Secret esintisi

05 Şubat 2009

– Bu esinti geçen yıllarda Türkiye’ye çarptığında, aşağıdaki parodiyi yazmıştım, günlüklerde gözüme çarptı, paylaşayım de gülün biraz dedim-

Selami- Yani sence secret’daki yöntem yanlış mı?

Bilge- Yooo öyle bişey demedim. Doğru söyleyerek ancak bu kadar saptırma yapılabilir!

Selami- Hiç bişey anlamadım!

Bilge- Secret’taki ana fikir neydi?

Selami- İsteklerimize kolayca kavuşabilmek

Bilge- Doğru. Üstelik anlattığı yöntem de doğru. Eğer insanlar ne istediklerini bilselerdi olayda bir saptırmadan bahsedilemezdi.

Selami- Nasıl yani? Ne istediğimizi biliyoruz tabii ki!

Bilge-İşte orası karışık Selamiciğim. Ne isteyeceğin sana dünyanın olması tarafından azmettirildi! İstediğini sandığın şeyler aslında istediklerin olsaydı, zaten yönteme bile gerek kalmazdı istediklerinin gerçekleşmesi için. İnsan şunu ya da bunu istediği zannına sahip yalnızca. Ve tabii bunlar gerçek olmadığından secrettaki yöntem doğru olmasına rağmen uygulama başarılı olmaz.

Selami- Kız Bilge yine ortalığı karıştırıyorsun ha!

Bilge- Hiç de değil, sen sordun.

Selami- Peki gerçek isteklerimizi kim biliyor? Madem kendimiz bilemiyormuşuz!!!

Bilge- Bak Selami, gerçek isteğimizi farkedebilmek için treni kaçırdık bi kere, yani dünyanın olması bizi bir kere yoğurdu, biz anne ve babalarımızın bayrağını taşıyan yarışçılar olduk. Gerçek isteğini bilen insan, daha doğmadan önce başlayan bir süreçte ve dört yaşına kadar oluşturulabilirdi. Bu fırsat hep kaçıyor. Ha merak etme birgün insanlar buna uyanacaklar.

Selami- E bu durumda, dört yaşını geçmiş insanlarda bi ümit yok yani?!

Bilge- Ümit yani fırsat her zaman vardır. İyi dinle şimdi, tabi eğer sırf dalga geçmek için sormuyosan.

Selami- Aman da aman Bilge hanımı dinleyin dostlar J Hımmm… Asma yüzünü şaka yaptım, vallahi dinliyorum be, aa delinin zoruna bak.

Bilge- İsteklerimize doğrudan ulaşım engellendiği için bu kez tersten gidebiliriz. Yani hoşlanmayarak zorla yaptığın her şeyi derhal bırakacaksın!

Selami- Bu kadarcık mı? Aman ben de bişey söyleyeceksin sandım, dağ fare doğurdu! İnsan zaten hoşlanmadığı bişey yapmaz ki, eğer yapıyorsa hoşlandığı bişeye ulaşmak için hoşlanmadığı bi şeyleri bedel ödemek üzre yapıyordur.

Bilge- Hah işte! Kandırmaca burda, oltanın ucunda sana gösterilen o şey, sana isteğin zannetirilen şeydir, seni avlamak için benliğine dışardan monte edilen bişey, küllen yalan! Bak tekrar söylüyorum; şu an hoşlanmadan yaptığın her şeyi derhal bırakacaksın, avcının elinden kurtulma şansıdır bu!

Selami- Diyelim ki bıraktık, sonra ne olacak? Gerçekten ne istediğimizi mi bulacağız?

Bilge- Hayır, o seni bulacak!

Selami- Hadi yaaa?! O kadar basit mi bu?

Bilge- hem de çok basit. Bak sana mekanizmayı anlatayım; bir şeyi istemeden/hoşlanmadan yaparken, bilincin o şeye doğru bu frekansı yayar ve sanki o şeyi geri doğru iter. Fiziken yapmak istersin ve bilincinle itersin. O şey de şaşkınlığa düşer zaten, çekiş ve itiş kuvveti karşısında zavallının yapacağı bişey kalmaz, bulunduğu yerde çakılıp kalır. O şeylerle ilişkin hep hayır cevabı almak üzere ayarlıdır! Ve lütfen neyi istemediğini düşünerek bulmaya da çalışma!

Selami- Neden?

Bilge- Bu çok komik olur, düşünce sürecin dünyanın olmasının etkisinde, ordan alacağın sonuç, şu andaki durumdur zaten. Lütfen düşünme. Sadece hoşlanmadığın, sana zor gelen işleri bırak, yalnızca bırak. Ve senin sevmediğin, hatta belki nefret ettiğin işleri yapanlara da minnet duy.

Selami- Duyduk diyelim, sonra?

Bilge- Hoşlanmadığın işleri bir bir bırak, gerisine karışma, düşünme, araştırma, beklentiye girme, sadece bunu yap.

Selami- Orasını anladık da sonra ne olacak?

Bilge- “sonra ne olacak” sorusu bile konuyu anlamadığını gösteriyo Selami J Ne istediğini bulmaya çalışma! Sadece istemediklerini terket.

Selami- Peki o zaman Secret neye hizmet ediyor?

Bilge- Açık değil mi? Dünyanın olmasına hizmet ediyor. Üst boyut avlanma sadece doğruları söyleyerek yapılır şekercim. Doğruluk, şu ana kadar bilinen en keskin, en maharetli silahtır. Yani şuna benzer; Secret’ın elinde bir domates tohumu var ve sen bunu balkonunun beton zemini üzerine atıyorsun, sulayıp gübreliyorsun, bi gün domates yemek için! Eğer elindeki gerçek tohum olmasa inandırıcılığı olmazdı! Tohum gerçek, ama zemin müsait değil! Saptırmayı anladın mı?

 Dünyanın OLMAsı için bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=737

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir