Yine Oyun
esinti / 01 Şubat 2012

Gerçekten tuhaf bi oyunun içindeyiz, umarım bu oyunu zevkli oynamayı beceririz. Bu arada gerçekten inatçı bi karla karşı karşıyayız 🙂 şu anda biraz yükselmiş olan güneşin önüne beyaz bi tül geçirdi, onunla hala bakışıyoruz aynı anda her biri birbirini (manyetik olarak) iten kar tanelerinin tipiye yakın bi lapa lapa yağış sürdürdüğünü görebiliyoruz. Her ikisi de gözlerime bakarken yere kadar inen camın önüne bi güvercin geldi ve bi selam atıp gitti. Ben sizlere bunları fotoğrafını çekercesine paylaşmaya çalışırken güvercinin gözlerini kaçırdım 🙁 ZeynepM: sibel seni çok seviyorum allah şahit sende biliyorsun ki bu evde çok enerjin var..fizik bedenin şu an burada olamasada içimden senle ve bu vesileyle dostlarla nazarımı paylaşmak geldi..malum dün batı çok şey söylemişti..bu sabahta karlı dağ…lar pembe ama karsızlar mordu..karşımda alış veriş merkezi özdilek-niyet-duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var 🙂 sonra doğuya geldim hem çamaşır asıp hemde güneş doğuşunu izlemek için nasıl bir cezbe bu soğukta bakanın içi eriyor..içeri girincede doğuda kalıp izlemek istedim.çift camya güneş ikilendi sonra bir çok oldu.. drekt bakınca bazen içi kararıyor gibi oluyor nemrutta gün doğumunu hatırladım.(tez konum optik hareket ilişkisi o zaman gitmiştim)hemen odaya baktım karanlık.. :)a ne oluyoruz dedim..bedenimde nasıl bir sıcaklık sanki güneş beni okşadı..klimadan daha sıcak ve latif..oysa dışarısı soğuk…

Rüya gibi
esinti / 04 Ekim 2011

Burada her sabah güneşin doğuşu ile başlayan, istikrarlı rüyanın, bütün insanlar tarafından desteklendiğini, çünkü bu rüyayı ortak olarak gördüğümüzü anladım. 🙂 (bakınız) Geç oldu ama güç olmadı çok şükür. ** Şaşkın’lıkla Aşkın’lık arasında taşkın bi şey var sanki! Acaba nedir nedir? ** Olayın kökü cennete kadar gider! Orada her şey apaçık, çıplak ve masumken orta yere elma ağacını kim ve neden dikmiştir? (Bakınız ÖRTÜK) ** İyi bi dedektif, olan bitenin, doğanın izini sürerken aynı anda kendi izini de sürebilendir 🙂 ** “Filin başı belada olduğu zaman, ona kurbağa bile yol verir” Hint Atasözü ** Fraternis’i bitirdim çok şükür. İki haftamı pençeledi haylaz şey! İçerik çok ilginç, Sybıl kültünden Etrüsklere, Roma tarihine,hristiaynlığın diktatör elinde ortaya çıkarılıp kendilerini nasıl yuttuğunu, bin yıl boyunca avrupayı inim inim inletip, görülmemiş mezalimini, gizemli Cathar’lıları, islamiyetin yayılmasını,haçlı seferlerini, sonuç olarak her yol Roma’ya mı yoksa Bağdat’a mı çıkar, gerçekten muhteşem bi 2500 yıllık yolculuk yaptık Burak Eldem’in bu çalışmasıyla. Her şey güzeldi, tek itirazım yazarın üslubunun mehteran gibi bi geri iki ileri gidişinin sallantı ve sıkıntısı idi. Dalgalı denizde yol alabileceklere kesinlikle öneriyorum.

Anne, Anna ve Anadolu
Anadolu-Sümerler-şaman / 13 Kasım 2009

Burak Eldem     İstediğiniz kadar televizyon dizilerini izlemediğinizi söyleyin; elinizde kumanda cihazıyla kanallar arasında beğenilerinize göre bir şey bulabilmek umuduyla dolaşırken, bir iki dakikalığına da olsa, mutlaka en az bir diziye gözünüz takılıp kalıyor. Televizyon yayıncılığı öyle bir hale geldi ki zaten ülkede, büyük ulusal kanalların yayın akışları neredeyse tümüyle diziler ve onların aralarına alınan reklamlardan oluşuyor artık. Ben de yakın zamanda kumanda cihazının tuşlarında gezinip ele gelir bir film bulmaya çalışırken, bir anda Adanalı adlı dizi ilişti gözüme. Fragmanlarını daha önce görmüştüm ama dizilerle aram iyi olmadığı için hiçbir merak ve ilgi duymamıştım açıkçası. Yakalandığım sahneyi birazcık izlemek de yetti. “Adanalılık” kavramının nasıl olup da zaman içinde kaba saba, maço, kavgacı ve muhafazakâr bir prototiple bütünleşir hale geldiğini; daha doğrusu yaygın olarak bu modele paralel biçimde algılanır olduğunu düşünmeye başladım ister istemez. Çocukluğumdan itibaren birçok Adanalı dostum, arkadaşım oldu. Aradan çok uzun zaman geçti de belleğim mi beni yanıltıyor bilemiyorum ama benim tanıdığım Adanalılar, her şey bir yana, zevk sahibi, görgülü, eğlenceli, hayattan tat almayı bilen insanlardı. Kent hayatının içinde olup da maçoluğa, kabalığa prim veren bir Adanalı’yla karşılaşmamışım hiç bugüne kadar; belki rastlantıdır, bilemiyorum. Adana’ya gitmeyeli uzun yıllar oldu gerçi ama eski günlerden aklımda kalan, Babamla birlikte Onbaşılar’da…