Hayat çok güzel

2005.Günlükten Eskiden şöyle derdim “Hayat çok güzel, sanal bile olsa!” Cümlenin virgülden sonraki bölümünün gereksiz olduğunu fark etmişim bi süredir. Ne oldu, ne zaman oldu bu geçiş bilemiyorum, şaşkınlık içindeyim. Demek ki O zaman; 1) Sanal diye bi olgu varmış benim için (bu, bir de gerçek olgusunun varlığının vurgusu oluyo!) 2) Üstelik sanal olan küçümseniyor! 3) Ve bütün bunlara rağmen hayatın güzel oluşuna şaşırılıyor! Bütün bunlar yalnızca küçük bir cümlenin ikinci yarısında oluyor:”sanal bile olsa!” Gerçekten çok ilginç! İnsan bir cümleden neler çıkarabiliyor. Kendinizi zaman içindeki bir çok kendinizle kıyaslayın. Bunu yapmak şart değil tabi. Yalnızca nerede olduğunuzu merak ediyorsanız bunu yapın. Kendinizi çevrenizdeki insanlarla kıyaslamanız çok komik oluyor. İnsan aynadaki kendiyle kendini mukayese edemez ki! (kendine dair tek fikri aynadan yansıyandır zaten) Bi yerlerde şöyle yazdığımı hatırlıyorum; “sanki komik aynalar standındayım!” Aynalar (şu anda ilişkide olduğunuz kişiler), size ŞU ANınızı yansıtırlar. Ama geçmişinize serpiştirdiğiniz yazılı ya da görsel İZler sizi kapsadığınız SİZle karşılaştırıyor. 2005.Günlükten Anasının Karnından Dizisi

İlerlemek zorunlu mu?!

Belki inanmayacaksınız ama son yılımın tek çelişkisi bu oldu/oluyor! Dünya tarihine bakıldığında evrim en bariz realite. Sanki evrilmek mecburi gibi görünüyor.  Üstelik sonsuzca devam edebilirmiş gibi görünüyor (bulunduğum noktadan bakıldığında); çünkü evrim, zamanı hiç takmıyor! Evrilmekten kaçmak mümkün değil mi?! Zaten benim “oyun kuramı” da sonuçta evrilmenin bizi bi yere götürmediği olgusu üzerine yapılanıyor. Kendi kuramımda oyundan kaçmak için yapılacak tek şeyin kendi etrafında dönmeyi bırakmak olduğunu söylemiştim. Bundan da hala hiç kuşkum yok! O zaman ne demeye evriliyormuşum gibi hissediyorum? Cevabı açık; demek ki kendi çevremdeki dönüş durmuyor! Çelişki burada başlıyor; evrilmek için hazırım. Yani Sibel denen makina şu anda buna hazır, biliyorum. Kıpırdamaya çekiniyorum. Ama üzerime sel suyu gibi geleni görmezden gelemiyorum. Mesele aslında şu; ben Sibel değilim. Ben evrilmenin gereksizliğini bilenim. Berbat bi durum! Ve yine biliyorum ki; bu ve buna benzer çelişkiler, Sibel’le aynı seviyeye geleceğimiz ana kadar bitmeyecek. Onunla ne yapacağımı bilemiyorum. Daha berbat olanı da şu; ne yapacağımı bilmek için Sibel’e muhtacım!!! İronik değil mi? Sibel ne yapacağını fevkalade biliyor; zaten programı buna göre hazırlanmıştır. Evrilmenin anlamsızlığını bilen ben, kendi etrafında dönmeyi bırakamıyan Sibel yüzünden, onu evrilmesi için serbest bırakmak zorundayım. Serbest bırakmazsak, onunla sonsuza kadar ŞU AN da duracağız. Fakat bu çelişki de…