Sekse dair -4

14 Aralık 2011

Konu başı için tıklayınız

sa: 1000 tane arkadaşım var burada(facebook) ve gördüğünüz gibi üç gündür davet üstüne davet yaptığım bu konuyu sadece dört kişi konuşabiliyoruz. Diğerleri aşk, mevlana,melekler, kelekler,sevgi-özellikle sevgi, cennetler ve her tarafında seks kokan şarkı videolarıyla devam ediyolar 🙂 Olsun ne yapalım gerçeğimiz budur ve ben tüm bu durumları anlayışla sevgiyle karşılamaya devam ediyorum. Velakin artık içinde yer almayacağım. LÖK diye söyleyeceğim her yayınladıkları şeyin içindeki kokuyu. Bu sebeple bundan çekinenler bir an önce beni arkadaşlıktan çıkarsınlar böylece ne yayınladıklarını görememiş ve söyleyememiş olurum.

Dörtmüş pardon. Eğer kişi sayısı gece onikiye kadar ona tamamlanırsa ültümatomumu(!)geri çekeceğim :)))

av: Bizler doğumların,düğünlerin ve cenazelerin değerli olduğu bir toplumun elemanlarıyız..Deniz bu..Balığı rencide etmeyelim bence..Bu 3 ritüel dışında ve arasında kalanlar “giz”dir.Giz olduğundan seslendirilmez açık açık.Ve bu nedenle iyileşm…ez hasta..Şok tedavi ihtiyacı kaçınılmazdır gibi gelmekte bana ve yaşamakta olduklarımız bu sürecin içerisinde olduğumuz işaret ve mutluluğunu yaşatmakta bana..4/1000 bile olsa…:-) “Nerde aş durma yanaş” Atasözümüz doğrultusunda,biliyorum ki bu tencere burada kaynadık sıra yanaşanları da olacaktır..Bu bizim atalarımızın sözü….:-))) Kızmak yok değil mi…?

sa: Kızmış gibi mi göründüm ordan :)))) O halde ne diye “Şok tedavi ihtiyacı kaçınılmazdır gibi gelmekte bana ” diyosun? Benim tedavi sistemlerimi bilenler bilir

av:”Kızmak” sadece bir eski konuya (atasözleri) gönderme yapmakla sınırlıydı..Değilse tedavi yöntemine itirazım yok..Ama “aş” kaynamaya devam etmeli,ta ki kokusu sarmalı her yanı..Bir gün “AŞ” pişip de “AŞK” olana kadar..

sa: namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmazmış.

av: İşimiz o ezanı duyulacak hale getirmek olacak bu durumda..Namazda göz oldurmak daha zor ve uzun süreli bir seçim.

sa: Ezan ha bire hoperlör sesi açılmakla duyurulmaz, bi bunu anladıklarında, çorap söküğü gibi gelecek arkası. Kurumsallaşmış dinler güç öğesi üzerine oturmuştur, güç ise cinsellik üzerine bi oturdu kalkamadı!

HS: Şunu söyleyebilirim sadece. Açık büfe yemekhane… ondan şundan bundan doluyor tabaklar, sonra onu beğenmedim bunu beğenmedim, şu iğrenç olmuş bu bilmem ne olmuş… Söylenip duruluyor sürekli. Yaklaşık 2 yıldır ben de standart olarak; …”yapmayın arkadaşlar… yemekhane aynı yemekler aynı arada garsonlar değişiyor sadece…” madem ki şikayet ediyosunuz almayın, ya da kararınca alın, deyip duruyorum. Çorbanın yarısı salatanın şu kadarı direkt çöpe… Açık büfe anlayışına karşıyım. yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim:)

BY: yemek pişirme konusunu hiç düşünmemekle beraber, yemek yeme biçimleri üstüne zamanında ben de düşünmüştüm. Fastfood kavramının tüm dünyaya sistemli olarak yayılması ne enteresan değil mi? ve bir de sokak satıcıları var elbet. her kültürde, …o kültüre has, restaurant ve evde değil de, özellikle sokakta tüketilen yemekler… bizdeki simit kavramı mesela… pastane simidi değil özellikle sokak simidi 🙂 bir de tersi durum da vardır hani… adına ev yemeği denir… ev yemeğinin lezzetini veren başka bir özen / düzen’dir. herkes illaki sever ve ister bu ev yemeğini… ev yemeği karnıbahar da olsa pirzola da olsa çok doyurucudur sanki..

