Nedir ne değildir medyumluk?
esinti / 24 Mayıs 2012

Günaydın frekanslaarrr, bazı şeyler sanki onlara yeniden bakmamızı talep ediyor gibiler. Örneğin nedir ne değildir medyumluk? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Medyumluk falcılık mıdır örneğin? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Aynı yolun ayrılmış tıkanık bir kolu olduğunu düşünüyorum.Genellemek istemem.Falcıya gitmedim,arkadaşlarıma eşlik ettim ama.Bana göre,falcılık önümüzde uzanan olasıklardan birini görüp dile getirir ve bunu d-uyan kulak ona uyar!!! Medyum-durugörü,çok daha geniş bakabilendir.Mesela: dört yol ağzında,yedinci kattan dışarı bakıyorsunuz,açıları tamamen görüyorsunuz..kuzeyden giderek hızlanan bir otomobil geliyor,doğudan da aynı hızla gelen başka otomobili gördünüz..hızlarını azaltmazlarsa karpışacakları kesindir.Devreye tüm duyular girerse keskin gözlem vs. birinin hızı azaldı ama diğeri kalp krizi geçirdiğini fark ettiniz,yine de çarpışacaklardır.Medyum bana göre böyle YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Yeni bi kavramm daha attınız ortaya; durugörür 🙂 Sizce ikisi aynı şey mi? Sanki sonrasında verdiğiniz örnek durugörüre daha uygun düşüyor; çünkü duru gören kişi bilinçlidir, kendi algı noktasından bakmakta ancak sıradan insanlara göre daha geniş bir alana bakmaktadır. Doğru anlamış mıyım? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evet:) bilinçlidir.Ben,sözlük anlamlarını bilmiyorum.Bu nedenle bana göre ikisi aynı,yani medyum ve durugörü.Kendimden yola çıkarak anlattım.İkisi arasında bir ayrım varsa ben de öğrenmek isterim.Zihnimi berrak tutabilmek adına,çok fazla bilgi depolamam da:) YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Depolamak zaten tercih edilesi bi şey değil, iyi yapıyorsunuz.Tabi bu merak edişimizi engellemez, biz merak eden algılayanlarız ne…

Hangi bağışlama? Devlet malı yer değiştirdi!
Felsefe ve Kuantum / 18 Nisan 2011

Bizi gücendirmiş olan kişileri nasıl bağışlarız? Bir gün bilge, öğrencisine boş bir çuvalla bir sepet patates verdi. “Son zamanlarda sana olumsuz bir davranışta bulunmuş yada söylemiş olan herkesi düşün, özellikle de bağışlayamadıklarını. Her birinin ismini bir patatesin üstüne yazıp çuvalın içine koy.” Öğrenci işe birkaç isimle başladıysa da, kısa sürede çuvalı patatesle dolup taştı. “Çuvalı bir hafta boyunca gittiğin her yere beraberinde götür” dedi bilge. “Sonra bunun üzerinde konuşalım.” Başlangıçta öğrenci çuval hakkında hiçbir şey düşünmedi. Onu taşımanın özel bir zorluğu yoktu. Fakat bir süre sonra bu iş giderek bir yüke dönüşmeye, onu her yere taşımak zor gelmeye başladı. Çuvalın ağırlığı değişmediği halde, zaman geçtikçe onu taşımak daha fazla çaba gerektirir oldu. Birkaç günün sonunda çuvaldan kötü kokular gelmeye başladı. İsim yazarken üzerleri oyulan patatesler çürük kokusu salıyordu. Artık onları oradan oraya taşımak sadece rahatsızlık veren bir şey değildi, nahoş bir şey olmaya başlamıştı. Nihayet hafta geride kaldı. Bilge öğrencisini çağırıp sordu: “Bu konu hakkında bir şey düşündün mü?” Öğrenci: “İnsanları bağışlayamadığımızda, olumsuz duygularımızı bu patatesler gibi yanımızda her yere taşırız. Zamanla bu olumsuzluk bizim için bir yük haline gelir ve bu yük bir süre sonra çürümeye başlar.” Üstat: “Evet, kişi kin tuttuğunda olan tam da budur. O halde, yükümüzü…

Bir Başka Gerçekliğe Giriş – 2

Daha önce bahsedilen “benlik” (ego) tanımına göre, yeni bir gerçekliğe uyumlu olacak bir şekilde yeniden yapılandıracak alıştırmaların tekniklerini açıklamaya başlayabiliriz; Ölümün Farkındalığı Genelde tüm çağdaş toplumlarda bireysel benliğin ana “yapmalar” dan biri Ölümün yadsımasıdır. Genç yaşlarda ölüm bize unutturulur, her ne kadar bu unutma bilinmeyenden kaynaklanan korkuları yatıştırsa da yaşamın büyülü doğasını unutmak bunun bir yan etkisi olarak karşımıza gelir. Bu “yapma” lar arasında, hayat sigortası satın alma, kendi cenaze masraflarını taksitlendirip ödeme gibilerini sayabiliriz. Yakın geçmişte hristiyan kilisesinin cennette arazi satışı gibi oldukça aşırı olayların da olmasına rağmen genelde her dinin amacı ardıllarının cennete gitmesi için gereken yolun tarif edilmesidir de diyebiliriz. Tabi bu yolda “ideal insan” olma dışında farklı algılanabilecek birçok uygulamanın da olduğu aşikardır. Kiliseye veya başka bir dinsel kuruluşa bağışta bulunmak cennette bir yer ayrılması için verilmiş en kaba anlamı ile bir rüşvettir. Reenkarnasyon da, “bu sefer olmasa da gelecek sefer cennete gidebilirim” düşüncesi için iyi bir nedendir. Ölümden korkan “benlik” tir, çünki ölüm bilinmeyendir ve hiçliği temsil eder. Ölüm yaşamın yok sayılması değil, benliğin yok sayılmasıdır. Yaşam ise ölümle beslenir; bedenimiz hayvan ve bitkilerin ölümü ile beslenir, tıpkı bizim ölümümüzün onları besleyeceği gibi. Ölümün farkındalığı, bizi canlı olarak benliğin sınırlarının ötesine taşıyabilecek tek yoldur ve…

Bir başka Gerçekliğe giriş – 1

Bir başka gerçekliğe girmek, bazı tekniklerin kullanılması ile olabilecek, sıradan insan için oldukça karmaşık sonuçları olan bir olaydır. Hazırlıksız olarak bu dünyaya giren kişilerde yaşanacak yoğun coşku, anlaşılmazlık ve korku, deliliğe açılan bir penceredir. Bu teknikler “Benlik” ve “Olağan Dünya” görüşünü yok edip sonra yeniden yapılandırmak için kullanılır. DJ bu teknikleri üç ana bölüme ayırır; – Ölümü Danışman olarak kullanmak – Kendini önemsemeyi bırakmak – Kişisel tarihi silip atmak Bu tekniklere geçmeden önce anlaşılması gereken en önemli konulardan biri benlik’tir. İlk önce, benlik bir tanımdır ve olağan dünya görüşü ile doğrudan ilintilidir. Benlik, insanın kendini bilme, değerlendirme, düşünce ve davranışının kökenidir. Bazı bilimadamları benliği, alter (gerçek veya hayali bir şekilke kendimizi diğer insanlara karşı temsil etme şekli) ve ego (kendimizi algılama tarzı) olarak ikiye ayırmışlardır, bazıları da, ben (bireyin psikolojik kısmı, yaratıcı yanı) ve ego (sosyolojik yan, sosyal roller) olarak ayırmışlardır. Son dönemde ise benlik üç yönden araştırılmıştır; – benlik kavramı, kendimizi nasıl tanımladığımız başka bir deyişle bilişsel yanımız, – benlik saygısı veya özsaygı, kendimiz ile ilgili duygu ve değerlendirmelerimiz, – benlik sunumu, kendimizi nasıl sunduğumuz yani davrandığımız, Benliğin oluşması yaşam boyu devam eden bir olgudur, yaşanan bir olay veya dışardan verilen bir eğitim olarak bilgi, önce zihinde değerlendirilir/yorumlanır, sonra…

Kim olduğumu bilmeyenim
Felsefe ve Kuantum / 19 Şubat 2009

Bu bir kelime oyunu değil. Yazılı ve sözlü tarihin derinlerinden beridir biz insanlara tavsiye edilen hep: KENDİNİ BİL olmuştur. Ve bizler de bu yolda epeyce yol yürüdük sanırım. Yolun başındayken çocuksu bir sevinç ve arzu duyardık, belki de bir çeşit meydan okumaydı “kendini bilme” hedefi. Sonunda bunun bir hayal olduğunu öğrendik. “Kendim” denilen şey bir kasete zamanında kaydedilmiş şeyler gibiydi, onları silebiliyor yenilerini ilave edebiliyordun ve bunun sonsuzca devam edebilecek bir eylem olduğunu da görüp irkildik, doğrusu ben irkilmiştim ne yalan söyleyeyim. Bu durumu pek basit psikolojik basamaklardan olan “boşluk” ya da hedefsizlik gibi görünen bir periyod izledi. Ve sonunda kabul geldi: Ben kim olduğumu bilemiyeceğimi bilenim, üstelik bunu takmıyorum da. Kendimi pek bi mühimsediğimden değil “taksam” da elime bişey geçmeyeceğini anlamış olmanın getirdiği bir çaresizlik; bir yandan da özgürlük. 🙂   Evet kısaca böyle diyebilirim sanırım. Şu an ya da bi başka an “Ben…” diye başlayan cümleler kurmak durumunda kalırım, fakat aslında her an değişebilecek, bir kesinlik arzetmeyen ve hiç bi zamanda etmeyecek bişey adına konuşuyorumdur. “Ben” öyle büyük öyle derin bişeydir ki bilemem anlamı da çıkmasın lütfen, sadece tanımlamalardan oluşmuş, istersen değiştirebileceğin (önce bunun değişebilir bişey olduğunu farketmiş olmak lazım), soyut bir kavram. Bu bazen çevremdeki kişileri ya da okurları…

