İKE’nin ikinci Etkisi:Tüm sistemler keyfidir.
Urban Shaman / 08 Aralık 2017

1.PRENSİP: İKE İkenin birinci etkisi: Dünya gördüğün (düşündüğün) rüyadır İkenin ikinci etkisi : Tüm sistemler keyfidir Her şey bir rüyadır ve bu durumda tüm sistemlerin keyfi oluşuyla bağlantı kuruluyor. Her şeyin üzerinde bir yasa var mı diye sorup bunun cevabını en azından bizim gezegenimiz için “ özgür irade yasası” olarak düşünürsek bu da her şeyin keyfi olduğu durumunu açıklar. İnsanlar her şey için bir anlam bulmak istiyor, kendi değerliliğini anlam ile ilişkilendiriyor, kişide kendini hem değerli hem de güvenlikte hissetmek için anlam verme durumu var. Anlam olmadan yaşanabilir mi sorusunun cevabı mümkün değil görünüyor. Anlam kaybına uğrayanlarda çoğunlukla depresyon etkisi yaşanıyor, buna CC bilgisinde “dünyanın çökmesi “deniyordu. Değişebilmek için ise yeni anlamlar buluyoruz, yeni anlam eskisiyle yer değiştirmiş oluyor. Anlam nehrinin taşları basıp sekmek içindir, yapışıp kalmak için değildir der Sibel  Yapışıp kalırsak bilinç evrimini durdurmuş oluruz. Normalde insanlar anlamların mutlak olduğunu, yüklediği anlamın o şeyin içinden geldiğini düşünür. Oysa bu anlamı, insan o şeyin üzerine yapıştırmıştır. Bu öğretide her şeyin keyfi olduğu bilgisini içselleştirdiğimizde, her şeyin anlamını değiştirmek zorunda kalmayız. Çünkü biliyoruz ki bunun yerine koyacağımız şey de keyfidir . Bu durumda olmak çok da ahenkli bi haldir. Sibel’in bu konuda verdiği bir örnek : Genç bir erkek…

Güvercin yumurtaları ve BKÖ
esinti / 01 Mayıs 2013

Gecen hafta ben KRMSL’DE kuslu kadın resmini yaparken benim güvercinler buradaki evin balkonunun coktan göz koydukları kösesine yuva yapmışlar. Bu ciftin-ki çok uzun süredir tanışıyoruz, daha ufakca ve siyah ağırlıklı olanina KARA diye hitap ederdim, meger yumurtalarin sahibi de oymuş? Simdi gece günduz o gizli köşesinde yumurtalari ısitmakla meşgul. Artik gürültu konuşma, moklama filan yok balkonda! Sanırim bu yumurta işi çok saygı görüyor kuşlar diyarinda. Acaba kac gün sürecek yavrulari görmemiz? Bu yumurtalardaki bebisler sabahin korunden geceye kadar dünyanin müzigine yolculuk ediyorler benimle cunku aramizda yalnizca bir metre mesafe var. Ayrıca yine ayni mesafeden uyuyup rüya gormekteyiz, anneleri KARA, yavrular ve ben, ruyalarda tanıs çıkabiliriz 🙂 X Kim bir kadını öldürmek istememiştir ki?!“Bir Kadını Öldürmek” kitabında birçok açıdan yenilikler var. Yazar hem içerik hem de aktarım şekli açısından farklı yöntemler deniyor. Kitabı okuyup bitirdiğinizde belki bunun farkına varmayabilirsiniz, ancak bana öyle geldi ki Sibel Atasoy gözlerinizden beninize ulaşarak onların odak noktasıyla oynuyor.Aslında bu işlemi yaparken bir art niyeti de yok, çünkü ne yaptığını net biçimde size söylüyor;“Gözlerinizi odaklamayı öğrendiğinizde her şey apaçık hale geliyor…” Kitapta rekor sayıda tekrarlanan kelimeler var, fakat okuyucunun keyfini bozmamak için kopya vermemeyi tercih ediyorum.“Bir Kadını Öldürmek” kitabı, bir erkeğin, bir kadını öldürme niyetini açık eden oldukça sarsıcı cümlelerle başlıyor….

