Çatışmadan Barışa yol
esinti , YENİ DÜNYA / 22 Haziran 2014

“Bir Ben olduğu içindir ki, bir Düşman vardır. Ben denilen şey yoksa düşman da yoktur. Eğer herşeye bir isim vermeye kalkarsak karşımızda yer alırlar. Erkek dişiyle, ateş suyla zıtlaşır. Ama zihninizde hiçbir yargılama olmuyorsa çatışmaya girmenize de gerek kalmaz. O zaman Ben de, Düşman da yok olur. Zihni aşarsanız mutlak olarak ‘Yapmamak’ fiilini deneyimler ve tadına varırsınız. “Evrenle uyum içinde ve onunla birsinizdir. Doğru ve yanlış arasında tercih yapmak zorunda kalmazsınız. Zihninizin bir ürünü olan ikilemler dolu dünyadan kurtulursunuz.” Diyor eski bir Tao-Zen ustası. Aynen böyle düşünür ve yaşamımın da bu doğrultuda olmasını dilerim yıllardır; fakat şimdi bir BEN olsa dahi, her şeye isim vermiş olsak dahi, çatışmaya girmeyebileceğimizi hissediyorum, nasıl için tamamlanmış bir cevabım yok henüz -belki hiç olmaz-. Sanki başarı konusundaki fikrimiz ve hayatta kalmaya dair saplantılı ilişkimiz değişir ve yumuşarsa barış kaçınılmaz gibi geliyor bana. * Nasıl ki hiç bir şey bir diğer şeyden daha kutsal değil, hiçbir gerçek de bir diğerinden daha doğru, daha üst seviye olamaz. Eğer bunu hissedebilirseniz tüm çatışmalara da gülebileceksiniz. Aklınıza hemen en korkutucu, en iğrendirici, en hoyrat örnekleri getirip “ama nasıl olur bu, ya sen şimdi…..” diye başlayan tüm korkunç senaryoları söyleseniz de benim yukarıdaki çıkarımım hala doğru kalacak, üstelik sizin…

BAŞARIyı nasıl tanımlarsınız?
YENİ DÜNYA / 03 Haziran 2014

Bu görüş (başkasının çizgisini bölerek ondan üstün gelmektense kendi çizgini uzatmak) ilkine nazaran daha akıllıca ve barışçıl görünmekle birlikte hala kıyas ve ayrılıkçılık gütmekte, başarıyı tıpkı ilk çözümdeki gibi daha büyük ve daha ileri ile ölçmektedir. Oysa üçüncü bir çözüm, herkesin BİRliğe kendi eşsiz yani asla birbirleriyle mukayese edilemeyecek katkısını sunuyor olmasının başarı olarak kabul edilmesi görülebilir. Tabi böyle bir çözüm yayılmacı ve harcamacı bir kültürde nasıl gelişip serpilir onu bilmiyorum fakat imkansız değil üstelik geliştirilmeye de tamamiyle açık. Şimdi bizim yapacağımız kendimizi iyi izlemek, BAŞARI hissini kıyas yolu ile yaptığımızı fark ettiğimiz anlarda kendimize anlayışla gülümsemek olmalı. Örneğin çocuğumuzun not ortalaması sınıf birincisi olsun diye çabalarken diğer yandan her gün bir diğerinden daha yüksek ve sivri dikilen gökdeleni eleştirirken kendimizi yakalayıp, çelişkilerimize gülümseyebilmek. Başarı tanımlamamız kesinlikle değişiyor, bu kaçınılmaz yeni enerji nehrinin sunduğu fırsattır, onunla uyum içinde akabilmek için zihnimizi ikna edeceğiz ve bunu oyun gibi yapacağız, eza ve cefayla değil, bence böyle  Kendimizi daha önceki kendimizle kıyas yoluyla başarı tanımı da bir başka yöntemdi. Bu bile bir gereksinim değil bence, bir başka kabul. Benim kendime önerim, insanın bu dünyaya gelip ilk nefesini alışından son nefesini verişine kadar yaptığı yegane şeyin bütüne katkı sunmak olduğu ve bunu hangi yöntemle…

YENİ’ye Geçiş
esinti , YENİ DÜNYA / 24 Aralık 2012

Yaşam, ya kaçınılması gereken tuzaklar ve saldırganlarla dolu ya da her an kişiyi zenginleşiren eğlenceli bir deneyim alanıdır diye ortasından iki seçeneğe bölünmeyecek denli gizemlidir. İki seçenekli yaşamdan (Aristo alınmasın) bıkıldı artık… Aralarda sonsuz seçenekler olan geniş bir platforma geçiyoruz. Ve evet belki karnımız hafifçe buruluyor, kendimizi bilmediğimiz bir alanda hissediyoruz fakat işin aslı böyle değil, biz zaten sonsuz seçenekler içindeydik ve öyle de yaşattı bizi bu yaşam fakat biz ona değil zihnimizdeki ikili seçeneğe odaklıydık bikaç bin yıldır. Değişen yaşam değil zihinlerimiz. Bunu bilmek belki hepimize rahatlatıcı gelecektir 🙂 İki seçenekli (doğru-yanlış) ve iki üç tane de sırf şaşırtmaca olsun diye konulan doğru/yanlış ı buldurmayı kolaylaştıran saçma(!) seçenekler olmayınca, insanları nasıl ölçeceksiniz? Sınavları hangi ölçeğe oturtacaksınız? Bu büyük dünya nüfusu’nu yönetmeyi nasıl başaracaksınız? Laf olsun diye değil gerçekten soruyorum 🙂 Benim şu anda ilk aklıma gelen şu oldu; çocukluktan başlayarak kes-k-inleştirilen beklentiler paketini önce açacağız ve sonra yakacağız! :))) Bu bir başlangıç olabilir pekala. Bunun büyük dünya nüfusuyla ne ilgisi olduğunu sorabilirsiniz belki. Gerçekten büyük ilişkisi var; bikaç ilkel kalemden ibaret -eski-beklenti seçeneklerini yaktığınızda, “az olduğundan yakınılan” fırsatların muthiş biçimde bollaştığını fark edeceksiniz. Yıllardır paylaşım esaslı yeni dünya konsepti için ilk adımın beklentiler paketinde olduğunu her fırsatta yazmış olduğumu…

Peter İlkesi Hakkında
esinti / 11 Mart 2012

Peter ilkesi nedir? Tıklayınız Turan Erdal Sen terfi ettirmenin ödül oldugunu ve böylece en iyi yapilan isleri yapan kisinin isinden edildigini söylüyorsun. Kanimca bu hem dogru hem de yanlis. Dogru olusu senin dedigin gibi o isi yapan en iyi kisi isinden aliniyor. Ama unutulan birs… Sibel Atasoy Kişinin kendi ihtiyacı ve arzusuyla konum değiştirmesini anlatmıyor bu ilke! Kişinin iyi yaptığı işi ödüllendirme aracını tartışıyor 🙂 Turan Erdal Istenmeyerek “ödüllendirildiginde” tabii ki öyledir. Ama bir isi iyi yaptiktan sonra onun mekanik yöntemleri baskalarina ögretilebilir. Hem mekanik yönünü hem de genis bir acisini taniyan biri daha avantajlidir diye düsünüyorum. Sibel Atasoy Bi işi iyi yaptın ve artık ondan usandıysan (yani işletme körlüğüne düştüğünü, bilinçsizce hissediyorsan) ki bu aşkın bitmesi durumudur. Kendine yeni keşif alanları ararsın. Yoksa dur şimdi bu yaptığım işe bi acemi geçsin de ben de onu yöneteyim demezsin. AsIlan Aydemir ben henüz yeteneklilik noktamı bulamadım ki!bu konuda ne yapmak lazım diye bi soru ekleyeyim izninizle 🙂 YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Belki de aslında yetenekli noktasına gelmeden eş dost, ahbap işi; ortalığa çıkan ve yeteneksizliğini cümle aleme ilan eden bir dolu insan tanıyoruzdur. Armudun iyisini de iyi korumak gerek ormanlarda:) Kendi adıma aşmam gereken bir durum yaşamadım. YENİ’den DOĞAnlar Kulubü yeteneksizlik noktasının…

Peter İlkesi
Felsefe ve Kuantum / 11 Mart 2012

Laurence J. Peter’in Peter İlkesi kısaca şunu söylüyor; Hiyerarşik bir düzende, her çalışan kendi yetersizlik düzeyine kadar yükselme eğilimi gösterir. Tabi bu çok eski bir kitaptır, ben okuduğumda çok gençtim ve hayretten gözlerim dışarı uğramıştı! 🙂 Bu arada köprülerin altından epeyce su aktı, şimdi okusam yine beğenirmiyim bilemiyorum. Aslında meselenin özü başarının ödüllendirilme şekli ile ilgili. Dünyanın her yerinde, bir işte başarılı olan kişiye ödül olarak onu terfii ettirme yöntemi benimsenmiştir. Oysa kişinin terfi ettirildiği makamda başarılı olup olamıyacağı malum değildir! Bilenen şey onun eski yerindeki başarısıdır. Halbuki hiyerarşik sistemlerde yukarı katlara doğru tırmandıkça yönetici olma kabiliyeti ve ihtiyacı, işin teknik yeterlilik gereğini aşmaktadır. Böylece insanlar iyi yaptıkları işten el çektirilirler, hem de ödül olarak! Komik değil mi? Ödül olarak para ve manevi katkıların kullanılması yöntemi son yıllarda özellikle kapitalist ülkelerde gelişmeye başladı. Yani bu eski sistem hiç olmazsa özel iş yerlerinde terkedilmeye başlandı. Sanırım oralarda da hala kamu kesiminde devam ediyordur. Kamu işyerlerinde ise en büyük handikap; ücretlerin makamlara göre aşağı yukarı fikslenmiş olması. Dolayısı ile kişiye çok başarılı olduğu için farklı ücret veremiyorsunuz, böylece onu terfi ettirerek ödüllendiriyorsunuz. Ve her insan er ya da geç kendi yetersizlik noktasına varıyor. Yani başarılı olamadığı noktaya!!! Ve artık oradan bir yerlere kıpırdatılamıyor. Hiç…

Ormana gittim…
YENİ DÜNYA / 22 Ağustos 2009

‘’Ormana gittim, çünkü bilinçli yaşamak istiyordum                  hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum                  yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak için…                  Ve ecel geldiğinde fark etmemek için aslında yaşamamış olduğumu…’’ * Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir. * Hayatın tüm iliğini çekmek, kemiği kıymaya benzer. * Dikkat edilmesi gereken ve cesaretli olunması gereken zaman vardır ve mantıklı bir kişi hangisi olduğunu bilir. * Millet, kendi sesinizi bulmak için çabalamalısınız. Çünkü ne kadar uzun beklerseniz, bulmanız o kadar zor olur. Thereau demiştir ki, “Çoğu insan hayatını büyük bir çaresizlik içerisinde geçirir.” Siz böyle olmayın! Bırakın bunu! * Bu bir savaş, muharebe, kalpleriniz ve ruhunuz yara alabilir. * Sana gülmüyoruz, sana doğru gülüyoruz. * Ağlamak değil gülmek için sebepler arayın * “Carpe Diem!” (Latince) . Günü Yakala! , Anı Yaşa! * Ormana gittim; çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan herşeyi bozguna uğratmak ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu farketmemek için. * İçimdeki barbarca çığlığı dünyanın çatısından haykırıyorum. * Hepimizin kabullenmeye ihtiyacı var ama inançlarınızın size özgü olduğuna güvenin. * Hey kaptan, bizim kaptan. * Carpe diem’i dinleyin. O size yol gösterecektir. * Vakit varken tomucukları topla zaman…