Şirinler

05 Haziran 2009

Bir Düşülke Olarak Şirinler
Bazen ormanın sesini dinlerim
Kuşların cıvıltısını
Geyiklerin kahkahasını
Tavşanlar kayaların üstünden zıplar
Herkes onları dinlemekten hoşlanır
Tabii her zaman değil!
Şair Şirin

TV izlemem. Bunun çeşitli ve yazıyla ilgisi olmayan nedenleri var. Ama
çocukluğumdan beri kaçırmadığım bir çizgi film dizisi var; Şirinler.
Çok uzun yıllar önce ormanın derinliklerinde” diye başlayan bu
sevimli toplumun hikâyesi aslından erdemden var oluşa, dayanışmadan
bireyselliğe, özgürlükten kötülüğe çeşitli bilgi alanları,
olgular, durumlar ve kavramlara ilişkindir. (Zaman’la ilgili yazımda
–Bahçe s. 14- artık muhalefet ve biçimlerinin de bizzat sistemin
yaratıcı-yapıcılarınca tanımlandığı, hatta oluşturulduğunu öne
sürmüştüm. Bu yazının sonrasına denk gelen Matrix filmi iyi bir örnek
olmuştur. Bu filmde kişiler gerçekliği ve gerçeklik bilgisini radikal
biçimde sorgulamaktadırlar. Oysa şikayet edilen şey bizzat bütün film
ekibi ve Pazar potansiyelince korunmuştur ve korunmaktadır. Filmde anılan
yazımla veya diğer şeylerle ilgili başka çıkarımlar yapmak da
mümkündür. İşte Şirinleri buna benzer filmlerden ayıran şey; bireyin, onun tıkanmasına neden olan gerçeklikle karşılaşması ve çoğu zaman onu yeniden üretmesi değil, kolektif bir yapı içerisinde yaşaması-yaratılmasıdır. Şirinler’de gerçekleştirilen devrim, sürekli ve toplumsaldır. Yani Şirin Hayatı yaratılmış,
gerçekleştirilmiş bir şeydir.) Son derece gelişmiş ve bütüncül bir
bilincin ürünü olan dizi, kendi içinden çözüm üretebilecek donanıma
ve belirgin bir bağımsızlığa sahiptir. Buradaki yöntem, süregelen
ilişkileri yinelemek değil, yenilemektir.

Şirinler toplumu tam olarak 103 kişiden oluşur. 103. kişi, yıllar önce
ormanda kaybolmuş, bizim Tarzanımız gibi bir geçmiş edinmesine karşın
içindeki iyilik ‘önselliğini’ yitirmemiştir. Ona Vahşi Şirin dense
de medeniyet merkezli bir yadsımaya maruz kalmaz. Yani ilkel halklarla
karşılaşan Avrupa’nın, özellikle de Kilisenin Eurosantrik tavrına
rastlanmaz.

İmece, Şirin Hayatı’nı düzenler. Herkes işini sevmekte, başkasına
daha çok yardım etme ve eğlenmeye zaman yaratmak için düzenli biçimde
çalışmaktadır. Şirinlerde değişim aracı olarak paradan söz edilemez,
Şirin Çileği vardır. Ancak Şirin Çileği değişim değerinden çok
birlikte yapılan bir şeyin anısı olarak değer görür. Bu yüzden faize
yatırılamaz, repo yapılamaz. Bunun gibi servet ve başkalarından bir şey
gizlemek de söz konusu değildir. Hatta Obur Şirin’i kendine hizmetçi
yapmak için servet teklif eden bir krala Obur’un yanıtı şöyle
olmuştur: “Biz böyle şeyleri şirinlemeyiz!”

Şirin Baba, Usta, Bilgin, Şair, Çiftçi, Sakar, Nine Şirin, Şakacı,
Şirine, Korkak, Madenci, Heykeltıraş, Robot, Utangaç, Şaşkın,
Müzisyen, Gözlüklü, Güçlü, Tembel, Süslü, Ressam, Şirincikler
(çocuk Şirinler: Bebek, Örgülü, Arsız, Çocuk Şirin, Şirinkız) ve
tabii yeni bölümlerde Huysuz adını alan Öfkeli, başlıca Şirinleri
oluştururlar.

