Kaçmayanım

28 Şubat 2012

Hani seni hayran bırakan
gözlerini kamaştıran ben var ya?

İşte onu seni kızdırıp gücendiren
ben yapıyor.

Kontrol ederdim eskiden olsa
ettiğimi sanırdım
hayran olunanı da
Onu yaratanı da
sisten bi denizin içine
gömerdim

Hallettim sanırdım
kuşlar ve insanlar
kahkahayla gülerdi belki
ANlayamazdım

Oysa  şaşkınım şimdi
bu hayretlik işlere
karışmayanım
Belli ki kaçmayanım

sa

4 Yorum

  • duygusal şiirler 26 Kasım 2013, 17:10

    Bende zaman zaman denemeler yapıyorum fakat böyle güçlü cümleler çıkmıyor. Hep böyle acı, melankolik, tuhaf arabesk tarzı sözler çıkıyor. Sanırım daha kendimi çok geliştirmem gerekecek 🙁

  • Sibel 29 Şubat 2012, 12:52

    Kutuplu dünyaya tanrıyı nasıl indirirsin?
    En kolayı dünyadan çıkmak görünmüştür her zaman herkese her devirde, velakin biz dünyayı sevenler için pek de tercih edilesi değil sanki[:)]

  • Sibel 29 Şubat 2012, 08:58

    Merhaba frekans, seni nicedir yazmadığın belki de ifade etmediğin yerden çıkarabilmişse bu küçük avazım ne mutlu bana. Harikulade resmetmişsin olan biteni, kutupsuz tanrıyı yeryüzüne indirmek!Kulağa iddialı geliyor bilirken dünyanın kutuplarını velakin birey bilinci gerçeklikleri eğip bükmeye muktedirse eğer, böyle iddialı hayaller de kurulabilmeli. İnsanın damarlarına şevk geliyor. Teşekkürler kaçmadığın ve katıldığın için. Sevgi-selam benden.

  • arzu yüksel 28 Şubat 2012, 23:36

    sevgili frekans,
    senin kaçmayanı okuyunca hanidir yazmayan, yazmak istedi.
    bir zamandır üzerimizden akıp giden enerjinin,artık “ben” kontrollü olmadığı besbelli. farkındalık denilen şeyle keşfetmedim bu durumu, zira o kendini bulmaya, bilmeye çalışan “benin” işi. kendimi kaybettiğimden bile habersiz bir tenhalaşıverme sürecini müdahalesiz seyre daldığım,ne yazıp, ne okuyabildiğim, gözlerimin bile kime ait olduğunu bilmeden etrafı izlediği bir zamanda hissettim.sankiteknik bir durumdu hissettiğim şey.”ruhsal bir teknoloji”

    istesemde artık farkındalık geliştiremeyeceğim, eski spiritüel yöntemleri uygulayamayacağım bir alana düşüvermiştim pat diye. “oyun bitmişti”
    oyun oscarlık bir filmdi ve bitmişti. filmin içinde tüm hikaye mevcuttu, hatta aydınlanma uğruna ayrı tutulan HER ŞEY MEVCUTTU; TÜM SPRİTÜEL DİDİNİŞLER ZAMANLARINI DOLDURMUŞ VE TÜM ÜSTADLAR ROLLERİYLE BİRLİKTE SİLİNİYORLARDI PİXEL,PİXEL… Algım THE END, FİNİHS, BİTTİ diye adeta avaz, avaz bağırıyordu,algım.boşluk, hiç olma duygusu ve kuyunun dibi gibİ ZİFİRİ BİR AYDINLIK hissiyatına teslim olmuştu. yinede bu paradoksa teslimiyet tam sayılmazdı henüz. zira kuyunun dibine sarkıtılacak bir ipin müjdesiyle her an kendimden geçebilirdim. hemen kendime yeni spiritüel oyunlar bulabilir, akıllar verebilir, akıllar alabilirdim. zira mutluluğum, hafifliğim, rahatlığım hep bir NEDENE bağlı olmaya öyle alışmıştıki.ama kuyunun dibiydi işte. artık buradan çıkmanın tek yolu, çıkmak için debelenmemekti. işte yine paradoks! eski yöntemlerden melekleri çağırmak, dualar etmek, yaratımlarda bulunmak, hep pozitife odaklanmak burada işe yaramıyordu.burada “benin” eli kolu bağlıydı.ilahi bölge bir kuyunun dibi miydi yani? içim her an “eee ne olacak şimdi?” diyen, varlığını yitirme telaşına düşmüş parçalarımın sesiyle, bu oyunun bittiğini kabul etmek istemeyen “benin” sorularıyla didişip duruyordu. daha da ileri gidip geçmişteki enerjilerin etlerimi çekiştirmelerine teslim olmaya rıza gösteren bir benlik zafiyeti gel-gitleri ayukka çıkmıştı. konferanslar, şifalar, dikşalar… ben onlarsız ne yapardım Tanrım? diye inliyordu parçalar gittikçe silikleşirken.

    hala duygular geldiğinde içleri tıka basa dolu olanlar çokça, ama onların içinin gitgide boşalmaya başladıklarını hissedebiliyorum.boş bir kabuk halini alıp, kupkuru yere düşenlerini sevgiyle uğurluyorum. yansız, yönsüz bir sevgiyle… o yüzden sevgi bir duygu olarak çıkmıyor bünyeden.ilahi bir tavrın bilgisizliği gibi daha çok.

    algım geri geri çekilen “benimi” bis yapan bir sanatçı gibi görüp hergün alkışlıyor. ona bir havuç uzatıldığında ısırmak için yaptığı hamleleri şefkatle izliyor.benim elimde olsa bu oyunu biraz daha sürdürürdüm. ama sanırım bu ilahi bir teknoloji zamanlaması olsa gerek. “ben” hiç bir şey yapamıyor artık, hele birde farkındalık bile uçup gitmişken.

    şimdi her an yaratıcılığın gittikçe genişleyen enerjisini bir su yolu gibi bünyeye alıp salmak ve bu enerjiye bir ad koymayıp,tanımlamama özgürlüğü içinda yaşamak,duyguların akışını artık istesekte kontrol edememek, onları olduğu haliyle ilişkilerimize yansımalarını izlemek koşulsuz, kutupsuz tanrıyı yeryüzüne indirmek gibi,
    bir “kaçmayan” gibi

    sevgiyle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir