Satranç ve Ölüm

30 Ocak 2009


Satrancı, yaşamdaki mücadelelerimizle, hatta yaşamın kendisiyle benzeştiririz kimi zaman. Satrancın en yaygın strateji oyunlarından birisi olması, ve giderek kalabalıklaşan bir ortamda hızlanan yaşam tempomuzda strateji kullanım ihtiyacımızın artmasının bu benzetişimi çağrıştırmamızdaki etkisi büyüktür.
Satranç, bir tür “savaş stratejisi” oyunu olarak ortaya çıkmıştır. Satranç taşları, buna uygun olarak, satrancın ilk oynanmaya başladığı zamanlardaki Hint ordusundaki yapılanmadan esinlenerek isimlendirilmiş, ve rolleri belirlenmiştir. Taşların isimlendirmeleri, kimi ülkelerde kendi kültürlerine uyarlanarak değiştirilmiştir.
Pek çok bakımdan en uygun benzetişimle, 16’şar kişilik 2 düzenli ordunun kıran kırana savaştığı 64 karelik bir harp alanıdır satranç tahtası. Amaç, savaşı kazanmaktır, amaca ulaşmanın tek yolu ise rakibin “şah”ını esir almak (günümüzde kazanmanın zamana, ve diğer bazı kurallara bağlı farklı yolları da mevcuttur).
Her savaşta olduğu gibi çoğu zaman “ölüm-ler” kaçınılmazdır, kimi zamansa sıradan. Kimi zaman rakibin “taşı alınır”, kimi zaman rakibe daha fazla zarar vermek beklentisiyle “taş feda edilir”. Bir taşın oyun tahtası dışına çıkması, bir savaşçının ya “öldüğü”, ya “yaralandığı, sakatlandığı” ya da “sağlam ya da yaralı olarak esir düştüğü, alındığı” anlamına gelmektedir. Yani, rakibin “taşını almak”, düşmanın bir savaşçısını “öldürmeye”, “yaralamaya, sakatlamaya”, veya “esir almaya” karşılık gelmektedir. “Taş feda etmek”se, kendi savaşçını “öldürtmeye”, “yaralatmaya, sakatlatmaya”, veya “esir düşürtmeye”.
Hal böyle olunca, farkında olsak da olmasak da, çoğu satranç oyununda “kan gövdeyi götürmekte”dir. Bilgisayarda satranç oynayabildiğimiz bazı satranç programlarındaki canlandırmalar da buna uygundur : “bir kılıç darbesiyle savaşçıların kelleleri uçar, bir gürz darbesiyle beyni dağılır, kalbe saplanan bir mızrakla, kılıçla yere serilir, oluk oluk kanlar akar”, veya günümüz savaşlarına uygun bir şekilde “alnının ortasına ya da kalbine gelen bir kurşunla savaşçı yere serilir, ya da üzerine düşen bir bombayla paramparça olur”.
Her savaş, ardında “acı” bırakır. Bu, az ya da çok, kazanan taraf için de, kaybeden taraf için de geçerlidir; özellikle “ölenler” varsa. Ateş düştüğü yeri yakar, örneğindeki gibi, başkalarının ölmesinden etkilenmeyenler, önemsemeyenler, aldırmayanlar olsa da, “ölenler”in acısıyla başbaşa kalacak, acılarını taşımak, buna katlanmak zorunda kalacak birileri mutlaka vardır.
Satrançta hedef, şah hariç elde tek taş kalsa bile, mümkünse rakibin şahını esir almaya çalışmak, ve her duruma kendi şahını esir düşürtmemektir. Yani, rakibin şahını esir almaya yetecek güçteki son bir savaşçı haricindeki tüm savaşçılar “feda edilebilir”dir. Rakibin şahını esir alabilme imkanı kalmadığında, kendi şahını esir düşmekten kurtarabilecek, yenişememe (pat) durumu yaratabilecekse, son savaşçı da feda edilebilir. Satranç taşları, becerilerine, güçlerine göre kıymetlendirilir. “Feda edilebilirlik”leri, kıymetleriyle doğru orantılıdır. Düşük değerli savaşçılar, gerektiğinde yüksek değerli savaşçıları kurtarmak için de “feda edilebilir”dirler. Daha seyrek ortaya çıkan bir durum olmakla birlikte, kimi zaman, rakibe daha fazla zarar verebilmek, üstünlük sağlamak söz konusu olduğunda, tam tersi de olabilir, yüksek değerli savaşçılar, düşük değerli savaşçıları kurtarmak için de “feda edilebilir”dirler.
Feda edilemeyecek, öldürülemeyecek tek kişi “şah”tır. Satrancı yaşamla benzeştirmemize neden olan pek çok neden varmış sahiden. Gerçek yaşamda gün gelir “şahları da vururlar”; olacak o kadar. En imtiyazlı satranç şahsiyeti “şah”ın da bir kukla olması, satranççının hamlelerinin dışına çıkamaması da gerçek yaşamla benzeşiyor mu dersiniz ?!
Genel olarak en kolay feda edilebilecek, harcanabilecek savaşçı “piyon”dur. İlginçtir, terfi edebilme ayrıcalığına sahip olan tek savaşçı da piyondur; en kolay harcanabilir olmayı kabullenebilmesini sağlama, kolaylaştırma amaçlı bir ödül belki de. Ne yazık ki, “şahlık”a terfi etmesine izin verilmediği, “vezirlik”ten öteye terfi edemeyeceği için, “feda edilebilirliği” hiç bir zaman tamamen ortadan kalkmayacak, sadece “feda edilebilirlik” riski azalabilecektir.
Satranç savaşçılarının, seçme, rollerini değiştirebilme, genişletebilme, işlerine gelmeyen, beğenmedikleri hamleleri yapmama şansları yoktur. Bereket, yaşam bu kadar katı değildir. Piyon olmaktan başka şansı gözükmeyenlerin bile, piyonluğunun düzeyini belirleyebilme, hatta sadece kendi kendinin piyonu olabilme şanşı çoğu zaman vardır, bu şansını arttırabilmek ya da azaltabilmek de pek çok zaman kendi elindedir. Vezirliğe terfi edebilmenin büyüsüne kapılıp, şahın yaptırabileceğinden daha fazla piyonluk yapmak, vezirlik yerine rezilliğe de terfi ettirebilir. Amman dikkat !….
Satranca cok fazla benzeştirmeyeceğiniz, ve kendinizi “piyon” gibi hissetmediğiniz bir yaşam dileğiyle….

feylosof@satranc.net

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir