Yüz Yaşındayız
Blog , Duyuru / 19 Mayıs 2019

Böyle güzel bir günde doğmaktan hep gurur ve sevinç duydum. Atatürk’ü anma Gençlik ve spor bayramı kutlu olsun, daha nice yüz yıllar kutlansın. Emeği geçen, yürek koyan, inançla var eden tüm bilinen ve isimsiz kahramanlara minnetarız. 19 Mayıs kutlamaları ilk olarak 24 Mayıs 1935 tarihinde Atatürk Günü olarak kutlandı. İlk 19 Mayıs, Beşiktaş Spor Kulübü’nün girişimleri sayesinde Fenerbahçe Stadı’nda kutlandı ve Galatasaraylı ve Fenerbahçeli çok sayıda sporcu bu günü beraber kutladı. Beşiktaş’ın kurucu üyelerinden Ahmet Fetgeri Aşeni, Atatürk Günü’nün gençliğe adanması için 19 Mayıs’ın Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmasını önerdi. Spor Kongresi’nde dile getirilen bu öneri kabul edildi ve Atatürk’ün onayıyla yasa haline getirildi. 20 Mayıs 1938 tarihli kanunla beraber 19 Mayıs, Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmaya başlandı. 12 Eylül Darbesi’nin ardından bayramın adı Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak değiştirildi.

Sihir zamanları
esinti / 15 Ocak 2012

Sihir zamanlarına ulaştık, ne istediğinize, özellikle birinci tekil şahıstan  cümleler kullanırken (sesli sessiz fark etmez) çok dikkat edin canlarım. ** Allah sana şah damarından daha yakınken, sen nasıl olur da zayıf olduğunu, yeterli gücünün olmadığını, isteklerinin sana gelmediğini sanırsın be hey gafil kardeşim. Nereye kadar bu oyunu sürdürebileceğini sanmaktasın? Duydum ki ölümden korkarmışın, yahu sen daha yaşamaya bile başlamadın! (Yaşayanları tenzih ederim) ** İstanbul uyanırsa, Türkiye uyanır! Ve bu durum evrende uyanık gezenlerin işine gelmez 🙂 well well well… Biz sizin neyi ne için yaptığınızı biliyoruz şekerler ** Taş yerinde ağır (türk atasözü)… Ne büyük laftır bu! Bütün atasözleri birbirinden gözalıcı 🙂 Biz muhteşem varlıklarız. Hayal ediyoruz oluyor. Taşları üstüste yığıyoruz. Hepimiz bi ucundan tutuyoruz. Bir elin nesi çıkar, iki elin sesi. Üç elin kasesi, dördüncünün nefesi, beşincinin projesi, altıncının merhameti, yedincinin spirali, sekizincinin kudreti, dokuzuncunun bilgeliği,onuncu da “hani banaaaa hani banaaa” dediiii ** Tuhaf raslantılar(!) olmuştur doğum günüm 19 Mayısla ile ilgili. Taşındığım evlerin numarası alalacele (bi kaç ay içnde) no:19 olur. Diğer şeyleri saymıycaam çünkü algıda seçicilik filan deyip geçilebilir. Şimdi Yeni doğan ben, yani Yaşayan’ın doğum tarihine neler raslıyomuş diye bi baktım: http://tr.wikipedia.org/wiki/20_Aral%C4%B1k Tabi bana en matrak gelen şu oldu: “1970 – Kapıcılar Sosyal Sigorta kapsamına alınmak…

Hayat bir mucize :)
Blog / 19 Kasım 2010

Bir 19 Mayıs günü, binlerce yıldır anadolulu olduğumun kanıtı ile doğdum. Bunun ne olduğunu o zamanlar bilemezdi annem babam, öğrenmek için yıllar geçmesi gerekti. Doğduğumdan beri gizemli bir hastalığım vardı, öyle ki her hafta ölecek sanılarak evden götürülürdüm. Ağırlığınca altınla tartılmak gibi bişeydi doktorlara ve hastanelere ödenen paralar ve fakat annemin bu yolda çektiklerinin yanında sanırım ancak bir çiğ tanesi ederdi onlar 🙂 Ancak ondokuz yıl sonra tanı koyulabildi. Adi FMF olan bu hastalık literatüre  “doktor aldatan” diye geçmiş pek çok yerde. Açılımı “Familial Mediterranean fever” yani ailesel akdeniz ateşi olan bu hastalığın sebebi bilinmiyor ve halen kesin tedavisi yapılamıyor (etkilerini azalttığı gözlenen kolsijin maddesi dışında). FMF geni olarak tespit edilen Pyrin/MEFV, yalnızca doğu akdeniz ülkelerinde rastlanan bir sapma. Anne ve babamdan aldığım bu çekinik olarak sonsuzca gizlenebilen gen bende açığa çıkmaya karar vermiş. En sık rastlanan dört mutasyonunu da %100 oranında taşıdığım için herhalde bu hastalığın dünyadaki en iyi-belirgin-şiddetli örneğiyim. İşte böylece binlerce yıldır bu topraklarda oluşumun tıp açısından kanıtını sunduktan sonra, bütün bunlardan habersiz annem bir de bana tesadüfen(!) “Sibel” ismini vererek, Anadolunun en eski ana tanrıçası Kibele’nin kulağını çın çın çınlatmış! Oysa on beş sene önceye kadar ismimin Kibeleden geldiğini bilmediğim gibi onu tanıdığımı da söyleyemezdim. Gel…

Kalkıp ayağa ardısıra baktı dalgalar
Blog / 18 Mayıs 2010

Bir gemi yanaştı Samsun’a sabaha karşı Selam durdu kayığı, çaparası, takası, Selam durdu tayfası. Bir duman tüterdi bu geminin bacasından bir duman Duman değildi bu Memleketin uçup giden kaygılarıydı. Samsun limanına bu gemiden atılan Demir değil Sarılan anayurda Kemâl Paşa’nın kollarıydı. Selam vererek Anadolu çocuklarına Çıkarken yüce komutan Karadeniz’in hâlini görmeliydi. Kalkıp ayağa ardısıra baktı dalgalar Kalktı takalar, İzin verseydi Kemâl Paşa Ardından gürleyip giderlerdi Erzurum’a kadar.                     Cahit KÜLEBİ

Bi yaşımdan daha çıktım :)
Blog / 19 Mayıs 2009

Güzel ve oldukça renkli sayılabilecek bir hayat yaşadım. Maddi manevi acılar da çektiğim oldu fakat bunların  kendi bilinçli seçimlerim sonucu olduğunu biliyorum.  Seçimler öylesine önemli ve büyülü bir konu ki bu konuda çok düşündüm çok yazdım. Özellikle tesadüflere inanmaya meyilli olmadım, bazen onların sebeplerini bulmak imkansız olabiliyor ama bu yine de rastgele olup olmadıklarına kanıt teşkil etmez kanımca. Zaten ilk basılan kitabım Sırıtkan Kırmızı Ay tamamen bu konu üzerine odaklanmıştı. Herhangi bir seçimimin sonuçlarından memnun olmadığımda pişmanlık çukuruna da yuvarlanmadım. Bu kendini çok mühimsemek olurdu sanırım. Şöyle düşünürüm; eğer o seçimi yapmayabilecek kudrete sahip olsa idim yapmazdım zaten! Eğer yaptıysam sonuçlarını kendime ve ilgili kişilere en yararlı olabilecek şekilde alabilmek için elimdeki tüm imkanları kullandım. Şikayete ayıracak zamanım hiç olmadı, ya da bu yolda tercih kullandım diyelim. Faydacı bir yapım olduğunu biliyorum ve şikayetten bulacağım fayda o yolla yitireceğim enerjiden fazla görünmedi bana. Hayatım boyunca enerjimi hep iktisatlı kullanmaya çalıştım, nedendir bilinmaz. Gerçekten de bu konuda en tutumlu kişilerden biri olabilirim. Yapılacak şeyin en uygun zamanda minimum gayretle en optimum sonuca ulaşabilir olması bana yeterli başarı gibi gelmiştir. Sonuca odaklı bir yapım olmasına rağmen sonuca doğru giden yolda her anın tadını çıkarmaya bakmışımdır, herhalde beni tanıyanlar da her andan zevk almaya programlı…