Sarsılmış Hissediyor!

Evet sarsıldım çünkü Nuh filmini izledim. Beni sarmayacagini dusunerek vizyona girdiginde seyretmemistim, ustelik Russell Crowe’u da severim. Neyse ve bu sozleri yazarken ayni anda seyretmekte oldugum I Origins filmindeki kiz şöyle dedi: “tanri rolunü oynamayi seviyorsun degil mi?” Galaksiler aşkına!! Onu tam ben soyleyecektim nuh’a ve kız repligimi aninda çaldi! Fakat burada dehset bi ironi var, o bunu bilim adami rolu oynayan kocasina diyordu, ben de peygamber rolu oynayan Russel/Nuha demek üzereydim. Hayir hayir her sey bu kadar eszamanlı olamaz, hem ne geregi var! Hayir hayir önceden bileyim, ya da ben yaptim oldu, hem ne fark eder 🙂 Yaratımın ikili doğası, varlık alemi, hiçlik alemi gibi birçok insanı düşündürmüş konular var. Bizler insan olarak sadece belirli aralıkları algılayabilenleriz ve bu limitler değişse , artsa azalsa bile algımız her daim varlık aleminde olur (Bakınız BKÖ ve oyun kuramı), bu sebeple konuya pratik değerler açısından yaklaşmak kafidir. Bu başlıktaki ana fikir, tanrı rolü oynamanın tehlikeli olduğuna dair fikir birliğine varıp, kardeş kardeş yasamaya gönüllü olmak 🙂 Ayrıca şu da var, henüz lineer düşünce sisteminden çıkamamışken, paralel gerçeklikleri, çok boyutluluğu, sonsuz sınırsız şimdiyi yaşamıyor ve sadece hayalini kurmak için debeleniyorken tanrı konusunu önümüze koymak resmen yeni doğmuş bebeğin önüne ispatlanması mümkün olmamış bir matematik…

Sizler neleri yetkilendiriyorsunuz?
esinti , Urban Shaman / 02 Ağustos 2015

Şu haberin düşündürdükleri üzerine bir güzelleme:) GATA profesörü kabul etti: “Şizofreni cin çarpmasıdır.” Cinse bile o senin içinde, kendi üretimin ve yaratımın olunca ne fark ediyor ki! Hangi ismi verirsen ver, ordu malı yer değiştiriyor denir buna hak ağzıyla 🙂 İtirazlar bu söylemin realiteyle uyuşmadığına dair oluyor. Peki onun adına cin yerine bilmem ne nevrozu dendiğinde bu inanç realiteyle uyuşmuş mu olacak? ve Hangi realite? Vereceğiniz hiç bir ismin üzerine atlamayacağım, bana ne isimlerden. Ben her insanın kendi realitesi olduğunu ve bunu da bizatihi kendi iç rüyasıyla görünür kıldığını biliyorum ki buna öznel gerçeklik diyoruz. Ünlü Afrika şamanı Mutwa’nın anılarında, sağaltma işlemini gerçekleştirirken hastanın tespiti/inancı yönünde işlem yaptıklarını, örneğin, hastası kendisine musallat olan bi varlık gördüğünü söylüyorsa, onu çadırdan kovana kadar, sopayla, davulla, tokmakla, sözcükle o şeyi ne kadar gerekirse o kadar zaman kovaladığını ve sonunda hasta “tamam şimdi çıktı gitti” diye ikna olduğunda bile işlemi bitirmeyip, çadırın dışında gözden kaybolana dek o şeyi pataklayarak kovaladığını söylemişti. Mutwa, o şeyi görmüyordu, inanmıyordu da ama hastasının inancı o şeyi (cin vs herhangi bir musallatı) hasta için gerçek kılmaktaydı, bunun bilincindeydi. Gezgin şamanın yolunda da önemli olan pratik sonuçlar almaktır, yöntemleri tartışmak, daha doğru olanı bulmak için kavgaya girişmek vakit kaybı olurdu, hem…

Bilimde yeni düşüncelerin kabulü
Felsefe ve Kuantum , Urban Shaman / 22 Haziran 2015