sa: güzelll, açıldınız walla (zorbalık işe yarıyomuş). Ay ben o sokak simidini çok severim, ne olacak şimdi?

by: valla sanırım herkes sokak simidini sever… kimi benim gibi o simitlerin çıktığı fırına kadar bile gidip alır, en tazesini, en sıcağını ve en gevreğini yemek için… kendi doğamıza kabul sunmak lazım gelir bu noktada :))

hs: Sibel hanım; şu durumda Freud Libido kavramını icat etmese… mideden girseydi mevzuya… demek ki değişen pek bir şey olmayacaktı insan hayatında bunu diyebilir miyiz?

sa: Walla ben işleri karmaşıklaştırmaya gerek yok, bizler gayet basitçe avlanabilecek bi hayvan türüyüz derim. Bunu kabul etmekle başlarsak (ki Jung, Gurdjieff ve DJ böyle başlıyorlar), kendimize daha açık net samimi bi (yine hayali ama olsun daha güzel bi hayal) tasarımlayabiliriz.

by: belki de hepimiz dünyanın en asil ve aynı zamanda en karanlık varlıklarıyızdır. hiçbir kadın yoktur ki, kendini tanrıça gibi hissetmeyen ve o tanrıça kadınlar, söyler ya da söylemez, kendisi illa bilir içindeki en yüce fahişeyi…

sa Kahire sokaklarında gezerken arkamdan “goddess” diye bağırırlardı, genç yaşlı hiç fark etmezdi.Ve insana öyle bakarlardı ki bunu gerçekten hissetiklerini anlardın 🙂 En asil ve en karanlık varlıklarıyız evet bu sebeple muhteşemiz.

gt: Arkadaşlar, benim manava gidip de kiloyla bişey almışlığım pek yoktur. Ne kadar lazımsa o kadar alırım. 3 domates, 5 biber, 2 salatalık mesela.:)) Hatta fazladan aldığımda manav laf atar; abla hayırdır misafirin mi var diye.:)) Yiyeceğim ka…dar alır ve yiyeceğim kadar pişiririm. Bir kerelik yani. üç günlük yemek yapıp buzdolabında depolamak saçma gelir. Her defasında yeniden pişiririm hiç üşenmem ve yarını düşünmem … Ee şimdi ben israftan mı kaçıyorum yoksa başka bişey mi var… Bana gerçeği söyleyin, bunu kaldırabilirim!.:)))

sa: sen süpersin, israftan kaçıyosun ki, bu bir savaşçı için olmazsa olmaz bi gerektir, erk biriktiriyosun yakında görücü filan olursan şaşırmam, ikincisi taze şeyleri seviyorsun, üçüncüsü her pişirime yeni ve kendine özgü olabilme şansı tanıyosun ki bu nerdeyse ikinci düşünce katına tırmanmış birine yakışır. Özetle bana çok hoş geldi.

sa: Siz erkeklere iki çift lafım var (muhtemelen bi sonraki kitabımın ismi olacak bu nadide başlangıç!): Siz bu oyuna nasıl getirildiniz be hey avanaklar! Sizin gücünüzü,şununuzu bununuzu isbata ihtiyacınız yok ki, o pek önemsediğiniz şeyi evren sizin tam kalp cenahına yerleştirdi. Gücün ta kendisisiniz siz. Öyleyse neden zavallı taklidi yapan, size pek ihtiyacı varmış gibi sızıldanıp duran kadınları arayıp durmaya teşnesiniz? Neden sanki onlar varsa kendinizi güçlü sanma yanılgısına düştünüz? Siz bunlara cevap vere durun ben size bi hikaye daha anlatacağım.

Bi kadını öldürmekle başlamıştım ve işimi yarım bırakmayıp bi erkeği de öldüreceğim, şu an buna karar verdim sayenizde.

sa: Erkeklerden tıs yok (kabul etmediyseniz tespitlerimi, söyleyin! siz de bana avanağın önde gidenisin deyin) Neyse hikaye şu: Aslan ile boğa bir gün ormanda buluşmuşlar ve geç saatlere kadar geyik muhabbeti yapmışlar.
Gecenin 12 sine doğru aslan saate bakmaya başlayınca, boğa sormuş:
-“Hayrola aslan kardeş, sen ki koskoca ormanlar kralısın, sana yakışıyor mu bu telaş. Yengeden mi korkuyorsun yoksa?” Deyince aslan:
-“Seninki gibi evde bizi bir ‘inek’ bekliyor olsa hiç problem yok, ama evde bizi bekleyen bir inek değil, bir dişi aslan var dişi aslan”

nn: harikasın sevgili sibel 🙂 konu çok güzel, iç açıcı. içimi açtığımda şu çıkıyor, yemek yemek benim için büyük bir haz. lakin süslenmiş sofralar, süslü yemek tabakları iştahımı kapatır. toprak tencerelerde odun ateşinde pişip bakır kaplarda …yenen yemekler müthiş haz verir. tencerede pişip kapağıda olabilir 🙂 bu konuda ilkelliği seviyorum. yemek sonrası sofra keyfi yapmak, yağlı ellerle bir sigara içmekte benim için ayrı bir zevk.. tabi bu yemek zevkimi her zaman yaşıyamıyorum. ama olanaklar el verdikce yaratmaya çalışıyorum. ilginçtir diğer yandan bir kadeh şarap içmek istiyorsam bunu ilkel bir sofradan ziyade çok süslü olmayan fakat yinede bir beyaz masa örtüsü serilmiş, porselen tabaklı, üzerinde sade çiçekler olan vazolu bir sofrayı tercih ediyorum.. bu tezatlığı henüz çözmüş değilim, hele seksle bağlantısını hiç bilmiyorum..

sa: Ne kadar sade ve alçakgönüllü anlatmışsın Neva, ben çok sevdim. Seksle bağlantısında bi tezatlık var mı emin değilim. Terziyi seçen güzel kadını hatırlattı bana

sa: Erkekler kibarlık edip sen hangi hakla bizi genelliyosun öküz demediler henüz (bunu da kitapta belirteceğim çünkü onları çok seviyorum, güzel olan hiç bişeylerini atlamam), neyse… Aradıkları gücün göğüslerinde olduğunu öylece uydurmamıştım (hani bazıları beyinlerinde bazıları ceplerinde bazıları da bacakarasında sanıyo ya), Doğduğumdan beri bunu bilirdim ama kanıtı da var: Haftalarca sık bi ormanda anca bi rehber ve tin yardımıyla sağ varılabilen bi yerli köyüne gitmişti Florinda Donner. Orada epeyce yaşadı gözlem yaptı. Bi gün oradaki erkek kadın ve çocukların ellerine birer dal kırıp verdi ve toprağın üzerine bi insan resmi çizmelerini istedi (onların sevgisini kazanmıştı o ana kadar) çizilen bütün erkek bedenlerinin göğsünün içine küçük bir figür tasvir etmişlerdi (kadın bedenlerinde olmayan bi organ). “Bunlar ne ola ki?” diye sordum. “Erkeklerin göğsünde yaşayan ormanın ruhudur o; fakat ancak gerçek bir şaman/savaşçı onu kullanabilir.. Sadece büyük savaşçı, hastalıları iyi etmek için ona kumanda edebilir ve düşman büyülerini bertaraf edebilir dediler Florinda’ya. O figür/organın ismine Hekuras ismi vermişlerdi, yani ormanın ruhu.

Sonuç olarak  yaklaşık 980 kişiyi şerrimden koruduğunuz için teşekkür ederim. Belki bu bi blöftü belki değildi, bunu bilemeyeceğiz. Şunu belirteyim ki poker oyununu tam altı yaşındayken oynamaya başlamıştım! 🙂 Şimdi henüz bu konuyu bence bitiremedik (yürüme konusuna geçemiyorum) çünkü benim aklımda hala ciddi sorular var. Dolayısı ile yardımlarınızı, katkınızı beklediğim konu devamını yeni başlıktan sunuyorum. Şimdiden kolay gelsin hepimize

Bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir