Zaman kalp zamanıymış öyle diyorlar, kalp anlarmış, kafaya gerek kalmadı artık tıpkı başsız üretilen sanayi tavukları gibi. Sahi o tavukların kalbi var değil mi? Eski folozofları şimdi ne olduklarını buldummm heyyyoooooooo Onlar da senaryo yazarı oldular tabi. Filmler-diziler yazıyorlar. Filozofi daha ziyade eril, şiir ise dişil bir işlem diyebiliriz belki. Şiir şimdinin yanılmaz doğrusudur ve neden öyle olduğunu bilmez. Denklemler bilinmez sadece sonuç vardır;…

Gözlemci Payı
esinti / 24 Ekim 2012

“Eli işte gözü oynaşta” atasözümüz neden bütünlüğümüzü bir AN’da toparlayamadığımızın en sade anlatımı. -Ama bütünlüğümüz, yekpare olarak bi arada ise oyun kuramındaki “fazla yaklaştığında yutulursun” tespitine ters düşmez mi? -Haklısın. Ben de tam onu ilave etmek üzereydim. Belki de bütünlüğünün % birini, yada beşini GÖZLEMCİ payı olarak ayırabilmek lazımdır. Gözlemci payı, bana göre tohumdur; her şeyi kaybettiğini sandığında bile YENİ’den ve taptaze bir başlangıç yapmanı sağlar. -Tohumun tek faydası bu mudur? -Yo sanırım zamanda yolculuk yapma fırsatı da sunar. En azından bana öyle geliyor. Tohum önemli. * Zamanın (kişisel-kitlesel) bir yerinde şmdi bize büyü gibi gelen normal hayatı sürdürme şekli yer değiştirmiş, belki kitlesel bir kararla ya da evrenin spirali bunu destekler bir döngüye girmiş ve beynimize bir perde inmiş ve tüm o bilgiler bilinçaltı bölgesine itilmiş ve böylece sonraki dönemde esinler ve rüyalar yardımı ile bir bilinç adası oluşturulmaya başlamış. Buna Coudwell büyüden bilime geçiş diyor. Fakat sanırım bazıları bu toplu gidişata ya da karara uymamış ve bilgilerini kitleden saklayarak eski yaşam tarzlarını sürdürmüşler muhtemelen biz bunlara büyücü ismi verdik. Büyücüler kitlenin büyüyüp serpilmesiyle ilgilenmediler, tek başına ulaşacakları bir SON nokta peşinde koşup durdular ve hala da devam ediyorlar belki. Ne dersiniiz frekanslar?

İsimler, fraktaller
Kategorilenmemiş / 13 Haziran 2012

İsimler hakkında daha önce konuşmuştuk. Pek çoğunuz– bazılarınız – isimlerinizi değiştirdiniz. Bu kesinlikle anlaşılır bir şey, çünkü diğer isim genellikle ailenizin size verdiği bir isim. İsminize bir bakın. Kendinize o ismi verir miydiniz? Muhtemelen hayır. İsminiz kötü olduğu için değil, ama muhtemelen siz kendinize o ismi vermezdiniz.(A) Bilirsiniz büyücüler, isimlerinin bilinmesini istemezler! Çünkü ismi bilinemiyene büyü işlemez! İsim; düzenli bir yapıdır, hedef. :))) Belki fraktaller(Tıklayınız); düzenli yapıdan, herşey ya da hiçbişey olana (Tanrı) giden yolda bir ara duraktır. Sevgili Don Juan, öğrencilerine “kendilerini tanımlamamalarını” önerir; çünkü sen kendini bilemezsen, hangi olay karşısında ne tepki vereceğini önceden kesinleştirmediysen bunu karşındaki kişi de bilemiyecektir! Bilemediği için sana karşı komplo kuramaz. Yani spontan olmayı, benim her zaman dediğim gibi ANda olmayı öneriyordu. Kısaca, Don Juan ya da Castaneda, büyücünün sırrını; fraktale bağlamıştı.

Geleceğe duyulan Merak!
esinti / 18 Mayıs 2012

Kadınlar neden geleceği böylesine arzulu ve hırsla merak ederler? Bunda önemli bi ipucu olabilir frekanslar. Nedir sizce cevap? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü garanti… güven duygusu… gelecek iyiyse, bugünden iyi hissedersin… bugünün iyi değilse geleceğinin iyi olmasını ümit edersin… Turan Erdal Geleceği çoğu insan merak eder, çünkü belirsizlik stres yaratır. Geleceği bilmek ve onu kendi isteği yönünde etkilemek çoğu insanın istegidir. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bence sadece kadınlar değil erkeklerde merak eder.Erkekler gelecekle ilgili kaygı duyarlar ve bu da bir çeşit merak,emin olamama,güvenlik arayışıdır.Gelecek geçmişin deneyimlerine dayanılarak endişeye dönüşür Bu da kimliklerle ilgilidir diye düşünüyorum.K.Ama safiyane tatlı bir meraksa zaten sezgilerle yanıtını barındırır. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü kadınların çocuk sahibi olma konusunda da erkeklere göre farklı bi tutumları var.geleceğe dair hırs ve arzularına bir işaret olarak görülebilir bu. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Gelecekte ne giyeceğini ayakkabısını çantasını hazırlamak ister :))) tedbir yanii YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ben falcı kuyruğunda bekleyen erkeğerastlamadım. Ayrıca uygulamalarımda konu uysun ya da uymasın, sadece kadınlar bu uygulamanın geleceği haber verip vermeyeceği ile ilgileniyorlar. Tuhaf ama gerçek budur. Kaçınmaya gerek yok. Halının altına süpürdüklerin çok geçmeden açığa çıkar. Sebeplerinin üstüne gitmeliyiz. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü her fırsatta fal baktıran medyuma giden çok erkek gördüm..KUyrukta gözükmek işlerine gelmez sadece:)) YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sağ beyin…

BİR KÖPRÜDEKİ İNSANLAR
Felsefe ve Kuantum / 03 Şubat 2012

Garip bir gezegen, garip insanlarıyla. Zaman teslim olur, ama tanımazlar. Protestolarını ifade etmenin yolunu bulur, Resimler yaparlar, bunun gibi mesela: İlk bakışta özel bir şey yok. Su görürsün Bir sahil görürsün. Akıntıya karşı zorlukla giden bir tekne görürsün. Suyun üstünde bir köprü ve üstünde insanlar görürsün. İnsanlar görünür şekilde adımlarını sıklaştırır, çünkü demin başlamıştır bir yağmur kara bir buluttan aşağıya kamçılarcasına. Mesele şu ki arkasından hiçbir şey olmaz. Bulut ne biçimini ne rengini değiştirir. Yağmur ne yoğunlaşır, ne durur. Tekne hareketsizce süzülür. Köprüdeki insanlar biraz önce bulundukları yere koşarlar. Burada araya sokuşturmadan olmayacak: bu hiç de öyle masum bir resim değil. Burada durdurulmuştur zaman. Yasaları çiğnenmiştir. Gelişen olaylara etkisi engellenmiştir. Hakaretle defedilmiştir. Bir âsinin sayesinde, belirli birinin, Hiroşige Utagava diye (nasıl olmuşsa, aslında uzun zaman önce hayli usulünce aramızdan göç etmiş bir yaratık) zaman tökezleyip düştü. Belki de önemsiz bir kapristi, birkaç galaksiyi örten uçuğun biriydi, ama belki şunları da eklemeli: Buralarda uygun görülür bu küçük resme büyük itibar göstermek, hayranlıkla bakıp çağdan çağa heyecanla titremek. Bazıları için bu yeterli değil. Boşanan yağmuru bile işitirler, boyunlara ve omuzlara düşen serin damlaları duyarlar, köprüye ve insanlara bakarlar, sanki orada kendilerini görmüşçesine hep aynı hiç bitirilmeyen koşuda ebediyen yol alınacak sonsuz bir…

Hayranlık Denklemi
Felsefe ve Kuantum / 28 Mart 2011

“Hayran olunan”, pasif ilkedir çünkü hayranlarını kendi seçemez. Oysa “hayranlar” aktif ilkedir çünkü hayran olunacağı bizzat seçmişlerdir. Reklam, bu denklemi tersine çevirmeye çalışır. Buradaki hayranlık ilkesi, ekonomik, siyasi, fikri ya da duygusal, inançlar gibi her alanda geçerlidir. Her tür reklam “doğal” akışın bozulması ve özgür iradenin saf dışı bırakılması girişimi olarak, insanları onların iznini almaksızın manipüle etmektir ki bu niteliği ile kabile ya da animistik düzenin “büyü” tanımına aynen uyar. Demek ki çağlar değişse de büyü şekil ve isim değiştirerek hüküm sürmeye devam eder. Şüphesiz reklam ve reklamcılık sektörü, büyü araçları konusunda ustalaşmış mekanizmalar olmakla beraber, doğal akışın bozulması kararını veren ve yönetenler değildir. Onlar da toplumun bir çok kesimi gibi ne yaptıklarını bilmiyorlar. Öyleyse bin yıllardır bu yöntemi bilinçli olarak önce açıktan ve şimdi  artık çağdaş dünya görüntüsü altında gizliden yürüten bu bilinçli güçler hangi baş büyücülerdir? Bunu yapmaktaki amaçları nelerdir? sa

Taraf olmak-1
YENİ DÜNYA / 07 Ekim 2009

Bazı katı gerçekçiler, şu yazıp çizdiğimiz, konuştuğumuz her şeye gülüp geçiyor, bazen de bunların dünyayı sevmemenin belirtisi olarak görüyorlar. Örneğin annem herhalde böyle düşünüyor. Gözüyle görmediği ya da sonucunu şıp diye almadığı bi şey onun ilgi alanına girmiyor. Öyle midir gerçekten, dünyayı sevmiyor muyuz biz? Durup gerçekten de düşünmek lazım 🙂 Öyleyse bile bunu itiraf eden bir tek kişiye rastladım bugüne kadar. O da sevgi kelimesini kullanmadı, dedi ki; “bana ne dünyadan ve insanlardan, hiç ilgimi çekmiyor, bi sorumluluğum yok onlara karşı!”  Zeka ve hayal gücünü düşündüğümde bu sözü kanımı dondurdu o an. Üstelik bu dahinin, bu cümleyi son derece olağan bi şekilde söylediği ellili yaşlarına gelene kadar, onu dünyaya kazanmak için kimbilir ne çok fırsat geçmişti elimize ama kullanamadık! Şimdi iş işten geçtikten sonra onu “sorumsuzlukla” suçlamak ne kadar kolay! Caudwell’in pekala ispatladığı gibi, büyünün yerini alan bilim; Ken Wilber’in “insan bilinci” araştırmasında  %50 lik bir çoğunlukla gücü elinde bulunduruyor. Eşitliğin yerlerini değiştirirsek, Büyü hala %50 ile iş başında! Hiç böyle düşünmüş müydünüz? Evet azıcık abartıyorum kelimeleri,  bu noktaya dikkat çekmenin şu an için başka türlü yolunu bulamadım! Büyü ile Bilim’in en göze çarpan ortak noktası, bu işle uğraşanların yani büyücü ya da bilimcinin NİYETleri… Gerçekte sonuçlarına katlanacağımız şey, yapılan…