Bilimde yeni düşüncelerin kabulü, tahmin edilebilir, dört aşamalı bir sıra takip eder. Birinci aşamada septikler (şüpheciler), bu yeni düşünce Bilim Yasaları’nı ihlal ettiğinden, düşüncenin olanaksız olduğunu güvenle ilan ederler. Bu aşama, düşüncenin geleneksel bilgeliğe ne kadar meydan okuduğuna bağlı olarak yıllarca, hatta yüzyıllarca sürebilir. İkinci aşamada septikler, istemeye istemeye de olsa, düşüncenin mümkün olabileceğini; ancak çok fazla ilginç olmadığını ve iddia edilen etkilerinin aşırı zayıf olduğunu itiraf ederler. Üçüncü aşama, egemen düşüncenin, bu düşüncenin sadece önemli olduğunu değil, aynı zamanda etkilerinin önceden düşünülen duruma göre daha güçlü ve yayılmış olduğunu fark etmesiyle başlar. Dördüncü aşama, önceden bu yeni düşünceyi reddeden kişilerin, aynı düşünceyi ilk kendilerinin düşündüklerini ileri sürmeleriyle tamamlanır. Nihayet, kimse bu yeni düşüncenin bir zamanlar tehlikeli bir aykırı düşünce olduğunu hatırlamaz. Bilinmeyen Gücümüz Dr. Dean I. Radin İşte dördüncü aşamadaki unutma çengeli olmasaydı, çevremizdeki beğenmediğimiz ya da beğendiğimiz insanların ya da görüşlerin artık bizde aktif olmayan -ama hala bütünlüğümüze dahil- majör enerji kalıplarını kullanan enkarnosyanlarımız olduğunu tanıyabilecektik. * Bir şeyi ya da kişiyi muhabbetle ya da tam tersi nefret ve kızgınlıkla düşünürseniz, dikkatinizi hep o konuya verirseniz, bir süre sonra o şey/kişi olursunuz. Olan şey böyle görünür ancak aslında olan; o kişinin majör enerji kalıbını giyinmiş olursunuz. Değişik coğrafya…

Neye inanacağınızı seçin!
esinti , Felsefe ve Kuantum / 20 Mart 2015

Güzel bir sunum –tıklayınız-, en azından 20 dakikamı yararlı bir şey yaptığıma dair bir hisle tüketmiş/kazanmış oldum (Herkes gibi benim de zamanım en kıymetli şeyim). Aslında tam ve açık şekilde ifade edilmiş olmasa da konuşmanın sonlarında ortaya çıkan koku (sunumu yapanın sözcükle ifade etmediği ancak tezini oturttuğu esas), inanmanın bir seçim işi olduğudur. Nasıl yani diyebilirsiniz 🙂 Çok basit aslında; dış gerçeklikler (dış rüya), iç gerçekliklerin(iç rüya) vücut bulmuş – hem de her türlü madde yoğunluğunda (bunların sanal ve gerçek diye ikiye ayrılmadığını artık biliyoruz, bu sonsuz bir spekturum ) vücut bulmuş olduğunu bildiğimize göre, inandığımız şeyin uygun bir süre (öznel ne nesnel olanların gerçekleşme süreleri farklıdır doğal olarak) içinde görünür(!) olması kaçınılmazdır. O halde bizim özgür irade dediğimiz şey; neye inanacağımızın seçimidir basitçe. Bu prosesin insan tarihi boyunca yöntemleri ve uygulamalarını seyredip duruyoruz. Aslında olay tam olarak inanma da değil, inanmadığınızı düşündüğünüz şeylerdir de! Bu her zaman iki yönü kesen bıçaktır. Sihir(!), dikkatinizi neyin üzerinde tuttuğunuzdur. Dikkatinizi verdiğiniz şey, su vererek büyüttüğünüz her şey gibi büyür gelişir, sanaldan gerçeğe doğru ilerler ilerler ilerler. Bir de bakmışsınız görüyorsunuz! Süper, şeker bir konudur bu (Hepsi tam tekmil Urban Shaman konseptinde bulunabilir.) 🙂 Bu Özette (Her Şeyin Teorisi adlı kitaptan) görüleceği üzere…