Yaratıcılık ve OYUN

Oyun, merakın eğlenmek üzere yönlendirilişidir ve kişilerin yaratılarının başında bir ömür boyu bekçilik etmelerini yadsıyarak var olur. sa “Bir insan herhangi bir şey yaratmadığı zaman depresif olur. Endişe, vesvese içinde olur. Üzgün olur. Kafesin içinde tutsak kalmış bir hayvan gibi olur. Bu nedenle, ben sizden herhangi bir şey yaratmaya başlamanızı isteyeceğim. Herhangi bir şey, ne olursa” Diyordu Adamus, tamamen katılıyorum. Can sıkıntısı, yeni bir boyuta geçmek için alt yapı oluyor. Ve herhangi bi şey öğrenmek sonra onu uygulamak, herhangi YENİ bir şey yapmak alışkanlığın rutinini kırıyor. Tabi bunu denemek için sürprizlerden hoşlanıyor, şaşırmaktan besleniyor olmalısınız. Bu işlem çok boyutlu bir yapı bana göre. Yaratıma katkıda bulunmak için sonsuz potansiyelle çevriliyiz. Potansiyeller gözle görülemiyor, belki çok gizliden gizliye bir sezgi olabiliyor bazılarımızda örneğin benim gibi dalak otoritesi kullananlar (ki çok nadir) bu hissi bileceklerdir. Fakat potansiyelleri göremesek hatta sezemesek dahi oradadırlar ve ancak denemeye cesaret ettiğinizde ortaya çıkıyorlar. Eğer mükemmeliyetçi biriyseniz ve denediğiniz alanda bu arka plan yetisi aktif değilse hemen yeni ve başka bir deneyime atlayabilirsiniz ya da eğer mükemmeliyetçi bi yapınız yoksa ve  oyun ve eğlenmek gibi bakabiliyorsanız yaratımlarınıza -benim resim oyunları gibi- bu durumda evren tüm varlığını size açmış demektir, seç beğen al, yarat, oyna, sevin, şaşır, geç,…

Kurban Olgusu
Anadolu-Sümerler-şaman , esinti / 27 Ekim 2012

Yeni anlamlara yer açmak için eskilerinin kurban edilmesi, sevdiklerimizden, yani anlamlandırdıklarımızdan kurtulma operasyonu… Kurban bayramının esas anlamı da bu olabilir doğrusu Kurban, dünya tarihi boyunca, animistik dönem ve sonrasında hep kullanılagelmiş bir yöntem ve bize gösterilen sebep; tanrıların gazabından korunmak için ona hediye sunmak, kan akıtarak basıcın düşürülmesi. İnsanların korktuğu aslında neydi diye sorduğumda içimden gelen cevap, kaos oluyor. O zamanlar insanların oluşturdukları düzen gerçekten de oldukça ince ve kırılgan en ufak bir sarsıntıda yok olup gidiyor ve her şeye yeniden başlamak gerekiyor. Bence insanlar kaostan başka bi şeyden korkmazlar! Ve kaosu davet eden nedir diye sorduğumda; oluşturulan düzenin meydana getirdiği doğal tansiyon yükselmesi cevabını alıyorum. O halde burada doktorlara sesleniyorum, tansiyonun düşürülmesi için gereken şey nedir? Turan Erdal Bu yorumu ilk defa duyuyorum ve cok hosuma gitti. Ben hic böyle bakmamistim. Sen bu eyleme “toplu tansiyon düsürme” olayi mi diyorsun? Yani düzenin cikmaza girdigi anda kontrollü bir kaos yaratmak tansiyonu düsürür diyorsun. Sibel Atasoy Ben de ilk kez böyle bi fikir duyuyorum ve aynen senin gibi bana da dikkat çekici geldi. (zihnimde oluşan bi şey değil, içimden spontan gelen bişeydi) Turan Erdal Bazen insan neleri “dogurduguna” sasiriyor. Cok da az olsa bazen ben de yasiyorum böyle seyleri. Bu yorumun…

