Psicomagia- PsikoBüyü ve The OA

Bilinçaltının, rüya dilini anlaması akıl dilini anlamasından daha kolaydır. Belli bir açıdan bakıldığında hastalıklar, çözülmemiş sorunları açığa vuran birer mesaj, birer rüya niteliğindedir. Şifacılar büyük bir yaratıcılıkla kendine özgü tedaviler geliştirirler. Onlar herkesin içinde taşıdığı o ilkel, batıl canlıyla konuşurlar. Usta bir hokkabaza yaraşır numaraları bir mucize gibi gösteren bu halk terapistleri, başarılı bir sonuca varmak için hastasını mucizelerin gerçek olduğuna ve iyileşebileceklerine kati olarak inandırması gerekir. Hasta bu kutsal tuzağa düştüğünde dünyayı mantık sınırlarında değil sezgisel olarak algılamasını sağlayacak bir dönüşüm deneyimler. Asıl mucize ancak o zaman kendini gösterebilir.  * Gerçeklik, her ne kadar kendimizi sakinleştirmek için öyle olduğuna inanmak istesek bile, mantıklı değildir. Dünyanın kendisi homojen değil gizemli güçlerin oluşturduğu bir alaşımdır. Gerçeklikten yüzeysel olandan başka bir şey almamak, ne kadar realizm kılığına büründürülse de gerçekliğe ihanettir. Not: bunu paylaşan-bendeniz-, Boğa görünümlü uzman İkizlerden bozma çaylak Yay dır. O sebeple binlerce paylaşacak güzel cümlesi olan Alehandro’dan kendini tuta tuta ilerleyip bu paragrafta zokayı yutmuştur. 🙂 * Hermano (pachita isimli yasli sifaci kadin kanali ile iyilestiren ruh), işbirliği yapmaktan kaçınan ve iyileşmeyi içten istemeyen hiç kimseyi iyileştiremezdi.

İlahi Matrix

Kendimizi yaşam gibi zamanın kısa bir diliminde sadece evrenden gelip geçen kişiler olarak değil yaradılışa katılanlar olarak düşünmemiz kozmozun ne olduğu ve nasıl işlediği konusunda yeni bir algı biçimi gerektirir. Gerçeklik seviyelerinin altında yatan yaratıcı operasyona dikkat yöneltelim. Eğer kadim uygarlıkların daha gelişmiş olduklarına dair bir fikir beyan edilirse, “Madem o kadar gelişmişler teknolojinin izleri nerede?” diye sorar uzmanlar “Tost makinaları, mikrodalga fırınları ve videoları?” Gregg Braden Dikkatimizi odaklama eylemi yaratıma ortak olmaktır. İnsanın en büyük gafleti kendi bilinç durumunun dışında nedenler aramasıdır. der neville goddard Dünyamız, bedenlerimiz ve yaşamlarımız varolurlar çünkü biz kuantum dünyasının olasılıklarının içinden seçilmişizdir (hayal edilmişizdir.) Bunların herhangi birini değiştirmek istiyorsak onları başka bir şekilde GÖRmeliyiz (birçok olasılığın olduğu kuantum çorbasından istediğimizi çekip almalıyız). Geleceğin rüyasını şimdide olur kılmak için, onun aslında ÇOKTAN OLDUĞUNU hayalimizde görmeliyiz ve duygu ve inancımız tüm hücrelerimiz onun hakikaten zaten olduğuna onay vermeli. Bu yapılması hem kolay hem de zordur. Deneyin kendiniz karar verin. “En gerçek inançlarımız, en yakın ilişkilerimizde bize yansıtılırlar” der bu kitapta Braden İlişkiler, kendimizi hayal edebileceğimiz her şekilde görmenin fırsatıdır. Sıklıkla bu sayfalarda ele aldığımız urban şamanı da tek cümleyle ifade etmek gerekseydi ona “İlişki Sağaltıcı” denebilirdi. Peki, hangi ilişkiler? Bunları; zihin ve beden arasındaki, insanlar arasındaki, insanlar ve…

Bilinç Titreşimleri
esinti , Felsefe ve Kuantum / 11 Ekim 2016

…zaten biz kendi bilinç seviyemizin bir tık altı ya da bir tık yukarısı ile karşılaşabiliriz, yani frekanslarımız daha büyük açıklıkta bilinçlerle bir araya gelmemize fiziki anlamda uygun olmaz. Büyük insan kitlelerinin peygamberler ya da üstatlardan yeterince yararlanamayışının birincil nedenidir bu prensip. Onlardan sadece onun çevresindeki birkaç kişi gerçek anlamda yararlanabilmiştir, diğerleri ise onu anlayamadıkları için (frekans aralığı çok yüksek) o kişiyi putlaştırmakla iktifa ederler. Mekanizma benim anladığım kadarıyla şöyle işliyor: Öğrenci üstadın merkabah alanındayken onun frekansına uyumlanıyor ve her şeyi apaçık görüyor, fakat bu uyumlanmanın belli aralıklarla disiplinle devam etmesi lazım. Öğrencide bir süre sonra bilinç artışı olur ve kalıcı hale gelir.  Ustanın merkabahını bir şekilde onun hava sahası gibi düşünün, onun içinde bütünlüğünüzle yer aldığınız sürece olan biteni, anlatılanları açık biçimde anlıyorsunuz. O sahadan çıktığınızda birkaç gün içinde kendi birleşim noktanıza (kişisel algı noktası) dönülüyor, üstelik bunun da maalesef farkında olunmuyor, ancak dışarıdan bir gözlemci tarafından anlaşılabiliyor.  Ben her zamanki gibi olayı fizik olarak düşünmek ve değerlendirmek yanlısıyım. Belki henüz günümüz fizik kanunları içinde resmen yer almayan fakat etkileri gözlemlenebilen ve bazı bilim insanlarınca cesaretle öne sürülen hipotezler ve bunların da ötesinde hayal dünyamızda bile henüz yer almayacak denli çok boyutlu çalışma mekanizması olan gelişmiş bir fizikten söz ediyorum. Mesele kişilerden…

Bilginin damgalar halinde saklanması
Carlos Castaneda , Urban Shaman / 02 Ekim 2016

“Bilgi çok boyutlu haldeki enerjidir. Her şey mümkündür, çünkü her şey değiştirilebilirdir.” Diyor Kryon. Bu ifade kuantum bilgimizle de örtüşüyor ve zaten nüfuz etmeye çalıştığımız Lemuryan Huna bilgisiyle de tam olarak tutarlı. Bilginin damgalar halinde gezegenin kristal ızgarasında saklandığını da söyler Kryon ki beni oldukça heyecanlandıran bir durumdur bu çünkü ölümle ilgili hislerime tercüman olur. İnsan öldüğünde onun ruh olarak tanımlanagelen bölümü bu gerçekliği terk eder ama onların ömür bilgisinin damgası ve bildikleri her şey – bilinçleri, bilgelikleri, bilgileri – Kristal Izgaraya gider ve orada kalır. Bu durum tam da Toltek bilgeliğinde Don Juan’ın üstüne basarak belirttiği; Kartalın sıradan insanın ölümünde onu yuttuğu ile ilgili uyarıya denk düşer. Ona göre insan bu durumdan ancak henüz yaşarken bilgilerini dışarı verir ve tam olarak bu yükten kurtulursa -ölmeden ölürse- kaçınabileceğini ve özgürleşeceğini anlatır. Çünkü Kartal-kristal ızgara-, o insandan edineceği yaşam bilgisini zaten o hayattayken emmiştir ve o boş olarak öldüğünde artık o varlığa ilgisi kalmaz. Olayın hikaye ediliş biçimindeki fizik kanunu görebilmek lazım. İşin bu kısmını fizikçilere bırakıyorum. O halde, ölülerle konuşan, onların hayaletlerini gören kişiler, medyumlar, durugörür ve falcılar aslında başka bir yerde/gerçeklikte yaşamaya devam eden bütünsel bir varlıkla değil, onun kristal ızgaraya bıraktığı damgalarla irtibat halindedir. Tıpkı tüm bilgilerin gelişmiş bir…

Cahilliğin panzehiri?
esinti , Urban Shaman , YENİ DÜNYA / 17 Eylül 2016

Bana göre cahillik, belirli bir zümreye ait değildir, tahsil durumu ile, zaman ve yer ile, cinsiyet ya da aklınıza gelebilecek her türlü sınıflamalara dayandırılarak belirlenemez. Nedir o halde cahillikten kasıt? Şüphesiz pek çok tanım getirilebilir fakat bana evvelden beri gelen ilk düşünce; “cahilliğin, etkili dinleme yapamama durumunun yarattığı hal” şeklinde olmuştur. Belki bu düşüncem nedeniyle “etkili dinleme” konusunu sık sık ele almışımdır 🙂 Şöyle geriye dönüp baktığımda yaşamımın büyük bir kısmı “etkili dinleme” bazlı uygulamaların öğretilip/öğrenilmesine adanmış, yani belki farkında bile olmadan etkili dinleme konusunda ustalaşmaya çalışmışım. Cümlenin başına dönersek demek ki kendimi cehaletten kurtarmaya çabalamışım, hem de Castaneda’nın tabiriyle can siperane olmuş bu çabalarım, ya ölüm ya cehaletten kurtulma! Kendime ve tüm frekans kardeşlerime şefkat duyuyorum 🙂 * “Bazı kişilerden duyuyorum; “Birdenbire uyandım ve görmeye başladım!”… Peki bu “Uyanmak da nedir?” diye sorulacak olursa cevabı şu: Uyanmak, insanların; “Görebiliyorum, dokunabiliyorum, tadabiliyorum, koklayabiliyorum, ah, o halde var demektir” dedikleri ‘5 Duyu Bilinci’nin, çok ötesine geçmeleri demektir. Daha başka bir deyişle, sonsuz bilinçlerinin çok daha derinliklerine ulaşabildikleri ve dünyayı algılama/gözlemleme noktalarının çok daha geliştiği ‘çok boyutlu bilinç’e ulaşmalarıdır…” Diyor David İcke. Buna katılıyorum zaten yıllardır bu konuları işliyoruz gündelik hayatımızda. İlave olarak eklemek istediğim bir şey var; İcke bu pasajda sanki…

MİTOLOJİ ve ASTROLOJİ Aracılığıyla…

Sevgili Juno’dan yine nükteli bir varoluş hikayesi: MİTOLOJİ ve ASTROLOJİ Aracılığıyla, MUCİZE, YANILGI, VİCDAN ve UMUT’un DOĞASI HAKKINDA… Yanıltan, bizi nasıl mı yanıltır? Bir beden sahibi olmanın verdiği hislerle yani Ay’la yanıltır; Hislerimizi biz zannederiz! Oysa, onlar bizi bilinçten perdeleyen zanlardır. Zihinle yani, Merkür’le yanıltır; Algılarımızı ‘’gerçek’’ zannederiz! Elle tutulup gözle görülen, somut değerlerden hareket ettiğimizi ileri sürerek böbürlenir ve kendi aklımızı kimseninkine değişmeyiz üstelik! Hırs’la yani Mars’la yanıltır; Zaman ve mekanla sınırlı olduğu için bilincimiz ölüm korkusuyla maluldür! Ayrılık, onu sonsuzluk ve tamlıktan kopardığı için, tek başına varlığını nasıl devam ettirebileceğinin kaygısına düşmüştür ve hep bir savunma-saldırı mekanizması ile hayatta kalmaya çalışır! Onu vareden bu mekan ve içinde yol aldığı zaman aynı zamanda onu tehdit eden unsurlarla doludur. Hayatı boşuna bir ‘’mücadele’’ olarak görmez şu insan… Arzuyla ve hazla, yani Venüs’le yanıltır; bu hikayenin en ‘’seksi’’ yanıdır! Hatırlarsanız, Uranüs’ün yani Evrensel Bilincin testislerini kesip okyanusa atar Satürn. Gelgelelim o testislerin saçtığı yaratıcı tohumlardan Venüs ya da Afrodit doğar! Aslı itibariyle, Yaratıcı İlham’dır ya da İlahi Aşk’tır… İnsanlara peşlerinden koşacakları bir amaç, kendilerini adayacakları bir sebep verir…  Ne var ki, madde alemine kapılmış insan neyi beğense ona sahip olmak ister, yokluk korkusuyla yaşadığı için neye sahip olsa hem tutmak hem çoğaltmak, hem…

Bilgelik Bariyeri
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 24 Temmuz 2016

Bilgelik bariyeri denen bir şey var. Bilgelik bariyerini şu şekilde tanımladık, “Sayısal olmayan ama bu bariyeri etkileyen ve hatta değiştiren belirli nitelikler gerçekleştiği zaman İnsan bilincinin enerjisinde olan şey”. Bu ne kadar veya kaç tane ile ilgili değildir. Bunun yerine, henüz hakkında bir şey bilmediğiniz bilincin fiziğinde gerçekleşen diğer şeyler ile ilgilidir. Ama bu bariyeri kırmak için bu şeyler belirli bir şekilde gerçekleşmelidir, merkezi bir şekilde değil, yayılmış bir şekilde. Bilgelik bariyeri bir duvar veya set değildir, ulaşılmayı bekleyen bir enerji bariyeridir. Bilgelik bariyerine erişildiği zaman, bilincin eski paradigmasını yıkar ve hiç bir şey daha önce olmuş olduğu gibi olamaz. Bu kuantum özelliktir. Bunu düşünün – tüm insanlığın beyinlerini çoğu zihnin daha önce hiç kavramadıkları şeyler üzerinde anlaşabildiği bir noktaya güçlendiren bir bilgelik. Tüm bunlar, gerçekte onlara öğretilmeden oldu. Bunu duydunuz mu? Şimdi, bunu beklemiyordunuz. Bariyer yıkıldı ve sonuç tüm gezegen için “sezgisel olgun İnsan düşüncesi”dir. Bu İnsan Varlığını öyle bir şekilde sarmalar ki, İnsan uygarlığını öyle bir şekilde sarmalar ki, bir çocuk doğduğu zaman yeni olgunluk ikinci doğa haline gelir – ilerlemenin, hoşgörünün ve İnsanın İnsan ile bulmacaları nasıl çözdüğünün bilgeliği. Buna bilgelik bariyeri adı verilir. Şimdi, oradasınız! Var olduğunu bilmediğiniz fizikte düğmeye basmak üzeresiniz – ve bu zaman alacak….

Bilincin anatomisi ve Frekanslar
Urban Shaman , YENİ DÜNYA / 13 Mayıs 2016

20 yılı aşkın insan duyguları ve ortaya çıkardığı frekans durumlarını araştıran David R. Hawkins bilincin anatomisi diye nitelendirilebilen bu tabloyu ortaya çıkardı. Tabi olayı anlamak için tersinden bakmak gerekiyor, bu duygular bu frekansları ve dolayısıyla aydınlanma seviyesini ortaya çıkarmıyor tam tersine bu frekans düzeylerinde verilen tepkiler insani tanımlamalar çerçevesinde böylesi duygusal tepkiler ortaya çıkarıyor. Bir nevi Ken Wilber’in İnsan Bilinci Projesine benzer bir araştırma. Tablonun Türçe’ye çevrilmişi için tıklayınız. * Bilincimiz çok boyutlu bedenimizle ilişkilidir. Buna en uygun yaklaşım ise DNA’mızı %100 kapasite ile kullanamadığımıza dair metafor olabilir. Arınma, sessizleşme vs çok çeşitli yollarla farkındalığımızı artırma ve şifalanma çabalarımızın hepsi bu kullanım oranını artırmak dolayısıyla çok boyutlu bedenimize daha yüksek oranda erişebilmek için diyebiliriz.

Sonumdadır Başlangıcım
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 26 Nisan 2016

Tıpkı elektronlar gibi; her birimiz uzay-zaman içinde bir ‘kaynak noktası’yız ve aynı zamanda diğerleriyle karşılıklı olarak birbirimize karışmamızdan dolayı örülen karmaşık bir deseniz. Bizler aynı zamanda aktif enerji desenleri, kendi içimizden ve kendimizin ötesinden doğan desenleriz. Bizler için bu desenlerin nerede başlayıp nerede bittiğini söylemenin açık ve net bir yolu yoktur. “Sonumdadır benim başlangıcım” fakat aynı zamanda “Başlangıcımdadır benim sonum.” Kuantum Benlikten özet-sa * Kozmik ölçekte bir varlığın gücü, fiziksel olanaklarıyla değil bilinci yönlendirme kapasitesi ile ölçülür. CC Gel gör ki insanda doğduğundan beri güçlendirilen “Ben” öznesi, Castaneda’nın bu cümlesindeki apaçık belirmeyi yok sayma, gözden yitirme eğilimindedir. Tekillik içimize işlemiş sonra bir de “Yer çekimi kuvveti nedir, neden vardır?” diye sorup duruyorum. Sadece ben mi fizikçilerin topu birden soruyor 🙂 (Bu konuyu son BAK uygulamamızda soru olarak katılımcıların oyuna sunduk ve 1 oyla kaybetti.) Bu durumda  “Kişisel olarak yer çekimsiz kalsaydık , kimlikler içinde yüzseydik belki deneyim denilen şey somut olarak ortaya cıkamayacaktı . Ben diye saplandığımız kimlikler ne kadar yüzeysel olursa olsun birer yansıtıcı ayna . Aynaları kaldırırsak geriye dumansı bir olasılıklar denizi kalır . Temaşa değil fokurdamaya dönüşür herhalde. “der Emine arkadaşım İşte urban Shaman konseptindeki Lemuryan “keyfilik” prensibi bunun için var; tüm sistemlerin bir amaç uğruna keyfi olarak…