Şiir-Flozofi-Bilim
esinti / 13 Mart 2013

Fonda adını sanını bilmediğim bi dünya müziği var ve ben onu -her nasılsa- şekil olarak görüyor gibiyim. Hatta bi an kendimi onun -notaların- üzerine binmiş de gidiyormuşken yakaladım, ve onu öyle fark ettim. Etmeseydim beni kaçırıyordu hınzır şey 🙂 Günaydın frekanssllaaarrrr Gerçek bi şiir her kişiye dokunur ve bir an için bile olsa aydırır. Gerçek bi filozofi yalnızca belli düzeyde kişilere dokunur, onların da çok azını aydırır. Yani gerçek şiir her zaman önde ve kıymetlidir. O sebeple herkes şair olmaya çabalar ancak sersemler filozof olur:))) Gerçek şiir az bulunduğu gibi gerçek filozofi de çok çok az bulunur, bu hususu da unutmayalım. Kelimeleri cümleleri anlaman gerekmediği halde nerdeyse her okuyana aynı hissi geçirebilen bi büyüdür şiir bana göre. Eski şairler oldu reklam söz yazarı, eski büyücüler oldu bilim insanı ,eski filozoflarrrr bilmem… bilmem onlar kayboldular dinazorlar misali. Zaman kalp zamanıymış öyle diyorlar, kalp anlarmış, kafaya gerek kalmadı artık tıpkı başsız üretilen sanayi tavukları gibi. Sahi o tavukların kalbi var değil mi? Eski folozofları şimdi ne olduklarını buldummm heyyyoooooooo Onlar da senaryo yazarı oldular tabi. Filmler-diziler yazıyorlar. Filozofi daha ziyade eril, şiir ise dişil bir işlem diyebiliriz belki. Şiir şimdinin yanılmaz doğrusudur ve neden öyle olduğunu bilmez. Denklemler bilinmez sadece sonuç vardır;…

The Xfiles’dan bugüne
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 18 Eylül 2012

Batılı bakış, Xfiles’dan sanctuary/Torcwood/heroes gibi yerlere geldi. Nedir peki bu fark, gözlemlemiş olan var mı? Tuğrul Erdem Doğru evren-insan, insan-evren. Gittikçe merak edilecek şeyler azalıyor. ya da merak edilmeyi hakeden konuları yeni kavrıyoruz. Bu yüzden şimdi bu dizilerde temeli insan doğasıyla evreni açıklama telaşesi Sibel Atasoy The X-Files, 93 yılında başlıyor ve sloganı: I Want To Believe 🙂 Santctuary’ninise sloganı bence:”İnandım ve her birinizi ayrı ayrı korumak istiyorum” ve Torchwood ise “inandım ama onlardan sizi korumak istiyorum” :))) 20 yılda süreç yine iki karşıt yolda ilerlemiş. Tuğrul Erdem Doğru soruyu anlamadım öyleyse diyeyim o zaman. Yine kademeli geçiş söz konusu. Sibel Atasoy sizin söylediğiniz de doğruydu zaten Tuğrul Erdem Doğru ama karşıt bir yolda ilerleme diyemeyiz. Sibel Atasoy Neden? Gülen Dizdar Doğulu bakış nerelere varmış acaba, bu kadar zaman içinde ? Doğu zaten bunları biliyordu.Çok derin ve kadim bilgiler güneşin doğduğu yerden yayıldı.Batı zaman içinde bireyselleşti, bunları kavramaya başladı.Doğu ise güruhlaştı , bilgiden uzaklaştı .Batının bilinçli din istismarı ve bu güruhlaşma doğuyu bilgiden uzaklaştırdı.Şu anda doğu ve batı iki karşıt yolda ierlemekte, batı insan evrendir görüşünü yeni yeni anlarken , doğu bildiğini de unutmuş durumda …Yazık…. Tuğrul Erdem Doğru ben bu üç dizinin sloganını kıyasladığımda iki karşıt yol.görüş yerine A…

İyilik ve bütünlük
esinti , Rüya/Psikoloji / 25 Mayıs 2012

Ruhun gelişiminin amacı, ahlaksal bir kusursuzluk durumundan çok, tamamlanmış bir bütünlük halidir. Dr Jung, iyiliğin, bütünlüğün yerini alabilecek bişey olmadığının farkına varmıştır. Akıl ve bilim, insanlığın en yüksek güçlerini küçümserler. ** Öyle bi 1500 yıl geçirdik ki, son olsun, düşmanıma bile olmasın! Önce kilise zulmü, sonra bilim yönteminin akıllara zarar yorumu ve ondan beter bağnazlığı ile, gören gözlerimize perde indirdiler. Tarihte bir çok yakın zaman aliminin mana ile ilgili çalışmaları hepimizden gizlendi. Örneğin Einstein’ın son 20 yılında ne yaptığı gizlidir! Dr. Gustav Jung’un tüm insanlığın iç dünyasını taradığı adeta o muhteşem gözleriyle çekmeyi başardığı rongenimiz saklıdır. Ailesi sırf bilim bağnazlarından korktukları için (sanırım) basılmasına izin vermez. Ama bütün bunların sonu geldi, kutlu günlere ulaştık artık. Kafamızı kuma gömmeyeceğiz. Zaman bizden yana. Alemin ve kendimizin muhteşemliğine aydık. Bilim yöntemine karşı olduğum gibi bir izlenim ortaya çıkmasın, ben onun hayranıyım. Benim sözüm kraldan çok kralcı olup, haddini aşan bağnaz uygulamalara karşıdır. Bu insanlar büyük bilim adamlarının isimlerinin ardına saklanarak, birçok yeni fikir- yeni algıların doğabileceği fidanlıkları tarumar eden cahillerdir. Turan Erdal Aldoux Huxley “yeni cesur dünyasi” kitabinda en büyük tehlikenin herseyi serbest birakmak oldugunu ima etmisti. Karsit tezi George Orwell 1984 kitabinda söylemistir, bazi güclerin bizleri kontrol ettiklerini savunmustur. Tarih Orwell’den Huxley’e…

The Big Bang Theory
esinti , Oyun/Film felsefeleri / 20 Aralık 2011

The Big Bang Theory Dizisini neden seviyorum? Roller çok güzell seçilmiş ve tabi komedi olması hedeflendiği için çok güzel abartılarak, karikatürize edilmişler. Bi tane kuramcı fizikçi bilim adamı var. Hemen yanına bi de deneysel fizikçi konulmuş. Bunların karşısına iki mühendis konularak, olay nasıl işliyor gösterilmeye çalışılmış. Tabi hemen karşı dairede bilimle hiç alakasız ama çok güzel ve empatisi gelişmiş bir sıradan (kesinlikle sıradan değil çünkü kızın empatisi fevkalade gelişkin)insan tiplemesi yerleştirilmesi harika bi kurgulama. Bunların güncel hayatları, anneleri (evet özellikle anneleri çok dikkat çekici),  ilişkilerinin gelişim yönleri, harikulade. Ekşi Sözlükten seçmeler: genel olarak 3 ana karakter, 2 de yardimci karakterden olusmakta dizi. leonard hofstadter: dizide penny adli hatuna yanik bas karakterlerimizden biri. gercek hayata ve duygulara diger karakterlere gore daha uyumlu gorunuyor. celiski icinde yasiyor gidiyor garibim, bir taraftan ruhundaki “geek” lige ihanet edemiyor, ote taraftan da normal bir yasam ve iliski icin can atiyor. sheldon ross (edit: sheldon cooper olacak. aychovskynin belirttigi uzere o sirada olasilik calistigimdan boyle bir dil kaymasi oldu galiba): leonardin ev arkadasi. bence en komik karakter. ama dikkat edilirse, her ne kadar leonard’a arkadas ve yoldas olarak gonulden bagli da olsa duygularini aldirmis biri olarak gorunuyor. arkadasin empati yetenegi yok diyebiliriz, o yuzden insanlarla iletisimi…

Yurttaş Bilim Adamı
Felsefe ve Kuantum / 29 Ağustos 2011

.. Çoğu insan, bilimde bir düşüncenin sahibinin arka planına ya da onun bu fikirleri açıklamasına yol açan güdülere ilgi gösterilmemesini şaşırtıcı bulmaktadır. Dinlersiniz, eğer denemeye değer bir şey, denenebilir bir şey gibi geliyorsa size, o farklı demektir. Ve eğer daha önce gözlenmiş bir şeyle açık olarak çelişmiyorsa, heyecan vericidir ve harcanan zahmetlere değer. Onun ne kadar süreyle bu konuyu incelediğinin ya da niçin sizin kendisini dinlemenizi istediğinin önemi yoktur. Bu anlamda fikrin geldiği yer de herhangi bir farklılık yaratmaz. Gerçek kaynak bilinmeden kalır; biz bunu, insan beyninin imajinasyonu, yaratıcı imajinasyon (muhayyile) olarak adlandırıyoruz. Bilinen, onun sadece bir tür enerji olduğudur. İnsanların bilimde imajinasyon olduğuna inanmaması şaşırtıcıdır. Bilimdeki imajinasyon, sanattakinden farklı olan çok ilginç bir imajinasyon türüdür. İmajinasyon yapmaya çalışmadaki büyük zorluk şunlardan kaynaklanır; daha önce hiç görmediğiniz bir şey olacak, daha önce görülmüş, ele alınmış her detayı kapsayacak, o ana kadar düşünülmüş olandan farklı olacak ve daha da ötede; kesin olacak ve herhangi bir muğlaklık içermeyecek. Bu, gerçekten zor bir şeydir. Şimdi önemli bir noktaya geliyorum. Eski yasalar yanlış olabilir. Bir gözlem nasıl yanlış olabilir? Eğer dikkatli biçimde kontrol edilmişse, bir gözlem nasıl yanlış olabilir? Niçin fizikçiler yasaları sürekli değiştiriyorlar. Yanıt öncelikle şudur ki, yasalar gözlemler değildir, îkincisi, deneyler her…