Kelt Astrolojisi Burçlar ve ağaçlar
esinti / 04 Nisan 2019

Hem benim hem de oğlumun Kelt burcu aynıymış: 13 Mayıs-9 Haziran Akdiken-Alıç Ağacı Burcu (Hawthorn) Sembolü: Arı Gezegeni: Vulkan (planet x kapsamında bir gezegen) Enerji Taşı: Topaz Gizemli özelliği”Koruyuculuk” olan Akdiken Ağacı, keskin dikenleri nedeniyle ayrıca, fiziksel korunma sembolüdür. İyilikçi perilerin bu bitki üzerinde daha çok bulunduğuna inanılır ve evlerin çevresine dikilirdi. Bu ağaç insanları, yeni fikirler yaratır, dahice buluşlar ortaya koyabilirler, her alanda becerikli ve değişikliklere uyum gösteren kişilerdir. Hemen karşılarındaki kişiyi çözümleyebilir, zayıf yönlerini görebilirler, acımasız değildirler ancak kesin stratejilerle onları yönetebilirler. Karizmatik, sempatik ve üretken olurlar, dürüsttürler. Mizah anlayışları iyidir, edebiyat yönleri de öyle olduğundan yazarlığa, gazeteciliğe, şairliğe eğilimlidirler. İyi bir aile kurabilirler. Vizyon sahibidirler, bir de gereksiz kuruntu yapmasalar, canları da çabuk sıkılmasa, mükemmellikleriyle daha fazla hayran toplayabilirler.  Doğa Tanrıcı bir dinleri olan Keltler, İngiliz adalarında M.Ö.1000 yıllarında yaşamışlardı. Kutsal Ağaçları olan Meşe’nin üzerinde eğer Ökse otu da mevcutsa, bu durum, onu olağanüstü özel yapardı. Ökse otu, törenle altın bir orak tutan Druid rahibi tarafından kesilip kullanılırdı. Druid, kelime anlamıyla; “meşe ağacının ruhunu tanımış olan” demekti ve Druid rahipleri toplumun en üstünde yer alırlardı. Elma ağacı ise ölümsüzlüğü sembolize ederdi, onlara göre ağaçlar, yer ve gök arasında bağlantı kurar; üstündeki kuşlar ile göklerden, kökleri ile de…

Selviyi Groklamak
Carlos Castaneda , Urban Shaman / 09 Temmuz 2016

Ağaçlarla iletişim kurmanın muhteşem bir his verdiğine muhtemelen hepimiz biliriz. Keşke onlarla birlikte şifa için çalışabilmek için daha çok deneyim aktarımı zaman ve isteğe sahip olabilsek diyorum. Şu yazıyı okumak isteyebilirsiniz gayet hoş bilgiler paylaşılmış, tıklayınız.   İki sene önce evimin hemen dibindeki bir selvi ağacını groklamıştım. Hayatımın en ilginç deneyimlerinden biri olmuştu. Selviden toprağa ve gökyüzüne uzanan süt rengine benzer dokungaçlar çıkıyordu, yosunlar gibi çok miktarda ve amorf biçimde her iki yöne sanki su içinde gibi yayılmış ve dalgalanıyorlardı. Çok şaşırdım tabi, bunlarda ne böyle dedim ama aynı anda bir selvi olarak müthiş bir susuzluk içinde olduğumu da duyumsuyordum, tüm açlığım ve arzumla su aradığımın farkına vardım. İşte o gün bugün selvileri su elçisi olarak bildim. Not: Groklamak, kısaca o olmak (olmak istediğiniz obje, şey) demektir. Aslında bu kelime ilk kez Heinlein’in Yaban diyarlardaki yabancı BK kitabında kullanılmış ancak çok tutularak ingilizce sözlüğe girmiştir. Groklama (belli ki Hainlein bu konuda epeyce bilgiliymiş!) tamamiyle şamanik bir yöntem olup, Hawaii şamanlığında Kulike yani şekil değiştirme uygulamalarının dördüncü fazı olarak yer alır ve kısaca “haline gelmek” diye tanımlanabilir. Groklamak, gözlemcinin gözlem süreciyle bütünleşip onun bir parçası olması durumunu anlatıyor; iç içe geçme, toplu bir deneyimin içinde bireysel kimliğini kaybetme. * İnsan yaşamı bir spiraldir,…

Su Elçileri
esinti / 02 Kasım 2014

Önceki gün uzun boylu gayet sıhhatli bir ağaçla birleşmeyi (merge) denedim. Ağaç oldum yani! Her yerimden süt rengi diyebileceğim çok ince lifler çıkıyordu, çok uzundular öyle ki uçlarını göremez oluyordum gökyüzüne uzananların. Sayısını bilemeyeceğim kadar çok telcikler adeta suyun içinde yüzüyormuşçasına ahenklilerdi. Sonra bunların ne işe yaradığını merak ettim, inanılmaz bir susuzluk duyuyordum ve anladım ki o milyonlarca lifle su arıyordum. Bu tuhafıma gitti çünkü ortalık gayet ıslak gibiydi ve görünüşümde bi kuruma filan yoktu. Sonra susuzluk duygusu öyle güçlendi ki birden durumu anladım! Ben bir su elçisiydim! Evet evet aynen böyle ifade edebilirim durumu. Ağaçlıktan kendime döndükten sonra durumu daha iyi yorumlayabildiğimi sanıyorum. Onlar suyu yani yaşamı şimdi ve buraya alıp getiren elçiler. 🙂 Merak edenler denesin görsün (özellikle devlet yönetimindeki insanların bunu denemelerini arzu ederim) Sonraki gün deneyimi yeniden düşündüğümde birden Alıç Ağacının hikayesi kitabındaki bilgileri anımsadım. Suyun dışına çıkabilen ilk canlının (ağaçların ve sonuçta bizlerin atası) likenler olduğunu ve onların da bu olağanüstü gelişmeyi yosunlarla yardımlaşarak milyon yılda yapabildiklerini anımsadım. Gözlerim yaşla doldu. Birleştiğim ağacın hala atası likenin patternini devam ettirdiğini (biz hepimiz otomatik programlarla -kalıp, model- yüklüyüz) anladım ve içim şükranla doldu.

AĞaçlar bana AĞ attı galiba.
Blog / 25 Mayıs 2010

 AĞaçlar bana AĞ attı galiba. Gerçi bir süre önce beni aralarına almaları için ricada bulunmuştum ama kabul edeceklerini pek de sanmadım, onlar için bunca yıldır yaptığımız mezalimi affedecekler miydi emin değildim. Sadece özür diledim, bahanemiz yoktu.

“Ağaç Düşün” dizisi
YENİ DÜNYA / 30 Ekim 2009

Dünya üzerinde oksijen kaynakları iki türlüdür. 1. Karasal kökenli ormanlar bitkiler 2. Denizde yaşayan algler, fitoplankterler Görüldüğü gibi ağaç ve bitkiler insanların lehine bir ters dünya yaşamaktalar. Yani karbondioksit kullanıp oksijen salınan bir yapıya sahipler. Onlar bizim varlığımızın, biz de onların (karbondioksit saldığımız için) varlığının servis sunucularıyız. Bilmem hiç böyle düşünmüş müydünüz? Ağaçlar ve biz, gece ve gündüz misali BİR-leşik-iz. Yani kendinize “alan” açmak için ağaç kestiğinizde, birçok hemcinsinizin hayat şansını budamış olursunuz. Evet biliyorum beş milyar yıl daha bu gezegende konukluk edebiliriz ne var ki, her kesilen ağaçla konukluk süremiz azalıyor hem de süratle azalıyor. “Ağaç düşün” yolculuğumda bana refakat etmek isteyenler olursa hiç çekinmeden katılın bana, deneyimlerinizi, bilginizi, hayal ve vizyonlarınızı dünyaya açılan pencerelerden biri olan bu sayfalardan paylaşın. -devam edecek-

Ağaçlar dizisi
YENİ DÜNYA / 29 Ekim 2009

Halen yaşamakta olduğumuz OYUN’u yani yaşamı olanaklı kılan bilge dostumuz ağaçlar için yüreğimden bir sevgi seli boşanıyor. Ben de onlarla ilgili düşünerek bu nezaketlerine teşekkür etmeye karar verdim. Düşünürken neler çıkacak yolumuza şimdilik bilmiyorum 🙂 Ben yol hazırlığı yaparken siz de Budistlerin ağaçlarla ilişkisini anlatan şu haberi okumak istersiniz belki: Tayland’daki çoğu ormanın aksine, bu ülkenin ormanlarında yer alan yüzlerce Budist manastırını çevreleyen ağaçlıklı alanlar hâlâ ayakta duruyor. Bu konuda manastırdaki keşişler her türlü övgüyü hak ediyor. Ağaçlara doladıkları safran sarısı yaldızlı bez şeritler, ağaçların kesilmesini önlüyor. Böylece ağaçlar Tayland’ın filleri ve diğer yabanıl hayvanlar için birer sığınak oluşturuyor ve küçük kümeler halindeki yaşam alanlarının korunmasına yardımcı oluyor. Ülkedeki biyolojik çeşitlilik sığınaklarını korumak amacıyla 1989’da Tayland hükümeti tarafından ağaç kesimine yasak getirilmesine karşın, ücra bölgelerde bu yasağa uyulmuyor ve orman tahribatı sürüyor. Bir süre önce bazı keşişler ülkenin tehdit altındaki ormanlarında ağaçları kutsamaya başladı. Kutsanan ağaçların gerçek keşiş sayılması nedeniyle, kaçak tomrukçular dahi bunlara balta indirmekten çekiniyor. Kutsanmış ağaçlar, Budist folklorunun ve Tay mitolojisinin ana figürlerinden biri olan kutsal Asya filleri için önemli yaşam alanlarını koruyan tapınak ormanları oluşturuyor. Budist inanışa göre, Buda’nın doğumundan önceki gece, annesi rüyasında lotus taşıyan bir beyaz fil görmüş. Aslından saf beyaz değil, soluk tenli…