Şirin Baba
Karşınızda Şirin Baba
En tatlımız ve en yaşlımız
Hep aynaya bakan da kim
Süslü adında bir Şirin
Kapı açılır aniden
Elinde kepçesi Obur Şirin
En güçlüsü Güçlü Şirin
Korkar ondan Gargamel bile
Öfkeli bir Şirin O
Gülmez hiç bilinmez niye
En güzelimiz Şirine’dir
O sarı saçlı bir afettir
Baba’ya koşar tüm Şirinler
Varsa bir sorunu
Yüzyıllardır ormanda onlar
Bir mantarın dibinde yaşarlar
Onlar mavi Şirinlerdir

V. ve T. Culliford

Şirin Baba, gelenekten güncel sorunlara çözümler bulmak için
yararlanır. Gelenek, toplum hayatı üzerinde otorite oluşturacak kadar
güçlü kılınmamıştır. Şirin Baba, gerilimlerin üstüne sağduyulu
kişiliği, çözümleyiciliği, bilgisi ve yapıcılığıyla gider. Bu
noktada bir uzlaştırıcı olmaktan başka ayrıcalığı yoktur; o da
çilek toplamaya gider, o da boya işlerine katılır. Bu düşülkenin
(ütopyanın) Şirinlerden çok daha yaşlı biri olarak Şirin Baba
tarafından kurulduğu düşünülebilir. Ancak bununla ilgili bir veri
yoktur. Genel izlenim, düşülkenin tüm Şirinlerce gerçekleştirildiği
yönündedir. Şirin Baba, Büyükbaba Şirin adlı babasıyla Şirinlerin
sorunları üzerine sık sık konuşur; ondan fikirler alır. Şirinleri çok
sever. Onlardan “benim küçük Şirinlerim” diye söz eder. Şirine
kişiliğinde temsil edilen kadınlık ise, özgür bir kadınlıktır;
böylece erkekler de özgürleşmişlerdir. Şirine hiçbir erkek tarafından
rahatsız edilmez. Kadınlık, cinsel bir olgudan çok bir cinsiyet
özgünlüğünün ifadesidir. Şirine incelik, barış, vefa ve
ılımlılığın adıdır. Toplumuyla sağlıklı bir aidiyet üzerinden
ilişkiye geçer. Aslında Şirine, Gargamel tarafından büyüyle
yaratılıp ajanlık için şirinler’in arasında gönderilmiştir

–Tanrı da benzer bir şey yapmıştı! Hatta bir süre muhbirlik de yapar.
Ancak o da iyi kalpli Şirinler’in arasında hatasını anlar ve
Gargamel’le ilişkisini keser. Şirine cinsiyetiyle barışıktır ve onu
derinlemesine kavramıştır. Kadınlaşmaktan erkekleşmeyi anlamaz. Buna
karşın Şirinler’de cinsellik pek vurgulanmaz. Cinsellik ya özel alana
girdiği için saklıdır ya da genel bir halin doğallığı içinde sözü
edilmesine gerek duyulmayan bir şey olarak anlaşılmaktadır. Yine de çocukların (beş kişi) nasıl doğdukları belirtilmemiştir.
Şirinler’in hava ulaşımını sağlayan iyi yürekli leylekçe
getirildiklerine inanılır. Bu, bilimsel değilse bile imgeseldir!

Usta, toplumun refah ve mutluluğu için makineler icat eder. Bütün amaç,
ağır işlerin aldığı zamanı eğlenme, dinlenme ve gelişmeye
aktarmaktır. Makineler üyeler arasındaki ortak çalışmadan kaynaklanan
sosyalleşmeyi yok etmez
; çünkü, daha önce aynı tarlada kol emeğiyle
çalışan Şirinler, bu kez aynı şeyi yapan makineyi izlemeye gelirler ve
bu arada piknik de yaparlar. Şirinlerde çalışma, liriktir! Sevgi,
paylaşım esaslı bir toplumsal yapının neredeyse sonucudur. Bilgin Şirin
‘uzmanlaşmış’ değildir. Şair Şirin, saygınlık ve meşruiyetini
sanatsal bir özerklikten değil, özgün ve kolektivist bir kişilik
olmasından alır. Çiftçi, tarımsal gereksinimleri sağlarken fazla
yorulmaz; yarım görür. Adı üstünde olan Sakar, sakarlığın bilgisine
sahiptir ve bu yeteneğin de önemli olduğunu varlığıyla vurgular. Pek
yaratıcı sayılamayacak olan –çünkü hep aynı şakaları yapar-
Şakacı, insanları afallatmaktan çok rutinlikten kurtarmak için vardır.
Süslü, kendisiyle ve başka herkesle barışıktır. Çocuk Şirinler,
büyüklerce kollanan ama aynı ölçüde özgür bırakılan çocuklardır.
Öfkeli demeyi sürdürdüğüm ve çocukluğumdan beri çok sevdiğim Huysuz
Şirin, genel ya da durumsal doğruları değilleyen yönüyle canlı bir
diyalektiktir. Örneğin acilen çilek toplanması gerekmektedir; Öfkeli
repliğini söyler: “Çilekten nefret ederim!” Gargamel’den
kaçılacaktır: “Kaçmaktan nefret ederim!”

Adlarıyla uyumlu işler ya da özellikleri olan Şirinler, aslında farklı
bir uyumluluk tanımına da tekabül ederler: Buna göre herhangi bir konuda
iyi veya usta sayılan Şirin, diğer Şirinlerin de katkısına,
yönlendirmesine, yüreklendirmesine muhtaçtır. Böylece ‘uzmanlaşma’
engellenir. Kimlikler, özellikler arasında bir geçişim söz konusudur. İşte toplumsal ve bireysel ihanetin önü de bu şekilde alınır.
Şirinlerde kötülük gizemselleştirilmemiş, Gargamel ve –filme çok
sonraları katılan- oğlu Miskin (başka bir adla Afacan) ile kedisi Azman
şahsında temsil edilmiştir. Gargamel, iyi bir kötü değildir. Hem bir
ruh hastası hem de zengin olmaktan başka derdi olmayan bir yoksuldur.
Şirinleri yakalayıp Şirin Çorbası yapmak dışında bir amacı
olmadığı gibi bir hayatı da yoktur; araçlaşmış ve
yabancılaşmıştır. Ona âşık olan Büyücü’den nefret eder.
Söylemeye gerek var mı bilmem; Gargamel insandır. Miskin, pop bir
kötüdür. Gargamel gibi adandığı bir ideali bile yoktur. Babasına Gargi
diyen bu velet tam bir baş belası ve gamsızdır. Azman ise kötü hayvanı
temsil eder. Onun karşıtıysa Şirinlerin tatlı köpeği Patpat’tır.

Şirinlerde din yoktur. Doğa Ana ve Zaman Baba, kendi merhametleri
doğrultusunda adını aldıkları şeyi düzenlerler. Aslında Şirinler,
yaşadığımız dünyadaki sorunları yaşayanlardan oluşmuş bir
toplumdur. Her bölümde bir olay gerçek dünyaya göndermeler yapılarak
işlenir.

Şirin Diyarı
Şirinler diyarı bu
İyilik diyarı bu
Mutlu Şirinler bu ülkedeler
Şirinler ülkesi çok güzel
Şirinler şarkı söyler
Görünce gülen yüzler
Bu diyarda eğlence var
Hep güleçtir yüzleri
Sıralanmış tüm Şirinler
Bekliyor seni, özlüyor seni

V. ve C. Culliford

Şirinler, teknolojinin toplumun ve bireyin yararına kullanılmasından
yanadırlar. Emek en ön plandadır ve gizemsel kılınmaksızın gerekli
saygıyı görür. “Obur Grevde” adlı bölümde 102 kişiye yemek
hazırlayan ve diğer Şirinler gibi işini gerçekten çok seven Obur,
yaptığı işin sözel bir iltifat görmemesi karşısında içerler. Oysa
bölüm sonunda kendisinin de kabul ettiği gibi duygusal bir anına denk
gelmiştir bu. Zira hiçbir Şirinin Obur’un işine gerekli ve yeterli bir
saygı duyduğundan şüphe edilemez. Obur, yemek yapmayıp ortadan
kaybolunca Usta Şirin, otomatik bir yemek makinesi yapar. Yemek doyucu
olmasına doyurucudur, ama tadı yoktur; çünkü canlı bir sıcaklık ve
emekle yoğrulmuş değildir ve bu yüzden de “kuru”dur.

Matbaa kuran Gazeteci Şirin, gazetesinin tirajını artırmanın yollarını
arar. Ancak “Şirin Baba Bugün Balık Avına Çıktı”, “Gözlüklü
Şirin Yeni Kitabı Üzerinde Çalışıyor”, “Süslü Aynasını
Sildi” gibi haberler bütün Şirinlerin malumudur. Sonunda doğrulanmayan
bir haberi basar: “Şirine’nin Çiçekleri Plastik mi?” benzeri bu
haber, gazetenin yok satmasını sağlar. Bunun üzerine herkes hakkında
uydurma haberler, dedikodular, sırlar ifşa edilmeye başlanır. Çok
geçmeden ciddi dargınlıklar, haksızlıklar, kırgınlıklar yaşanır.
Sonunda sorun genel gazetecilik ilkeleri doğrultusunda ve Gazeteci Şirin
yitirilmeden çözümlenir: “Özel hayata giren konular ve doğrulanmayan
haberleri yayınlamak yanlıştır.” Görüldüğü gibi bu da yasal bir
zorunluluk olarak değil, bir çıkarım olarak erişilen bir kanıdır. Yani
Şirinler’in bir Sibel Can’ı olmadığı gibi, bir Nusret Demiral’ı
da yoktur!

Jenerikte, “Siz de iyi çocuklar olursanız bir gün onlarla
karşılaşabilirsiniz!” deniyor. Böylelikle her bir Şirin, iyi’nin bir
temsilcisi olarak görünmeye başlar, en azından böyle idealize edilir.
İzleyici bir metaforlar dünyasına çağrılıp konuk edilir ve yaratılan
ve anıştırılan birtakım sorularla baş başa bırakılır. Çözümün
topluluk ritüelleriyle gerçekleştirilmesi, izleyiciye bir örnek
oluşturmaktan çok imgesel –hatta şiirsel- bir imkân sunar. Gerçeği bu
sevimli prototipi, gerçeklikten kaçışın –diyelim katharsis’in-
değil, gerçekle yüzleşmenin aracına dönüşür. Bu toplum bir
kahramanlar toplumu olmadığı gibi, kahramanları olmayan bir toplumdur da.
Fazlasıyla önemli bir şeydir bu; zira kahraman, giderek imgesinin altında
kalmaya mahkûmdur ve diğerleri için imkânı değil, imkânsızlığı
temsil eder.

Şirinlerde birey çok önemlidir. Herkes kendini, kendi özellikleri ya da
edinmek istediği özellikler ile tarif eder. Toplumsal örgütlenme buna
çok geniş imkânlar sağlamıştır. Birey, bireyliğin sınırlarını
kendisi öğrenir. Bu sınır öteki bireyselliklerin sınırında değil,
öteki esnekliklerin sınırında biter. Bu geniş hoşgörü, öğrenilmiş
bir saygıyı ortaya çıkarır. Kabahat işleyene bireysel bir haddini
bildirme hakkına kimse sahip olmadığı gibi niyetli de değildir. Sorun,
Gazeteci örneğinde olduğu gibi toplumsal bir refleks ve kabahatlinin
yeniden kazanılması, tanımlanması ve kabahatlinin kabahatinin
sonuçlarını ortadan kaldırmasıyla çözümlenir.

Şirinler, bir düşülke, ancak gerçekleş(tiril)miş bir düşülkedir;
sosyalist bir demokrasinin, barışın ve erdemin düşülkesi! Herkesin bir
repliği vardır burada. Ve bu, genellikle gerçeklik bilgisinin türevi
olarak söylenir, hatta çoğu yerde bir değillemedir. Hileyle Şirin dostu
olan Prens Theodore’a sihirbaz seçilen Gargamel, bu başarısını
Miskin’e övdüğünde, Miskin’in yanıtı veciz bir değillemedir:
“Biliyorsun ki Gargi, prensler de yanılabilir!” Böyle resmi
paradigmanın oluşmasının önü alınır, hatta makul bir paradigma olarak
iyilik’in bile niteliği sorgulanır hale gelir.

Şirinlerin dünyası Gargamel hempası (emperyalizm!) dışında doğaüstü
(ama semavî olmayan) güçlerin de tehdidi altındadır. Onlara karşı
deneyimlerinden ve kitaplardaki büyü tariflerinden yararlanırlar. Ancak
bunlar da akbüyü türüne giren büyülerdir. “Dış mihrak”
kavramını kullanmayan Şirinler, toplumsal taleplere karşı
duyarlıdırlar. Komplocu bir zihinleri yoktur.

İnsan yalnızca düş gören değil, düş kuran bir canlıdır da. Bu
noktada düşülke, gerçeklikten kaçış anlamına gelebildiği gibi,
gerçekliği değiştirmenin imgesi de olabilir. Bu gerçekten de şirin bir
fikir! Ve bunu gerçekleştiren Şirinlerin arasına biz de katılabiliriz!

Thomas More’un Utopia, Yevgeni Zamyatin’in Biz, Campanella’nın Güneş
Ülkesi, Adam Şenel’in Ozmos Kronos ve Parmenides’in Altınçağ’ıyla
hemen hemen bütün düşülkelerin en küçüğü ve belki de en şirinidir
Şirinler! Küçük ya da büyük çocuklukların düşülkesi…

Şirinler iyi, kötü ya da tanımsız bir şeyle karşılaşınca hep aynı
cümleyi kullanırlar:

Çabuk, bunu ötekilere anlatmalıyız!

Bahçe 16 (Kış 1999): 41-46.

Selim TEMO

Bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir