Barış Arayan-Kent Şifacısından
Duyuru , Urban Shaman , YENİ DÜNYA / 05 Mayıs 2015

Hastalık, savaş ve çatışmanın bir sonucuyken, iyileşme; buradaki barış ve armoninin sağlanmasıdır. Aloha “Hasta” kelimesinin de günlük yaşamımızdan (resmi kullanımlar dahil) çıkarılıp “bariş arayan” yapılmasını teklif ediyorum. Gerçekten barışmak isteyenler esneyebilenlerdir. Senin ahenk uyum armoni dediğin şey esneyebilmekle ulaşılan bir frekans aralığıdır. Her şey fizik Tüm insanlar bilinçsiz bir “gerçeklik bükücüsü” olarak doğar ve ölene kadar da uygularlar. Bizim yapmak istediğimiz bilinçli gerçeklik bükücüleri olmanın metodolojisini öğrenip uygulamaktır. Niyetimiz ise aşikar; barış ve armoniye kavuşmak. Bilinçli bükücülükte eylem hızı önce biraz düşer; çünkü sorumluluğu alarak ve bağlantıları görerek her davete icabet edemezsin   Bazı davetleri özür dileyerek şefkatle geri çevirirsin ve senin davetlerin de çok talep görmeyebilir. Bunlar başlangıçta olağan şeyler. Unutmamak lazım ki sana gelen ve senden giden davetler frekans düzeyinde işlem görüyor. Herkesin özellikle kadınların bilinçsiz bükücü olduğunu (doğuştan hak) söylemiştim. Buna ilaveten gözlemlerime göre, insanların özellikle büktükleri belli gerçeklik alanları olduğunu fark ettim, siz de hangi alandaki gerçekliği yoğunluklu olarak büktüğünüzü bilmek ister misiniz? * “Sen sana ne sanursan ayruğa da onu san Dört kitabın manası budur ancak var ise” demiş Yunus. Herkes Yunus’u sever, ben özenirim. Cennet Anadolu’muzun holistik düşünürleri, aşıkları, şairleri, bektaşileri iyi ki buradasınız. Sayenizde kendimizi köklenmiş hissedebiliyoruz. Teşekkür ederim Bu sebeptendir ki, rahat rahat…

Siz içinde misiniz, dışında mı?
Anadolu-Sümerler-şaman / 12 Kasım 2012

Akşam geç saatte eve gelen Hoca pencerede bir karaltı görür. Hanımına sus işareti yaparak tüfeğini doğrulttuğu gibi ateşler. Eve girerler, bir de bakarlar ki ateş ettikleri Hocanın cüppesi değil miymiş. “Hanım ucuz kurtulduk. Ya içinde olsaydım!” der *Molla Nasreddin’den * Ayının ona dayı dediğimize inanması gerekir ki köprüyü açsın! Onun aslında ayı olduğunu unutmamalıyız ki sonsuzca köprüde kalmayalım.sa

Ezop ve Nasreddin tanıştılar mı?
Anadolu-Sümerler-şaman / 06 Kasım 2012

Rüzgâr ve Güneş kimin daha güçlü olduğunu tartışıyorlarmış. Rüzgâr -Ben daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım. Şu karşıdaki paltolu yaşlı adamı görüyor musun ? Paltosunu senden daha hızlı çıkaracağıma bahse girerim Demiş. Güneş bir bulutun arkasına çekilmiş ve rüzgâr kasırga şiddetinde esmeye başlamış. O kuvvetle estikçe ihtiyar adam paltosuna daha sıkı sarılıyormuş. Sonunda rüzgâr pes edip durmuş. Güneş bulutların arkasından çıkıp yaşlı adama nazikçe gülümsemiş. Çok geçmeden adam alnındaki teri silip paltosunu çıkarmış. Sonra , rüzgâra dönmüş nazik ve dostça davranışın, şiddet ve güç gösterisinden daha etkili olduğunu söylemiş. Ezop masalları * Ezop (Yunanca: Aisopos), İ.Ö. VI. yy’da yaşadığı varsayılan eski Yunan masalcıdır. Kahramanları çoğu kez hayvanlar olan masallarıyla büyük ün kazanmış olan Ezop’un yaşamıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Bir söylentiye göre Trakya’da doğmuş, bir süre köle olarak Samos adasında yaşamış, azat edilince birçok yolculuk yapmış, Delphoi’ye yaptığı yolculuk sırasında bir cinayete kurban gitmiştir.Ancak Ezop’un bugünkü Emirdağ yakınlarında ki Amorium kentinde doğup büyüdüğü de dile getirilmektedir. Ezop ile Nasreddin deyişleri arasında ne benzerlikler nasıl farklılıklar var? Sonuçta aynı coğrafyanın mollaları. herhalde bu soru ilgili fakültelerde sorulmuştur:)

Dünyanın Dengesi
Anadolu-Sümerler-şaman / 05 Kasım 2012

Dünyada meraklılar çok… Biri hocaya: -Şu dünya ne kadar tuhaf demiş. Hoca aksakalını sıvazladıktan sonra: -Neresi tuhaf diye sormuş. -Sabah oldumu insanların her biri bir tarafa gidiyor. Bazıları bu yana bazıları bu yana… Neden ki? Deyince Hoca çok fazla düşünmeden şu cevabı vermiş: -Neden olacak hepsi bir tarafa gitse dünyanın dengesi bozulurda ondan . Molla Nasreddin’den

Anadolu YOLculuğu
Anadolu-Sümerler-şaman / 02 Ekim 2011

Ustamızın adı Hıdır Elimizden gelen budur Sözümüz yerine yetti Daha deyeceğimiz nedir? * Mir’ati sözlerin canlı muamma Arif olanlara olur hüveyda Elsiziz, belsiziz, dilsiziz amma Gezeriz alemde erkekçesine * Sayılmayız parmağile Tükenmeyiz kırmağile Taşramızdan sormağile Kimse bilmez ahvalimiz Erenlerin çoktur yolu Cümlesine dedik beli Gören bizi sanır deli (Muhyi) * Çün mümine mümin oldu mir’at / Mir’atına bak-ü anda gör zat * “Her neye kim baktın ise anda sen Allah’ı gör Kancaru kim azm kılsan ‘semme vechullah’ı gör Bu ikilik perdesinden geç hicabı ref’kıl Gel bu birlik vahdetinden bak bu sırrullahı gör ….. Can gözüyle baktın ise kainatın aynına Andan özge nesne var mı hasbetten lillahı gör” Yunus * “Kandil geceleri kandil oluruz / Kandilin içinde fitil oluruz Hakk’ı göstermeye delil oluruz / Fakat kör olanlar görmez bu hali” (Türkü) * “Ol kadir-i kün felakun, lutf edici rahman benem Kesmeyen, rızkını veren, cümlelere sultan benem Hem batınem hem zahirem, hem evvelem hem ahirem Hem ben Ol’um hem Ol benim, Ol kerim ü süphan benem Yoktur arada terceman, andagı iş bana yana … Bin bir adı vardır Yunus, ol sahib-i Kur’an benem” * “Daha Allah ile cihan yoğidi Biz anı var edip ilan eyledik Hakk’a hiçbir layık mekan yoğiken Hanemize aldık…

Tauroktoni Nedir?
Anadolu-Sümerler-şaman / 18 Eylül 2011

“Boğa” simgesini nerede görürseniz, orada AnaTanrıça arketipi var demektir. Çünkü Boğa, binlerce yıldan bu yana üretkenliğin ve verimliliğin simgesi olarak, tanrıçanın hizmetindeki evrensel güç olarak değerlendirilir. Romalıların ikibin yıl önce Anadolu’dan ithal ederek giderek Hristiyanlığa dönüşecek dinlerinin özünü oluşturan Tanrıça Mithra’nın Boğayı kurban etmesini gösteren ikonaya yüklenen anlamdır Tauroktoni. Onlar bu ithal işlemini yaparken Mithra’nın eril olduğunu, yani onun bir bereket tanrısı olduğunu -muhtemelen bilinçli olarak- söyleyerek gerçeği çarpıttılar. Oysa Mithra; Kibele, Magna Meter,  Attis isimleriyle anılan Ana Tanrıçadan başkası değildi. Onlar garip biçimde Mithra’nın bir Pers tanrısı olduğunu iddia etseler de gerek İran’da gerekse Hindistanda bu isim hala “yalnızca” kızlara verilen bir isim olarak izini sürdürmektedir (Fraternis’den). Gelelim kurban işleminin (Tauroktoni) simgesel açılımına. Bu konuda tarih içinde çeşitli yorumlar yapılmışsa da ben Burak Eldem’in öne çıkardığı Jung yorumunu beğendim. Bu yoruma göre çift cinsiyetli olan Mithra, kendi eril organını (boğa) keserek toprağa atar ve bu fedakarlıkla birlikte, topraktan canlılık fışkırır. Tüm canlılar boğanın bir unsurundan beslenerek VARolurlar. Türkiyenin güneyinde bulunan Toros sıradağları da yine, berekettli Boğa ile ilişkilendirilmektedir. Eskiden bir yerlerde okuduğum kadarı ile, batan Atlantisten dört bölgeye göç olmuştur, bunlardan biri Toros dağları olarak belirtiliyordu. Kendini “hayat” adına feda etme mekanizması hemen her yerde karşımıza çıkan bir simge….

Şu aralar aradıklarım?
Duyuru / 07 Ağustos 2011

Evet şu aralar sorularım ve aradıklarımı buradan internet denizine bir salayım, umarım tez sürede bi sonuç, öneri, tepki alabilirim. 1. Hatti uygarlığı ile ilgili araştırmacılar, tarihçiler, antropologlar, arkeologlar (veya her ne iseler, yalnızca benim gibi meraklılar da olabilir) aranıyor! 2. Kuantum uygulamaları ile ilgilenen fizikçiler aranıyor? 3. Anadoluda bilinen en eski tarihlerinden beri oluşmuş kültür birikimleri ile ilgilenen tarihçiler, bektaşiler, sufistler aranıyor? 4. “İnsan gizemi” ile gerçekten ilgilenen meraklı psikiyatrlar, psikologlar, fizikçiler, sosyologlar, müzisyenler, kimyacılar ve tarihçiler aranıyor! Lütfen benimle temasa geçiniz.. Teşekkürlerimle

Anadolu’nun Bilinen İlk Sahipleri : Hattiler
Anadolu-Sümerler-şaman / 14 Temmuz 2011

Hattiler, Anadolu***8217;nun ismi bilinen en eski halkıdır. Hititlerden önce Orta Anadolu***8217;da şehir devletleri biçiminde örgütlenen Hatti prensliklerinin büyük bir bölümü Kızılırmak nehrinin oluşturduğu yayın içinde yer alıyordu. Bu Hatti prensliklerinin en önemlileri; Alacahöyük (Arinna), Hattuş (Boğazköy), Alişar, Eskiyapar, Horoztepe, Hasanoğlan, Etiyokuşu ve Mahmatlar***8217;da bulunmaktaydı. Çoğu kişi Hattilerle Hititleri birbirine karıştırır ve ikisinin aynı halk olduğunu düşünür ancak bu doğru değildir: Hattiler, Hititlerden önce bölgede varlık gösteren yerli bir Anadolu halkıydı. Ancak bu halk başta din ve kültür olmak üzere Hitit uygarlığı üzerinde çok büyük etkiler yapmıştır. Öyle ki, Hititler Hatti ülkesinin siyasal egemenliğini ellerine geçirdikleri zaman sahip oldukları toprakları yine eskiden olduğu gibi “Hatti ülkesi” şeklinde tanımlamaya devam etmişlerdir. Bundan dolayı dönemin diğer devletleri de Hititleri Hattiler şeklinde tanımlamışlardır. Aslında Hitit adı da Hatti şeklinde telaffuz edilen kelimenin bozulmuş halidir ve kesinlikle uydurma bir isimdir. Kafaların karışmaması için izninizle bu konuyu biraz açmak istiyorum: Hitit İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye bölgesinde yaşamış olan Geç Hititlerin adı Tevrat***8217;ta “Htt” şeklinde geçer ve bu “Htt” harfleri gerçekte Hatti kelimesine karşılık gelir. Ancak İbranice bir Sami dili olduğu ve Sami dillerinde sesli harfler yer almadığı için Tevrat***8217;ta bu uygarlığın ismini gören kişiler onu yanlış bir biçimde Hitit olarak telaffuz ettiler….

Kutsal devir-teslim
Anadolu-Sümerler-şaman / 01 Şubat 2011

Kadın Ana’ ya da ‘Ma’ Luvi’lerin, bilinen ilk kadın önderiydi..Anadolu güneşinin altında,tohumu tarlaya ilk eken ,toprağa suyu ilk veren,ilk meyve fidanını aşılayan ve hayvanı evcilleştiren ‘Kadın Ana’ oldu.O toprağı işleyen,besleyen doğuran ve koruyan ilk canlı varlıktı,Luvi’lerin anaerkil toplum yapıları ve toprağa bağlı ekonomik yaşamları onun ellerinde şekillendi.Luvi’ler onun çocukları olmaktan her zaman büyük bir övünç duydular Ona ve sonraki kuşaklarda Luvi kadın örgütlülüğünün başında bulunan ve onu temsil eden ‘Kadın Ana’lara sonsuz saygı gösterdiler.Kadın Ana bu toplumsal düzen içinde sevgi ve sadakat ile bağlı bulunulan bir üstün irade idi.Luvi’lerin ‘Kadın Ana’ya olan bağlılıkları hürmet ve vefaya dayanıyordu.Ona kulluk etmiyorlar yada ona tapınmıyorlardı. Eski çağın gizemli, saygın ve kutsal ‘Ma/Kadın Ana’sısı sonraki çağlarda Anadolu’da ve komşu coğrafyalarda ortaya çıkan uygarlıkların tanrılar panteonunda ‘Ana Tanrıça’ haline getirildi. Asur kolonisi Kültepe’de ‘Kubaba’, Hitit’lerde ‘Arinna’, Hurri’lerde ‘Hepat’adı ile anılan Ana Tanrıça Frigya’da ‘Kyebele’ye, Lidya’da ‘Kyebebe’ye dönüştü. Helen’lerin Ana Tanrıça Artemis’i ve onun Latin versiyonu Diana aslında Luvi’lerin ‘Ma /Kadın Ana’sının tanrıçalaştırılmış biçimleriydiler. Anadolu’da Hıristiyanlık ile birlikte yaşamın tüm alanlarını kaplayan ataerkil düzenden önce var olan bilinmeyen bir çağda ‘Kadın Ana’ tarafından biçimlendirilen, anaerkil toplum yapısı erkeğin tüm yaşamı tek başına yönlendirdiği ataerkil düzenin ‘öznesi değişmiş’ bir benzeri değildi.Anaerkil toplum düzeninde-ataerkil düzende olduğu gibi- tüm…