EGO-Özben-GÖLGE
Rüya/Psikoloji / 21 Ocak 2009

Jung’a göre ego: Psişe içinde bilincin bir örgütüdür. Bilinç düzeyinde algılanan tüm duygu ve düşüncelerden oluşur. Ego psişe içerisinde küçük bir yer tutar. Gündelik yaşantımızı sürdürebilmemiz için içeriden ve dışarıdan gelen uyaranları, bilgileri filtre eder. Aksi halde biz yaşananla yaşanmakta olanı, düş ile gerçeği ayırt edemeyiz. Umarım tablo görünmüştür; çünkü burdan izah etmek çok rahat olacak. BEN’e dair yukardan aşağı üç temel bölge var: 1) Bilinç; Bu bölümü ÖZbenin bir kısmı ve dışa gösterdiği Persona ile EGO tamamiyle kaplamış. 2) Kişisel Bilinçdışı: Ego ve Gölge kişiliği içeren Özben bu bölgede yer alıyor. Rüyalarımız da hemen büyük ölçüde bu bölgeden besleniyor. 3) Kollektif Bilinçdışı: Gölge kişiliğimiz ve kolektif bilinçdışının dibine batmış durumdaki Anima-Animus burada yer alıyor. Rüyalardaki arketipler ve kişisel olmayan ögeler bu alandan geliyorlar. Jung’a göre tüm insanlık tarihi bu bölümde yer almaktadır. Ego psikolojik bir terim olarak ortaya çıkmış olmasına karşılık, sıklıkla hepimiz tarafından “kendini önemsemek” anlamına gelecek şekilde kullanılıyor ve ahlaki açıdan da oldukça yergi alıyor. Bir açıdan bakıldığında insanın kendini bildiği alanda (bilinç) yalnızca EGO’nun yer alıyor olması, olağan biçimde kendimiz sandığımız yegane şey de oluyor ve aslında onu bir miktar önemsememiz Jung’un da belirttiği gibi bizi gerçek ve düşü ayırt etmek açısından belirli bir dengede tutuyor. Ve tabi burada…

Kuantum Benlik
Eğitimler / 03 Kasım 2008

Kuantum Benlik Konferans-sohbet dizisi – Süre: iki ila dört saat   İçerik:   Bilimin Kesinsizliği Nobel ödüllü fizikçi ve aynı zamanda büyük bir eğitimci Richard.P. Feynman’ın “bilimin kesinsizliği” konferansından alıntılar. Gerçek bilimsel bakışın yerli yerine oturtulması.   Kuantuma giden yol 2.a) Tarihçe Newton klasik fiziğinden Einstein’ın görecelik kuramına nasıl geçtik? Ve daha sonra Kara nesne radyasyonu ile uğraşmakta olan Max Planck, yeni radyasyon yasasının temelini anlamaya çalışırken “sırf  bir umutsuzluk yasası” diye nitelendirdiği kuantumun ilk temelini buldu: Enerji değişimi sürekli değil, kesintiliydi. 1905 yılında Zürih’te doktorasını aldığında Einstein, Annalen Der Physik cilt 17 de yayımladığı üç yazıyla bilimsel tarihin gidişini değiştirdi ve yalnızca 27 yaşındaydı. Fizikçilerin Tanrısı evrensel düzendir. Determinist olmama hali, kuantum TEKİNSİZLİĞİnin ilk örneğidir diyor H.Pagels. Bu, bilinemeyecek ve kestirilemeyecek fiziksel olayların varlığı anlamına geliyor. Kuantum teorisinin determinist olmaması, neyin bilinebilir, neyin bilinemez olduğu konusunda bir ilke sorunudur, bir deney tekniği değildir.   2.b) . Kuantum şu ana kadarki en büyük kavramsal meydan okumadır.   Donah Zohar’ın bakışı ile kuantumu anlamaya çalışacağımız bu bölümde, yüzyıllardır toplumumuza bir veba gibi bulaşmş yabancılaşmanın nedenleri, klasik fizik ve ortodoks bakış açısı, varoluş ve benzetme düzeyinde, nerdeyse günlük yaşamın deneyimlerine uygulanabilecek kadar zengin kuantum fiziği felsefesi üzerinde duracağız.   2.c) En belirgin…