Nasıl Uyuyorsunuz?
Rüya/Psikoloji / 25 Temmuz 2012

“Nasıl uyuyorsunuz?” Öncelikle, uykuya dalmadan önce onların(tv,müüzik vs) dinlemesi oldukça yorucu. Bir ritüelden geçmek zorunda olmanız, uyuyabilmeniz için bir şeyler düşünmek zorunda kalmanız, ne hakkında rüya göreceğinizi bile kendinize söylemek zorunda olmanız. Kendinize söyleseniz de söylemeseniz de güzel şeyler göreceğinizi bilmiyor musunuz? Evet, kendinize örneğin, insan şunu söyleyebilir, “ Bugün çok yorgunum. Gerçekten de uyumam gerekiyor” çünkü pek çok kereler bu rüya haline geçiyorsunuz. Onlar gerçekten de inanılmazlar ve  oraya gidiyorsunuz. Sadece hatırlamıyorsunuz. Nasıl uykuya dalıyorsunuz? Televizyonda Tarih Öncesi Uzaylıları seyrediyorsunuz. Bilgisayar oyunları oynuyorsunuz. Pek çok farklı şey yapıyorsunuz. Bu biraz doğal değil. Bu biraz garip. Yapmak zorunda olduğunuz bu şeylere, hadi açıkça sapıkça diyelim. (Adamus kıkırdar) Söylemek istediğim şu. Uyku doğaldır. O şekilde tasarlandı. Onu o şekilde siz tasarladınız. Rüyalar çok ama çok doğaldır. Şuan sizler, yaklaşık bir düzine ya da daha fazlasında var oluyorsunuz. Sadece burada olduğunuzu sanıyorsunuz, ama orada, yakında sizlerin de giriş yapabileceği pek çok rüya âlemleri söz konusu. İşe gitmeye çalışırken bu bayağı bir kafanızı karıştıracak. Bu uyumadan önce bir şeyler yapmak zorunda kalma durumu, hiç de doğal değil. Çünkü uyku durumu, doğası gereği çok doğaldır. Onu siz tasarladınız. O sizi tamamen kaybolmaktan koruyan küçük bir şey. Uykuya dalıyorsunuz ve doğal bağlantıların tekrardan kurulmasına, doğal…

Vasiyetvari :)
esinti / 16 Ocak 2012

Daha bi-iki ay önce ölünce gömülmek yerine başka bişey istediğim gelmişti aklıma. İnternette arattım, baya bi vakit harcadım ve doğuluların yakılma ritüelinden başka bi şey bulamadım, onun da mitsel sebeplerini araştırdım tatmin edici bi cevap bulamayarak canım sıkıldı. Gömülmek itemeyişimin sebebi, benden geriye bişey kalmasını istemediğimden, öyle orda burda bilinçsiz ıvır zıvır duygu parçacıklarımın kalmasını arzu etmediğimdendi. Ayrıca bir vasiyetim de öldükten sonra en az üç gün bedenime bi şey yapılmasını istemediğim gibi morga konulmak da istemediğimi, artık kokmamam için üstüme başıma buz kalıpları koyarak idare edilmesini oğlumdan ve (o unutursa diye) yakın arkadaşlarımdan rica ettim, hem de bikaç kez. Umarım unutmazlar. Ve hala aynı fikirdeyim. Şimdi bi de az önce okumaya başladığım Adamus’un yeni konuşmasına bi bakın, daha başlar başlamaz cevap aradığım konu! Dakka bir gol bir! 🙂 Buyrun okuyalı birlikte: İnsanların diğer insanları toprağa gömmesi beni her zaman şaşırtmıştır. Bunu asla tam olarak anlayamadım, enerjik bakış açısına göre – öncelikle, kirlilik bakış açısına, gayrimenkul bakış açısına göre,- ama enerjik açıdan. Diyelim ki –  David, sana takılmama kızmazsan, çünkü daha uzun bir süre daha bizimle olacaksın – diyelim ki yarın vefat ettin, tabii ki bu olmayacak. Daha çok uzun süre yaşayacaksın. Diyelim ki yarın diğer tarafa geçtin ve senin…

Eski Yeni Keşifler
esinti / 23 Aralık 2011

Böylece yaşam tasarımınız birçok farklı açıdan çok parlaktı. Siz ruh denen şu şeye sahip olduğunuzu düşünmekten hoşlanıyorsunuz, ve biz gelecek yıl onun bile ötesine geçeceğiz – ruhun ötesine, kesinlikle – çünkü o basamaklardan ya da sıçrama tahtalarından biriydi. Ama sahip olduğunuz ve sizin belki de ruhunuz dediğiniz şey, bilgeliğinizdir. Bilgeliğiniz. Böylece ruh denen bu şeyi bile yarattınız – onu illa kategorize edeceksek, yaşam tasarımının bir parçasıdır – o aslında sadece bilgeliğiniz. Bilgeliğiniz.(Adamus) Senelerdir bi çok yazımda ruh’un ne olduğunu bilmediğimi,anlayamadığımı söylemiştim. (Bunu ruhsuz oluşuma yoranlar da olmuştur. hahahaha, doğrusu gözardı edilemeyecek bi ihtimal). En azından bi kişinin (adamus) bana katılıyor olması içimi rahatlattı mı? Bilemiyorum. Galiba bilinç denen şeyi daha iyi anlıyabiliyorum. Belki de onun Bilgelik dediği şeyi. ** En eski keşiflerimden biri şuydu: En uygun kelimeyi bulmak için biraz uğraştımdı yine de ilk aklıma gelen iki tanesinin yerine daha uygununu bulamamıştım. Onlardan ilki “esans”, ikincisi ise “rayiha” idi. Bazıları buna “öz” demek isteyebilir. Evet insanlar ruh dedikçe benim aklıma bunlar gelirdi. Beni tanıyanlar (yazılarımdan ya da günlük hayatta fark etmez!), ne kadar zevkine düşkün olduğumu bilir. Zevk aldığım şeye doğru farkında olmadığım biçimde çekilirim. Alamadıklarımdan geri geri itildiğim gibi. Hedonist olup olmadığımı da sorgulamışımdır. Beni zevk duşkünü sefil bir…

Bilinç Nedir?
YENİ DÜNYA / 28 Ağustos 2011

Bilinç farkındalıktır, ama daha özlü, saflaştırılmış biçimde (söyleyecek olursak), bilinç sizin varoluşunuz, mevcudiyetinizdir.  Bu, Şimdi ânında olmaktan biraz farklıdır. Gerçi çok benzerdir, onlar kuzen gibidirler, ama o sizin mevcudiyetinizdir. Sizin bilinciniz sizin mevcudiyetiniz ve kendinize farketme izni verdiğiniz şeylerdir. Bilinciniz mevcudiyetinizdir, ve mevcudiyetiniz hemen şimdi hemen buradadır, o hemen burada oturuyor. Bilinciniz, duyusal, zihinsel ve sezgisel farkındalığınızdır. Bilinciniz mevcudiyetinizdir, ve şimdi tek tek her birinize soracağım soru şu: Ne kadar mevcutsunuz? Ne kadar mevcutsunuz? Anda ne kadar gerçeksiniz? Ne kadar bilinçlisiniz? Ben şimdi sizden, müzik olmadan, kelimeler olmadan, herhangi bir şey olmadan, ve şu vantilatör olmadan  kendi mevcudiyetinizi hissetmenizi, kendi mevcudiyetinizin farkında olmanızı isteyeceğim. Ve bunu yapmadan önce, beyninizden çıkın. Zihin yok. Beyin yok. Sadece derin bir nefes alın… Şu anda mevcudiyetiniz nedir? Başka bir yerlerde değil, hemen burada. Mevcudiyetiniz nedir? Bazılarınız şimdi bu konuda zihinsel olmaya başladı. Bu şekilde eğitildiniz. İnsanlık şu anda bu şekilde, herşey zihinselleşiyor, yanıtı düşünmeye çalışıyorsunuz. İşe yaramayacaktır. Bazılarınız diyor ki, “En ufak bir fikrim yok.” Bu herhalde en iyi yanıt, çünkü en azından kendinizi ona açıyorsunuz. Mevcudiyetiniz nedir? Bedeninde misin, sevgilim? Hayır. Hayır, değilsin. Zihninde misin? Bir dereceye kadar, evet. Tümüyle mevcut musun, Melek? Hayır. Hayır, ve bu pekâladır. En azından farkındasın, gördün mü?…

Farkındalık Türleri
YENİ DÜNYA / 27 Ağustos 2011

Kendinizin daha çok farkına vardıkça… Ben bunları tanımlayacağım. Bunlar, hiçbir şekilde, taşa yazılmış (ille de böyledir denen) şeyler değil, ama farkındalığın farklı düzeyleri vardır ve hepsi de bilince bağlanır. Hepsi de yaşantınızın şu anında önemlidir. Duyusal farkındalıklar vardır. Bunlar, sahip olduğunuz o insani beş duyu yoluyla gelir, ve bunlar koku ve dokunma, kulaklarınızdan giren müziği duymak, esintiyi hissetmek gibi şeylerdir, hatta bir dereceye kadar kalp atışının duyusal algısı, sıcaklık, elbette, hareket eden bedeniniz. Bunların hepsi duyusal farkındalıklardır. Diyeceğim ki, genelde insanlar, genel olarak, çevrelerindeki duyusal farkındalıkların yüzde 98’inden habersizler. Şeylere dikkatlerini vermeyi ve vermemeyi öğrendiler. Biz (az önce) bazı deneyimler yaşarken, (dışarda) motorsikletler geçiyordu. Ve siz bunları duymazdan gelmeyi öğrendiniz. Burada, salonda görsel olarak meydana gelen şeyler vardı, ve siz bunları görmezden gelmeyi öğrendiniz, ki bu iyidir, yoksa şaşkına dönerdiniz. Dikkatinizi vermemede o kadar iyi bir hale geldiniz ki, sanki kendinizin dışına çıktınız. Duyusal farkındalıklar bilincin önemli bir parçasıdır. Renk ve dokunma ve koku algılayabilmek, hem çok kolay hem de yapması keyiflidir, ayrıca kendinize böyle bir armağan vermek de güzel bir şeydir. Duyusal farkındalığa geri gelmek sadece arada bir durmayı ve buradaki salonda bir sineğin dolandığını gözlemlemeyi talep eder. Ama o sinek gelip de yüzünüze konmadığı sürece onu genelde farketmeyeceksiniz…

