Barış, Anlayış Derinliği
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 11 Kasım 2016

Barış adeta bir güneş gibi anlayıştan doğar, bilinmeyenden korkarak batar. sa İşte bu sebeple 3B dünyasında barış ve savaş birbirlerini gece ve gündüz gibi şaşmaz bi kararlılıkla takip eder. Ta ki bilinmeyenden zevk alana kadar devam eder. Sürprizlere açık olmak, yaratıcı 5B boyutunun temelidir. Sonsuz, tanımsız yaratıcının, sonsuz şefkatini bir kere hissettiğinizde, bilinmeyene karşı hazırlıklı olma telaşı kaybolur, şu an ve burada mantıksız (!) bir güven kaplar içinizi. ‘Yıldızları görmek için belirli bir karanlık gereklidir.’ Demiş Osho İşte her şey bundan ibaret. Bilinçle bilinçaltı perdelemesi, bu sebepten oluşturulmuş bi oyun. Hızlanmak için… Şimdi ben Barış isterken, anlayışı derin biri çıkıp “işimizi yavaşlatıyorsun Sibel” derse ona “evet aynen kardeşim” derim

Bilim, Bilimkurgu ve fantastik kurgular

Pek çok okur, fantastik edebiyat dendiğinde ya burun kıvırır ya da çocuk işi onlar deyip geçiştirirler. Fakat edebiyatın fantastikle doğduğunu biliyorlar mı dersiniz? Yazılı ilk edebi eser olan Gılgamış Destanı, Uruk Kralı Gılgamış’ın ölümsüzlüğü aramasını konu alır. Böylelikle diyebiliriz ki edebiyat, fantastik kurgu ile başlamıştır. Destanlar, mitolojiler ve hatta doğruluğu halen tartışılan tarihi yazıtlar bile fantastik kurgunun özü ve kaynağıdır. . Düşleri ya da macera duygusu olmayan bireyler de toplumlar da durağanlığa hapsolur. Einstein, “Hayalgücü bilgiden daha önemlidir,” diyerek düşünmenin, hayal etmenin ve hayal ederek yaratmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. Fizikçi denildiğinde insanların aklına Einstein gelir genelde, ikinci sırada gelen bir fizikçi varsa o da Hawking’dir. Ama ülkemizde çok az insan Feynman adını, onun fiziğe eşsiz katkılarını veya bilimi geniş kitlelere sevdirmek için geçmiş geçmiş bütün bilimadamlarından daha çok katkı yaptığını bilir. Feynman’ın en kuvvetli özelliği gözlemlediği olguları kendi kafasında tekrar yaratıp basitleştirebilmesi , bu sayede fizik kuramı haline getirip herkesin anlayabileceği şekilde insanlara aktarabilmesi idi. Bu yüzden Feynman gelmiş geçmiş en iyi fizik öğretmenlerinden biriydi. Feynman’ın iyi bir bilim adamı ve öğretmen olmasındaki en büyük katkı kendisine  babasından gelmiştir. Feynman “The Making of a Scientist”(3) adlı yazısında babasının kendisinin eğitimine ve dünyayı algılayışına katkılarını detaylıca anlatır. Feynman’ın babası…

BİLME duygusunu saygılı bir HAYRETe dönüştürmek
Carlos Castaneda , Urban Shaman / 29 Nisan 2016

“Oynamak istiyorsan hadi oynayalım; fakat ölüme kadar oynuyoruz. Bu niyet içinde hayatımı oynuyorum, hiç de azını değil. Sonumun bir yerlerde beni beklediğini biliyorum, bundan kaçınmak için yapabileceğim bir şey yok. En büyük YOĞUNLAŞMAYLA yolumu katedeceğim. Yaşamak sorumluluğunu bütünüyle kabul ediyorum, her şey için her şeyi göze alacağım.” der Castaneda. ve ilave eder: “Disiplin, bir savaşçının anlayışına göre, yaratıcıdır,açıktır ve özgürlükten doğar. Bu, BİLME duygusunu saygılı bir HAYRETe dönüştürerek bilinmeyenin karşısında durma kapasitesidir. Alışkanlıklarımızın menzilini aşan durumları değerlendirmek ve bedeli ödenesi olan bilgi muharebesiyle yüzleşmeye cesaret etmektir. Ne olursa olsun, eylemlerimizin sonuçlarını kabul etme cesaretidir, acıma ya da kabahat duygusu olmadan.” Yani disiplin, BİLME duygusunu saygılı bir HAYRETe dönüştürerek bilinmeyenin karşısında durma kapasitesidir. BİLME duygusu ki buna ben kısaca AYMA diyorum, günlük hayatta zaman zaman, rüya görüşmelerinde ise sıkça yaşadığımız bir andır. Ve kişinin yüzündeki yansıması; tarifsiz bir şaşkınlık, hayranlık dolu bir saygı olarak belirir. Sorumluluğu %100 alıyorum. Ho’oponopono. aloha