Nedir ne değildir medyumluk?
esinti / 24 Mayıs 2012

Günaydın frekanslaarrr, bazı şeyler sanki onlara yeniden bakmamızı talep ediyor gibiler. Örneğin nedir ne değildir medyumluk? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Medyumluk falcılık mıdır örneğin? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Aynı yolun ayrılmış tıkanık bir kolu olduğunu düşünüyorum.Genellemek istemem.Falcıya gitmedim,arkadaşlarıma eşlik ettim ama.Bana göre,falcılık önümüzde uzanan olasıklardan birini görüp dile getirir ve bunu d-uyan kulak ona uyar!!! Medyum-durugörü,çok daha geniş bakabilendir.Mesela: dört yol ağzında,yedinci kattan dışarı bakıyorsunuz,açıları tamamen görüyorsunuz..kuzeyden giderek hızlanan bir otomobil geliyor,doğudan da aynı hızla gelen başka otomobili gördünüz..hızlarını azaltmazlarsa karpışacakları kesindir.Devreye tüm duyular girerse keskin gözlem vs. birinin hızı azaldı ama diğeri kalp krizi geçirdiğini fark ettiniz,yine de çarpışacaklardır.Medyum bana göre böyle YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Yeni bi kavramm daha attınız ortaya; durugörür 🙂 Sizce ikisi aynı şey mi? Sanki sonrasında verdiğiniz örnek durugörüre daha uygun düşüyor; çünkü duru gören kişi bilinçlidir, kendi algı noktasından bakmakta ancak sıradan insanlara göre daha geniş bir alana bakmaktadır. Doğru anlamış mıyım? YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evet:) bilinçlidir.Ben,sözlük anlamlarını bilmiyorum.Bu nedenle bana göre ikisi aynı,yani medyum ve durugörü.Kendimden yola çıkarak anlattım.İkisi arasında bir ayrım varsa ben de öğrenmek isterim.Zihnimi berrak tutabilmek adına,çok fazla bilgi depolamam da:) YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Depolamak zaten tercih edilesi bi şey değil, iyi yapıyorsunuz.Tabi bu merak edişimizi engellemez, biz merak eden algılayanlarız ne…

Kurallar yıkılmak içindir
Felsefe ve Kuantum / 29 Haziran 2009

Kuralları, yeri geldiğinde yıkmak için, iyi öğrenin. S.Atasoy Bir çok insan kuralları onlara hep uymak gerektiğini sanarak öğrenir. Bazıları da kuralların anlamsız olduğunu düşünerek onları öğrenmeye ayak direr. Bence ikisi de aynı kapıya çıkar; sonsuz oyunlara hapis! BKÖ’de söylenildiği gibi: Anlam, nehri geçerken üzerine bastığınız her bir taş gibidir. O yalnızca üstüne basmak içindir, yapışıp kalmak için değil. Basın ve sekin!… Bütün bunlar boşluğa basamak dizmekten başka bişey değil 🙂 Ve fakat bu gereklidir, Tonali iyi bilmeyenin Nagual’de şansı olmaz. Bütün bunları %100 emin olarak söylüyorum; çünkü doğayı taklit ediyorum.

Bulmaca
Blog , Oyun/Film felsefeleri / 19 Ocak 2009

Bir bulmacayı çözmenin şüphesiz bir çok yöntemi vardır. En sık uygulanan metod da sanırım şudur;   * Önce soldan sağa ilk sorudan başlanır. Cevabından emin olunup ait olduğu yer aralığına uygun gelenler tereddütsüzce yazılır. * Yerine uygun olduğu halde doğruluğundan tam emin olunamayan cevaplar belli belirsiz yazılır; çünkü yanlışsa karalama oluşturup estetiği bozmasın istenir. * Çok kolay gibi görünen bir sorunun cevabı dilin ucunda olmakla birlikte hatırlanmıyorsa, ilk harfinin denk geldiği kutucuğun yukardan aşağı sorusuna göz atılır, eğer onun cevabını net biliyorsanız daha sırası gelmediği halde onu yerine yazarsınız. Bu ipucu muhtemelen dilinizin ucundaki cevabı da hatırlatmıştır; onu da gönül rahatlığı ile yerine kondurursunuz. * Soldan sağa bütün soruları birinci geçişinizi bitirdiniz, bazı yerler doldu, bazıları gölgeli doldu, bir kısmı da boş kaldı. * Sıra yukardan aşağıya sorularına geldi. Bu ilk aşamadan kesinlikle daha kolay ve zevkli olur; çünkü bulacağınız cevapların ipuçları yer yer belirlenmiştir. İlk harfi, ya da üçüncü ve sonuncu harfini bildiğiniz şeyi hatırlamak kolaylaşır. * Yukarıdan aşağıya birinci turunuza devam ederken, bir yandan yerine kondurduğunuz her cevabın, soldan sağa boş bıraktığınız yerlerde bir ipucu oluşturduğunu gördüğünüzden, ikinci turu bekleyemeyip soldan sağa sorularına arizi geçişler yaparsınız. * Sonra ikinci tura geçersiniz * Vaktiniz varsa üçüncü tura geçersiniz. *…