Çağdaş köleliğin günleri sayılı!
YENİ DÜNYA / 03 Aralık 2009

Böylece, geçen ay o kapıları açıp da geçmiş potansiyellerin gelip sizi Şimdi ânında ziyaret etmesine izin verdiğinizde, bu potansiyellere izin vermekle Tanrı benliğinizin yarısına izin verdiğinizi ileri sürüyorum. Geçmişte belli şeyler deneyimlediniz – işten kovuldunuz, örneğin. Bu iyi bir şeydir. Tobias buna değindi ve ben de pekiştireceğim. Er ya da geç, sevgili dostlar, köleleştirmeye dayalı o ağır kitle bilinci ağından çıkmanız gerekecek – ve ben açıkça ona bu adı veriyorum. Bu, çağdaş (modern) günlerin köleliğidir. Lütfen. Lütfen – size özgür olduğunuz söyleniyor, ama değilsiniz. Bunu biliyorsunuz. Diyorlar ki, “Ha, istediğin herşeyi yapabilirsin.” Bir kez olsun bunu yapmayı deneyin. Özgür değilsiniz. Bu köleliktir ve biz onunla da oynayacağız. Onu aşacağız. Bu, kendi adınıza çalışmanızla ya da en azından kesinlikle sevdiğiniz bir şey yapmanızla sonuçlanacak. Ama eğer o işte ya da o döngüdeyseniz… ben bunun bugün Dünya’da hâlâ var olduğuna bile inanamıyorum, ve giderek de beter olacak. Sürekli kölelikten, bir başkası için çalışmaktan, ‘o adam’ için çalışmaktan, maaş çekinden ve oturmaktan oluşan bu sistem… Ah Tanrım, eğer küçücük bir bölmede oturuyorsanız, Pazartesi günü gidip onu bir balyozla yıkın. (kahkahalar) Ve sonra iyi bir avukat bulup mahkemeye gidin ve deyin ki, “Bir insanı böyle bir bölmeye koymak insanlık dışıydı”, ve sonra tazminat olarak…

Gerçek, kapıdan çıkıp gidiyor!
YENİ DÜNYA / 20 Kasım 2009

İnsanlık gerçeğe odaklanmaktan hoşlanıyor, kendini gerçeğe demirlemekten hoşlanıyor. Diyor ki, “Bu böyledir.” Zihin buna bayılıyor. Aslında, siz ve varlığınızın diğer parçaları da bundan az çok hoşlanıyorsunuz. Gerçek. Gerçek size, netlik, açıklık olduğunu düşündüğünüz şeyi veriyor, ama aslında size kısıtlamalar veriyor. Diyorsunuz ki, “Gerçek: güneş yarın doğacak.” Belki de doğmayacak. Aslında aranızdan birkaç kişi, az önce geldiğimde ve giriş konuşmamı yaptığımda, parlakça kendi kendine şöyle düşündü, “Hmmm, Adamus bugünün Pazar olduğunu söyledi, Kasımın 8’i dedi,” ve hangi yıl olduğunu söyledimse. Bu aslında gerçektir, bir yerlerde. Bir yerlerde dinlemekte olan Şambra için. Ve gerçek değildir, çünkü eksiktir. Eksik. Eski Enerjiden Yeni’ye en büyük geçişlerden biri, gerçek olanın artık gerçek olmamasıdır. Kendinize güvenmedikçe, kendi enerji yönetiminiz üzerinde çalışmadıkça – Pakauwah kadar basit bir şeyle nasıl bağlantı kuracağınızı (bilmedikçe), bununla başa çıkmak zor olacaktır. Pakauwah’ınız yalnızca sizin hayal edilmiş – ya da gerçek – hayvan veçhenizdir. Yani, gerçek kapıdan çıkıp gidiyor, ve siz tekrar ve tekrar ve tekrar bununla karşılaşacaksınız, ve bu zihninize meydan okuyacaktır, ve diyeceksiniz ki, “Ama bu gerçek,” şu zemin tahta. Ya da öyle mi? Bunun bir bölümü gerçektir. Herhangi bir şeyin bir bölümü gerçektir, tümüyle yalan olsa bile. Ve zihniniz şöyle demeye başlar, “Ama, ama…”  Ah, işte bu, derin bir…

Geçmişten gelen potansiyeller
YENİ DÜNYA / 15 Ekim 2009

Üstatlık / Yüksek Lisans Dizisi -2, 10/03/2009 Biz tümüyle yeni sınır bölgelerini keşfedeceğiz, ve bu her zaman rahat olmayacak. “Rahat/Rahatlık” aslında bir yanılsamadır, tıpkı Leap! filminde dendiği gibi, herşey bir yanılsamadır. Biz bugün o yanılsamaların bir kısmını araştıracağız. Bu sizi rahatlığınızdan edecek, çünkü rahatlığınız alışkanlıklardan başka bir şey değildir. Alışkanlıklar rahattır, onlardan nefret etseniz bile, onlardan hoşlanmasanız bile. Onlar, bir yanınızın oynamaya bayıldığı oyunlardır, çünkü bir dereceye kadar incineceğinizi biliyorsunuz; ama öte yandan kendi enerjinizin sadece belirli bir tamamlanma, doyum, genişleme miktarına sahip olursunuz. Bu monotonluğa, bu tuzaklara yakalanmak çok kolaydır. İçinizdeki bir şey, “Yeter artık. Yeter artık” dedi. “Ben bu gruba katılacağım. Ister sadece on kişi, ister on milyon kişi olsun, umurumda değil, ama bu Yeni Enerji zamanında orada olacağım” dedi. Evet, gerçekten, diğer insanlar – size gülebilirler. Sizi küçümseyebilirler. Size nefret dolu mektuplar ve epostalar yollayabilirler. Ve bazılarınızın duyduğu gibi, size şeytanın bedenlenmiş hali diyebilirler. Ama siz, aslında neler olup bittiğini anlayan ve içinizin derinliklerinden gelen bir çağrıya yanıt veriyorsunuz. Hakkınızı vermem gerekir. Bir oyun oynuyorsunuz – bunu benimle de sık sık oynuyorsunuz – olan biteni bilmiyormuş oyununu. En ufak bir fikriniz yok sanıyorsunuz. Ama içinizin derinliklerinde bir fikriniz var. Neler olup bittiğini biliyorsunuz. İçinizdeki bir şey korkuyor. Bazılarınız…

Deneyimlerinizin İzini Sürün ve Paylaşın
YENİ DÜNYA / 11 Ekim 2009

Ustalık Serisi -1- devam 7 Ben sizden deneyimlerinizin izini sürmenizi isteyeceğim. Bu bir günlük olabileceği gibi, bir blog ya da kendiniz için aldığınız notlar da olabilir; uzun uzadıya yazmak zorunda değilsiniz, ve bunu her gün yapmanız da gerekmiyor. Biz birlikte yeni topraklarda bir maceraya atılıyoruz. Siz Yeni Dünya’ya giriyorsunuz, ama bu kez Yeni Dünya Avrupa’nın öbür tarafındaki toprak parçası değil. Yeni Dünya yeni bilinçtir, Yeni Enerji. Bir günlük tutun. Ona ihtiyacınız olacak. Onu isteyeceksiniz. O, özellikle zor olan günlerde bir noktadan ötekine nasıl geldiğinizi anlamanızı sağlayacaktır. Ben ‘zor’ derken, eski tarzların, biçimlerin zorluğunu kastetmiyorum; zorluktan kastettiğim, zihnin kandırılması, hiç mantıklı gelmemesi anlamındadır. Bu da dikkatinizi çekmem gereken bir başka nokta, bazı şeyler size hiç mantıklı gelmeyecek. Sizden bu konuda rahat olmanızı isteyeceğim. Bir yanınız anında devreye girip analiz etmek ve mantığını falan anlamak isteyecek, ve onda hiçbir mantık bulamadığınızda, her türlü mantığa ve fizik kurallarına kafa tuttuğunda, çok rahatsız olacaksınız. Ve o zaman gerçekten çok tuhaf hissedeceksiniz. Kendinizi fazlasıyla kontrolden çıkmış hissedeceksiniz. Eski Enerjinin güvenliğine geri koşmak isteyeceksiniz. İşte bu, durup derin bir nefes almak ve deneyimlemek zamanıdır; bunun nasıl bir şey olduğunu deneyimlemek. Bunların tümünü bırakın gitsin. Bazılarınız başının döndüğünü hissedecek, aklınızı şimdi sandığınızdan çok daha fazla kaybediyormuşunuz gibi…