BİLİN-e-MEYEN
esinti , Felsefe ve Kuantum / 30 Eylül 2013

Hepimiz bilinen ve bilinmeyen arasında zevkli taklalar atarız, oysa bilin-e-meyen bambaşka bi şeydir ve adına nagual der Toltekler ancak biz burada bilinemeyen diyelim. O tanımsızdır, sonsuz diye gelişi güzel kullandığımız kelimeyi bile ona yapıştırsak yanılırız . BİLİN-e-MEYENİ biz bu yakadan boşluk olarak algılarız. Boşluk ya da yokluk kelimesi insan medeniyetimiz açısından tüm kültürlerde doğal olarak sevimsiz bir anlamla ilişkilendirilmiştir. Hatta doğa bile boşluk sevmez! :)))) Varlık yakasındaki bizlerin yokluk yakasını sevimli bulamayacağımız aşikar; çünkü varlığımızın sebebi olarak yokluğu algılamamız öğretilmiyor. Bilinemeyenin içeriği hakkında fikir üretiriz çoklukla ve bunu boşluk olması gereken sol yana depolarız böylece yokluğu adım adım erittiğimizi, onun üstesinden geldiğimizi (!) sanarak rahatlarız. Bilinemeyen korkutucudur insan için (Özellikle eril yönü yoğunluklu kullanan erkekler için). Kuantum fiziği, bilinemeyen için “potansiyel” kelimesini kullanıyor, hiç bişey olmayan ama her şey olabilme potansiyeli. Rahatlatıcı bi isim 🙂 Ancak yine de bi tanımlama olduğu için eksiktir ve sağ yana taşımalıyız. (Oyun Kuramı’nda sonsuz oyun döngülerini görebildiğim kadarıyla nakletmeye çalışmıştım) Bir öğretmen-lider-guru, öğrencilerinin sol (boşluk olması gereken) yanını temizleyerek oradaki farzların sağ yana taşınması ve olabildiğince sadeleştirilmesi ile işe başlar. Bunu gerçekleştirebildiğinde artık başka bişey gerekmez, baca temizlenince daha ne gerek kalır ki başka bi şeye 🙂 Şu an bütün bu söylediklerim boş geldi…

The Xfiles’dan bugüne
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 18 Eylül 2012

Batılı bakış, Xfiles’dan sanctuary/Torcwood/heroes gibi yerlere geldi. Nedir peki bu fark, gözlemlemiş olan var mı? Tuğrul Erdem Doğru evren-insan, insan-evren. Gittikçe merak edilecek şeyler azalıyor. ya da merak edilmeyi hakeden konuları yeni kavrıyoruz. Bu yüzden şimdi bu dizilerde temeli insan doğasıyla evreni açıklama telaşesi Sibel Atasoy The X-Files, 93 yılında başlıyor ve sloganı: I Want To Believe 🙂 Santctuary’ninise sloganı bence:”İnandım ve her birinizi ayrı ayrı korumak istiyorum” ve Torchwood ise “inandım ama onlardan sizi korumak istiyorum” :))) 20 yılda süreç yine iki karşıt yolda ilerlemiş. Tuğrul Erdem Doğru soruyu anlamadım öyleyse diyeyim o zaman. Yine kademeli geçiş söz konusu. Sibel Atasoy sizin söylediğiniz de doğruydu zaten Tuğrul Erdem Doğru ama karşıt bir yolda ilerleme diyemeyiz. Sibel Atasoy Neden? Gülen Dizdar Doğulu bakış nerelere varmış acaba, bu kadar zaman içinde ? Doğu zaten bunları biliyordu.Çok derin ve kadim bilgiler güneşin doğduğu yerden yayıldı.Batı zaman içinde bireyselleşti, bunları kavramaya başladı.Doğu ise güruhlaştı , bilgiden uzaklaştı .Batının bilinçli din istismarı ve bu güruhlaşma doğuyu bilgiden uzaklaştırdı.Şu anda doğu ve batı iki karşıt yolda ierlemekte, batı insan evrendir görüşünü yeni yeni anlarken , doğu bildiğini de unutmuş durumda …Yazık…. Tuğrul Erdem Doğru ben bu üç dizinin sloganını kıyasladığımda iki karşıt yol.görüş yerine A…

Dolduranlar ve Boşaltanlar
Felsefe ve Kuantum / 01 Mayıs 2012

Epeydir aklımda olan ise, “gidenler ve dönenler“kavramı. Varoluşun dışarı taşan (yanlış hatırlamıyorsam buna sudur etmek deniyor) kısmı benim “gidenler” terimime uyuyor. Onlar tamamen nötr bir başlangıç yapıyorlar,  sanki sıfır noktasındaymışçasına yeni başlıyorlar keşfe. Yolculukları boyunca deneyerek bilgi ediniyorlar, birbirine ekliyor ve biriktiriyorlar. Bunlara “inşa” edenler desek yeridir galiba. “Dönenler” ise kapasiteleri oranınca maksimum bilgi ile donanmış durumdalar ve kaynağa dönüş yolculuğunda, yeniden nötr hale gelmek için mevcut bilgilerini dağıtarak, ağırlıklardan kurtulmak çabasındalar. Bunlara da yıkıcılar demek istemiyorum fakat dezinşa anlamına gelecek bi fiil şu an aklıma gelmedi. Bu iki kavramı düzenciler ve anarşistler diye tanımlasak bile  tam yerine oturur mu emin değilim. En iyisi dolduranlar ve boşaltanlar diyelim basitçe! Gidenler ve dönenlerin insanlar olduğunu kabul ettiğimiz takdirde, onların iki çeşit olduklarını varsayabiliriz. Ancak bunlar dıştan bakıldığında aynı insan görüntüsündeler, fiziki bir farklılıkları görülemiyor. Şimdi, özellikle inanç sistemleri konusunda şüpheleri olan oldukça büyük insan kitlelerinin eminim akıllarına zaman zaman takılan bazı sorular var. Bunlar bilinen son dönem medeniyetimizin ünlü felsefecileri bilim insanlarınca da hissedilmiş hatta söze de dökülmüş. Nedir bu soru, nedir bu ikircikli durum? Basitçe şöyle özetleyebilirim; Gördüğümüz ya da aklımızla olduğuna kani olduğumuz şeyler dışında, bilmediğimiz bir yerden bizi yöneten, bizden daha bilinçli merciler var olduğu sanısı neden bunca…

Kergek Buldi
esinti / 09 Nisan 2012

“Lamalar yalnızca ölümle ilgili şeylerden söz ederken, şamanlar yaşamla ilgili şeylerden söz eder.” (adı bilinmeyen bi Moğol) Altay kabilelerinde “öldü” anlamına şu deyim kullanılırdı: kergek buldi! Yani “gerekenle buluştu” “Ölmek eşittir uyumak” Tatar deyişi Altay dillerinde KUT: Hayati güç, ruh. Aynı zamanda kut; çadırın tepe açıklığından içeri düşen jelatinimsi bir madde! Kut, bir insandan fiziken ölmeden önce de çıkıp gidebilirmiş. Zaten onun boşalttığı yere hastalık dolarmış. Bundan sonra bi şeyleri kutlarken onun ruhlu olmasını dileyen atalarımızı hatırlayacağım galiba. “Çarptığın kimseyi büyütmüyorsun… Birisine baskı yaptığın vakit, büyük tanrım, o büyüyemiyor.”  Kitab’ı Dede Korkut İlginçtir Altay inanışlarında hastalığa ve ölüme yaklaşım çok farklı. Örneğiin birisi hastalandığında onun çadırının ya da evinin önüne bir işaret konuluyor ve ona bakacak bir kişi tayin ediliyor, bunun dışındaki herkesin hastayla ilişki kurması yasaklanmış. Aynı şekilde ölenin de hemen eşyaları evi yakılıyor ve onun isminin anılması yasaklanıyor. Şimdi bunun o kültürde hastalıktan ve ölümden korkulduğu nefret edildiğine yormak isteyen sosyolog antropologlar var. Fakat tersine düşünenler de var. Ölünün ismi o hayat boyunca kirlenmiş diye düşünüyorlar, kir=bilgi ve bunun temizlenmeye ihtiyacı var. Ayrıca ölenin bünyesinden ayrılan ruh/kut, adı anıldıkça ve düşünüldükçe gideceği her nereyse oraya gidemiyor ve yaşayanların çevresinde mahkum kalıyormuş! Bu durum halen yaşayanların şimdi ve hayata…

Kendin Nedir?
esinti / 28 Mart 2012

YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kendine ait olanla, kendine ait olmayan nasıl ayırt edilir? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü kendine ait olan derken neyi kastediyoruz ki? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ne anlıyorsanız:) YENİ’den DOĞAnlar Kulubü beni ben yapan herşey bana ait olandır. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü valla ben de tam tersini düşünmüştüm:) YENİ’den DOĞAnlar Kulubü nasıl? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ‎”ben” dediğim de kişiliğimden bahsediyorsam eğer, bu kişilik neredeyse benden bağımsız ve belki de bana rağmen oluştu diyorum. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü olur mu canım? yıllarca sayısız deneyim yaşayıp bunların sonuçlarını analiz edip kendimi bu hale ben getirdim. herkesin farklı farklı kişilikleri var zaten.bu da benim söylediğimi doğruluyor YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Demek ki her ikisi birden 🙂 YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Benliklerimizin çokluğundan ve birinin patron olduğundan bahsetmiştik.Bunların ağası egodur.Kendilik duygusunu veren de odur.Mülke ait cismani herşeyin heveslisi odur.Ama duyguya sevgiye ve cömertliğe ait ne varsa o da ruhundur.Ruhta da tikellik olmaz.Kendilik yoktur.Biz vardır.. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bunu gelece değil geçmişe bakarak söyleyebilirim ancak.bişey bende neredeyse hiç değişmeden kaldıysa o bana ait olan diyebilirim.kişiliklerimizde zaman içinde değişip duruyor unutmayalım bunu. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü gene dualite yarattınız ama arkadaşım:) madde kötü, ruh iyi mi anlayacağım bundan şimdi ben. bir de benliklerin ağasına ego demişsin.bence benliklerin bi ağası olsa süper olurdu…

Radyolar, YENİ’den DOĞAnlar
esinti / 20 Ocak 2012

Günaydınlar, aslında bi zamandır metro fm e sardımdı ama bugün farklı bi kanal dinleyeyim dedim. Zaten her gün epey bişeyi şeyi farklı yapıyorum (unutursam hatırlatıyorum kendime). Bi zamanlar (18 yıl önce) adada yaşarken ve yanımda küçük pilli bi radyo varken bi yerel istasyonu çok sevip dinlerdim. Bi gün deniz bisikletimle bi saat pedal çekip Fethiyeye gittim, radyonun yayın yaptığı yeri bulup şahsen teşekkür ettim. Sonra onlar da bana bi program yapmamı teklif ettiler. Uzatmayayım ben de Özgür Radyoda haftada bir “adım adım” diye bi program yapmaya başladım. Üç ay sürdü, sonra da radyo radikal söylemlerinden dolayı kapandı. Oysa ben çaldıkları alevi türkülerini çok seviyordum. Neyse, ilk programımda oldukça heyecanlanmıştım çünkü öylece ağzının ucunda duran siyah bi topa (mikrofon), o sanki yüzlerce kulakmış gibi konuşabilmeyi hissetmek zordu. İnsan bi şekilde teması, yansımayı duyumsamak istermiş orada bilfiil yaşarak öğrendim. http://www.joyfm.com.tr/live/ Gününüz harika geçsin frekanslarrrrr ** Sevgili arkadaşlar, bizler, sayfanın sağ üst köşesinde göreceğiniz altı yöneticiyiz; dört kadın iki erkek, öyle şu an için kendiliğinnden oluşan, zaman içinde değişebiliriz. Her birimizin paylaştığı yazılar, bağlantılar ve yaptığımız yorumlar aynı isimle çıkar (YENİ’den DOĞAnlar Kulubü), hangimizin hangimiz olduğunu biz dahi bilemiyoruz 🙂 Ama tahmin etmeye çalışmak zevkli bi oyun oluyor. Siz de bu oyuna katılmak…