Seçim ve Alışkanlık

28 Ocak 2009

Eğer bir an, bilinçli zihinlerimizin içine yavaşça bir ışık tutsak, bir dizi belirsiz düşünce, “olası düşünceler” görürüz. Bilincin bu sınır bölgelerine, bazı şairlerce “zihnin alacakaranlığı” denen bu bölgelere, tam uykuya dalmadan önce, meditasyonun en derin safhalarında ya da sansılandırıcı maddeler etkisi altındayken kolaylıkla girilir, ama bu bölgeler yoğunlaşma ediminin her zaman dışındadır. Gerçeklikleri bulanık, gelecekleri belirsiz, gerçekleşme anını beklerler. Bunlar olmadan ne şiiri düzyazıdan ayıran şiirsel anlam çokluğu ne de fantezi ve hayal gücünün besin kaynağı olurdu.

Benim bu “olası düşünceler” (Ya da Don Juan’a göre bileşim noktası oynadığında geçtiğim ikinci dikkat alanları-Sibel’in notu) dizisindeki hangi düşünceye yoğunlaşacağımı hiçbir şey belirleyemez; çünkü yoğunlaşma işlemini yapan “ben”‘in kendisi belirsiz bir kuantum dalga fonksiyonudur. Fakat yoğunlaşma eyleminin gerçekleşmesiyle bir seçim yapılmış olur. Bu tıpkı kuantum zilli kızının aynı anda her bir sevgilisiyle ayrı bir eve yerleşmesine benzer. Fakat bedenimde duyduğum rahatsızlıkbeni yoğunlaşmaya kışkırtacaktır, yoğunlaşır yoğunlaşmaz da gerilimimden kurtuluş yolunu seçip derhal o seçimin üzerine gideceğim. Bu koşullarda bir seçim “olası düşüncenin” dalga fonksiyonunu çökerten bir yoğunlaşma ediminden başka bişey değildir. Rahatsızlığımı seçimlerimden herhangi biri giderebilirdi. Rahatsız olma durumu yalnızca bir seçim yapılmasını gerektirdi. Seçimin kendisi özgürdü.

Bir seçim yaparken aynı zamanda o seçimi niye yaptığımız için bir neden de yaratırız. Daha sonra mantığımız bu nedeni seçimimizi açıklamak için kullanır!

Seçim, müthiş bir özgürlük anında yapılmıştır ve buna Kierkegaard “kader sıçraması” diyecektir. ( Don Juan ise buna Tinin işareti der- Sibel’in notu) )

Düşük enerjili bir eylem olan alışkanlık beyne çok az enerji pompalar. Çok az dalga fonksiyonunu çökertir. Bu yüzden yaratıcılığın hiç gerekli olmadığı bir eylemdir ve alışkanlıkla davranan yaratıklar çok az ruh yüceliğine sahiptir. Fakat belki de alışkanlıklar yaşamımızın  büyük bir bölümü için gereklidir. Belki her karar ve eylemi özgürlüğümüzü kullanarak yapmaya yeterli fiziksel enerjimiz yoktur ( erke noksanı-DJ-sibelin notu) ve bu sebeple bilincin kuantum doğası bizi alışkanlık edinmeye kışkırtır. Alışkanlık edinme, yaratıcılığımızı daha gerekli yerlerde (ve daha radikal bir sıçrama için olabilir mi-sibelin notu) kullanmak üzere bizi özgürleştirebilir.

Danah Zohar- Kuantum Benlik

kitabından özetleyen S.Atasoy

11 Yorum

  • Sibel 11 Eylül 2011, 10:38

    Bişeyden kokusunu(esans) çıkardığınızda, dokusunun nasıl birdenbire ortadan kaybolduğunu anlamak için ressam şirine dikkatlice göz atmanızı öneririm. 🙂
    http://sibelatasoy.com/?p=4447
    Can kardeşin dediği gibi, istediğiniz şeyi/nesneyizihinde tuttuğunuz takdirde evren ona zaten sahip olduğunu çıkarsıyor olabilir. Biz zihindeki şeylere gerçek demiyoruz ama daha üst bi noktadan hepsi “gerçek”olarak algılanıyor.
    Bu sebeple, arzuladığınız bi şeyi hemen zihninizden kovun, onu aklınızda evirip çevirmeyin, secret saçmalığına girmeyin derim.
    Eğer o şeyi gerçekten arzuladıysanız (gerçek ihtiyaçtan oluşmuşsa-susammak gibi), o bir anlık arzu, evrene acil talep telgrafı gibi ulaşır ve bu talep artık geri çevrilemz, bir zaman mutlaka gerçekleşir.

  • Editör 09 Mart 2009, 23:21

    Kuram ve deneyim birbirlerinin tamamlayıcısıdır, demek ki siz kuramı tamamlamışsınız deneye gelmiş sıranız, fakat onu buralarda, yazıda çizide bulmak zor olur zaten. Ayrıca madem geldiniz, okuyun gidip uygulayın 🙂

  • efra 18 Şubat 2009, 17:12

    Serhat Can kardeşin de dediği gibi,bize DENEYİM lazım..o..şuu…buuuu..lazım değil..
    saygılar

  • Sibel 07 Şubat 2009, 01:03

    İçsel sessizlik uygulamaları ve tensigrity yapıyorum. Ancak ben burada paylaştığım ya da henüz paylaşamadığım bilgileri günlük hayattaki uygulamalarla bağlayarak ilerlerim. Bağlayamadığım bilgiler bende durmazlar, anında unutup gitmişimdir onları. Yani bu anlamda bakıldığında entellektüel biri hiç olamadım.
    Yapmayı düşündüğünüz film kulağa çok çarpıcı ve hatta iddialı geliyor, eminim sizde bunun alt yapısı oluşmaya başlamıştır zaten.

  • serhat can 06 Şubat 2009, 23:43

    Entelektüel olarak hangi noktaya gidilebilirse gidilsin birşeyler hep eksik kalacak ki o birşeylerin içinde aslında herşey barınmakta.Sizden ricam bana teori dışında uygulamaya yönelik olarak ne yaptığınızı açıklamanız.Bir zaman geliyor ki zihin bir kirliliğe uğruyor ve o düzeyde istediklerinizi alıp çıkartmak zaman alıyor. Siz meditasyon yapar mısınız? bu arada bir film çekmeyi düşünüyorum ve bu konuda önerilerinize ihtiyacım var.Kısa bir film belgesel tadında. Sarkaç-zihin-kınama&dileme-karma-sebepsonuç-aydınlanma-10 kat geridönüş-dalga fonksiyonu gibi belli başlıkların içinde yer alacağı bir film 10 dk. civarında.Bir kadın bir sabah tüm farkındalıklara sahip olarak uyanır…

  • Sibel 31 Ocak 2009, 22:04

    Aynen sizin gibi düşündüğüm şu satırlarımdan anlaşılabilir sanırım:
    Anlam, nehri geçerken üzerine bastığınız her bir taş gibidir.

    O yalnızca üstüne basmak içindir, yapışıp kalmak için değil.

    Basın ve sekin!

    Hafif ve kıvrak olun.

    Gözünüzü ona dikmeyin, ayağınız titrer. Akan su içinizi alır. Ve yine düşersiniz.

    Eğer içinizde çıkma isteği olmasaydı fark etmez derdim!

    Özgürlük ona odaklanmamaktır.

    Belki Ulaşılmaz olmak yazısına da göz atmak istersiniz: http://sibelatasoy.com/?p=800

    Ayrıca şunu da belirteyim, kendinizi gayet güzel ifade ediyorsunuz. Teşekkürler.

  • serhat can 31 Ocak 2009, 15:07

    Bir de sizin non-attachment konusundaki fikirlerinizi merak ediyorum. Bu prensip der ki egosal düzeyde arzu edilen bir duruma sahip olmanın yolu fikre ya da nesneye yapışmamaktır.Daha doğrusu kişi zihinde bu yapışma fikrini tuttuğu sürece nesneyi-süreci elde edemez; ancak onu istediğini fakat hayatının idamesi için gerekli olmadığı düşüncesine sahip olmalıdır ve fikirden uzaklaşmalıdır. Üzgünüm kelimelerle aram iyi değildir. Umarım sıkmadan anlatabilmişimdir. Kuantum açıdan fikrinizi öğrenebilir miyim ?

  • Sibel 31 Ocak 2009, 12:43

    “enerji, düşüncesizlikte ortaya çıkan sınırlı! sayıdaki olasılıklardan birini takip eder.” demişsiniz sn Can. Tamamiyle katılıyorum. Bu düşüncesizlik alanına DON Juan, “içsel sessizlik” der.

    Ve sevgili Bulutsu, hiç bi sakınca yok, paylaşılmadan bu bilgiler hiç bi işe yaramıyor zaten.

  • bulutsu 31 Ocak 2009, 11:24

    Sevgili Sibel

    kuantum Yazılarının linklerini bloğumda izinsiz olarak yayımladım. Umarım yanlış yapmamışımdır.

    sevgi ve güzel olasılıklarla kalın.

    http://evrenbilimi.blogcu.com/kuantumun-da-babasi_35014891.html

  • serhat Can 31 Ocak 2009, 02:08

    Merhaba

    Çift yarık deneyinde olduğu gibi insan ruhu evrene yalnızca kendi sınırlı olasılıklarının titreşimlerini gönderir.Bahsettiğiniz alacakaranlık düzeyinde zihin gerçekten ne vardır ne de yoktur fakat artık ruhun varlığından söz edilebilir ki zihnin yaratmış olduğu parçacıksal güç yeterli değildir burada dalgalara ihtiyaç vardır.Geri planda var olabilecek dalgasal olasılıklar ise yine de bir tür deterministik bir sistemi akla getirir ve asıl çözülesi çelişki şudur: Enerji düşünceyi takip etmez,(popüler kitaplarda anlatıldığı gibi) fakat enerji(ya da somut algılanan) düşüncesizlikte ortaya çıkan sınırlı! sayıdaki olasılıklardan birini takip eder. Düşünce-zihin boyutunda ritmin kaçınılmaz sarkacı vardır. Uçuşmakta olanlardan bir derleme yapmaya çalıştım fakat dağılacağını anladığım için bitiriyorum. Hoşçakalın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir