Sosyolojiden psikolojiye

05 Mart 2012

Politika sevmiyorum, eskiden de sevmezdim. Sadece hayatı güzelleştirmenin mümkün olabileceğini umut ederdim, bunun yöntemlerini düşünür araştırırdım.

Bu kişisel bi tercihti, belki yapım uygun değildi. Biliyorsun taraftar olmaya yatkın biri değilim oysa politika nerdeyse tamamen taraftarlık üzerine inşa ediliyor. Evet, güzelleştirmeye kendimizden başlayalım toplum nasılsa buna uyacaktır diye düşündüm. O zamanlar daha toydum bi anlamda, örneğin evrelerden haberim yoktu henüz . Herşeyin birbirinin ilacı olduğunu ve bu denli müthiş bi bağ içinde olduğumuzun  bu kadar farkında değildim.

Şimdi biliyorum ki, her şey olabileceği şekilde oluyor; bu bir kadercilik anlamında değil, kişisel yetilerin maksimum kullanabilmesinden bahsediyorum. Eskiden bastırılmış bu denli duygu olduğundan hele de toplumsal olarak bunun daha da çarpıcı sonuçları olduğunu fark edememiştim. Çocukluktan beri sosyoloji, tarih, antropoloji severdim, fakat sanırım konuları incelerken bu işin insana ne kadar ve çaresizce bağlı olduğunu bilmiyordum. Ezcümle, evet sosyolojiden psikolojiye dönmüştüm hayatımın bi yerinde.

**

İki sene önce yazmışım bu notu, kalmış öyle kenarda 🙂
“Gerçek alem arayışı, her zaman oyun üste oyun diye tarif edebileceğim sonsuz döngüler arasına sıkışmaktan başka bişeye varmaz bence. (Toltec’lerin eski büyücülerinin düştüğü durum buna benzer) Sebebi de gayet basit; gerçek alemi algılayan bir BEN varsayımından hareket ediliyor! Bu, insanın kendine karşı bir oyun kazanması kadar imkansız bir durum (buradaki imkansızlık öylesine kesin ki benim açımdan DJ’nin “bilinemeyen” tanımındaki bilişe eş!
Çok eski bir düşünme pratiğimde şöyle demiş olduğumu hatırlıyorum: siz gidilecek gerçek alemi aramıyorsunuz, BENinizi götürecek yeni bi yer arıyorsunuz!”
Bu sadece oyun üstü oyun olacaktır, başka bi şehre ya da eve taşınmak gibi bişey.
Benim kendi savaşım, gerçek alemi aramanın çoktan dışına düştü! Yapabileceğimin, sadece bir savaşçı gibi yaşayıp gerisine kafa yormama olduğu sonucuna vardım. Bir sonraki adımı merak etmiyorum, bana ne?! Herşeyi ve hiçbişeyi beklerken zevkli uğraşlar edinme halindeyim.”

Son üç yıla baktığımda, gerçeği aramadığımı ancak eylemi keyifle kovaladığımı anlıyorum. Yani “fact” kısmında dolanmışım bi zamandır; fakat bu durum çıkarımlar yapmayı sonra onları bozmayı yeniden yapmayı -sırf oyun olsun diye- engellememiş bende. Yine de üç yıldır resmi kurgu da yapmadım (fiction).

Hatta geçen Ersinle kahvaltı yaparken artık kurgu yapmak istemediğimi, en azından şimdilik bu isteği duymadığımı söyledim. Bu da demektir ki farkında olmadan hala aynı niyeti sürdürmekteyim.
Henüz oyun çağındayım, büyüyecek miyim, hep böyle mi kalacağım bilemiyorum.

2 Yorum

  • Sibel 05 Mart 2012, 21:43

    endless story 🙂

  • İbrahim 05 Mart 2012, 15:56

    İnsanlar her zaman kendi eksiklerini tamamlama arayışında ve eyleminde, bitmeyecek bir macera.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.