Sangomalar ve Görme

20 Eylül 2012
  • Afrikanın büyücü doktorları, birer bilim adamı, psikolog, parapsikolog ve sanatçıdırlar. Sangomalar ayrıca duru görücü, kahin ve teşhis koyucudur. Bizce yaratıcı olmak aynı zamanda şifa vermektir. Bir topluluğun yakınında güzel bir şey yaratarak o topluluğun tümünü iyileştirebilirsiniz. (Mutwa)

  • ÖÖ:  ”BİR ŞAMAN OLAN JİM MORRİSON Lisedeyken,Norman O.Brown’un Freud’un tezlerini toplumsal tarihe uyarladığı”Life Agaist Death” (Hayata Karşı Ölüm) adlı kitabından çok etkilenmişti.Brown’a göre ,insanoğlu arzularının bilincinde değildi,hayata düşmandı ve bilinçsiz olarak kenidni tahrip etmeye yöneliyordu.Baskı sadece bireysel nevrozlar değil ,TOPLUMSAL bir patoloji yaratıyordu.Jim’in tezine göre de , kitleler tıpkı bireyler gibi cinsel nevrozlara tutuluyordu;bu sapma,teşhis ve tedavi edilebiilinirdi.Morrison tezini sınamak istiyordu.Kampüste yapılan kalabalık bir toplantıda , yanındakilere şöyle demişti:” Bu kitleyi , gayet bilimsel bir şekilde psikolojik açıdan tahlil edebiliyorum.Sadece dörtümüz ,doğru bir tavır almak kaydıyla ,bu kitleyi TERS YÜZ edebiliriz , onları sağaltabiliriz, onlarla sevişebiliriz.ONLARI İSYAN ETTİREBİLiRİZ’
    Sibel Atasoy Bazı şeyler böyle net ve şüphesiz biçimde bilinebiliyor. GÖRMe denen şey budur gibi geliyor bana.
    ÖÖ: kurallar yasalar tanrılar ve sistemler tüm açımasızlığı ile bilinen yüzeylerde ( ya bilinmeyenler) hangi tür görme dış dünyasal mı yoksa sonsuzluğun arayışındaki görme mi ?
  • Görmek Bir Kum Tanesi’nde bir Dünya,
    Ve bir Cennet bir Yaban Çiçeği’nde,
    Tutmak Sonsuzluğu avucunda,
    Ve Ebediyeti bir saatin içinde.
    WILLIAM BLAKE ….
  • Berrin Yılmaz şüphesiz bilme hali de görmedir öyleyse… Görme, başka nasıl olur acaba diye gerçek bir soru geldi içimden… Yanıt da gelecektir bu noktada şüphesiz… görme göz ile değil diyordu Don Juan Castaneda’ya… Ama enerjileri görenler de var. hımmm… hımmmm…hımmmm… elcevap haydi elcevap 🙂
    ÖÖ: niyet ve arzu ile istemekle doganın içindeki enerji ile bu sağlanır ama inanç yoksa geri döndürmek zordur
    don juan carlos u bir kaç geri döndürür bilirsiniz

    Birşey gönderme durumum var ama biraz uzun buraya göndermem mümkünmüdür.

  • Doğar bazıları acıya.
    Her sabah ve her gece
    Doğar bazıları tatlı hazza,
    Doğar bazıları sonsuz geceye.
    Yönlendiriliriz bir yalana inanmaya
    Göz’ün içinden görmediğimizde,
    Ki bir gece doğmuştur, can vermek için bir gecede,
    Ruh uyurken ışık huzmelerinde.

    Tanrı belirir ve ışıktır Tanrı
    Gecenin içinde barınan o zavallı ruhlara;
    Ama bir insan biçimini sergiler
    Günün diyarlarında yaşayanlara……Wİlliam blake birde bunu okuyunuz.
  • Sibel Atasoy Görme’nin CC deki ifadesini kast etmiştim ben de. Fakat görmenin farklı yolları olduğunu da artık tam olarak kabul etmiş durumdayım. Bu farklı yolların bir ortak noktası var; bi şeye bakarken istediklerinde iki göz ile görebiliyor yani bu görüntü her halikarda var, ancak onun üstüne başka bir görüş-biliş de düşüyor. Hayal kurmaya benzemez bu çünkü yine ortak bir diğer noktaları o ikinci görüş-bilişin şüphesiz oluşudur.
    ÖÖ: bir şey gönderiyorum bu konuda ne düşünüyorsunuz.
    Sibel Atasoy Şüphesizlik nedir öyleyse? Çok net biçimde şudur bana göre, ikinci kişinin onayı gerekmez.
    ÖÖ: hayatın tozpembe olmadığını biliyorum ve kötü şeyleri görmezden gelip mutlu bir insan rolü yapmanın aptallık olduğunu düşünüyorum. nihilizme sığınıyorum, bilinci, karanlık bilinçaltını ve keşfedilmemiş arzuların dış görünüşlerini benimsiyorum. çılgınlıkların tüm sınırları ne kadar genişletebileceğini merak ediyorum. algıların ötesine geçmek istiyorum. aldous huxley?den beyin ve sinir sisteminin, dışarıdan gelen bilgileri eleyerek kişiye kısıtlı algılama hakkı tanıdığı ancak alkol ve lsd?nin bunların çok ötesinde algılama olanakları yarattığını öğrendim. william blake de beş duyunun, mükemmel derecede gelişip açılmasına dek, bedenin ruhun hapishanesi olduğunu söylemiştirartık algılamayı değiştiren bu yolların birçoğu, yalnızca doktor kontrolünde elde edilebiliyor ya da yasadışı yollarla. batı kültürü alkol ve tütüne izin veriyor. duvarın öte yanına açılan tüm kimyasal kapılar uyuşturucu , bu kapıları izinsiz açmaya çalışanlar ise keş olarak damgalanıyor. ama kurallar ve yasaklar, ruhun sonsuz keşif yolculuğunun önüne çıkan cılız engellerden öteye geçemeyecekler. eğer gerçekten nelerin uyuştuğunu görmek istiyorsan dikkatlice ve açık bir algıyla çevrene bak, bir süre sonra her şeyin potansiyel uyuşturucu olduğunu göreceksin ve tek yapmam gerekenin algılarını her zaman özgür bırakmak olduğunu anlayacaksın. ben de yoğunlaşmanın sınırları denedim, her şeyden büsbütün sıyrıldım. kaybolmuş cenneti arıyorum ve diğer dünyayı hiç düşlememiş birinin beni algılamasını beklemiyordum. algı kapılarının karanlık koridorlarında yılanbaşlı şamanlarla, vahşi hayvanlarla karşılaştım. ateşin şiddeti, seksin çığlıkları kulaklarımda yankılanıyordu.kendimi kaybedercesine savurdum, daha karanlığa ve derine…
    hayata değişik bir açıdan bakabildiğime inanıyorum ama içinde yaşamayı becerebildim mi, bilmiyorum… aslına bakarsanız bu pek de umurumda değil. sadece tüm sınırları merak ettim diyelim ve peşinden gittim. bilinen ile bilinmeyen arasındaki kapılara her dokunuşum, ruhumun derinliklerindeki zebanileri özgür bıraktı, kapılardan sızan ışıklar bedenimi hafifletti…yükseliyordum, katman değiştiriyordum….her şey göründüğünün ötesinde başka duvarlara dayanmıştı ve ben o duvarlara dokunabiliyordum.
    görüntünü ardındakine ulaşmanın esrarengizliği ve çekiciliği kaybolmamalı. gizemli, sansasyonel, seksi bir rockstar görünümünün ardındaki ince ve duyarlı şairi gizledim çoğu zaman ama o, bazen şarkı sözlerinde gösterdi kendini. hep şair olarak anılmak istiyorum ve şiirle baş başa kalabilmek için yaratılan bu sahte, imajlardan kurtulmam gerekiyor. belki ölü taklidi yaparak hawaii?ye kaçarım, belki metabolizmam ruhumun arınma sürecine ayak uyduramaz ve iflas eder, belki ?ölüme kendim giderim, belki de bambaşka bir şey … ne fark eder ki…

    bir daha hiçbir zaman böyle bir şey göremeyecekler ve beni hiç unutmayacaklar…
    her şeyin ötesinde, artık sona doğru yaklaştığımı hissediyorum. kusursuz ve arzu dolu bir sona… algıların kapılarını teker teker açarken geçtiğim her eşikte biraz daha sendeliyorum, artık kendimi tutmak gibi bir zorunluluğum yok. alevlerin akışını hissediyorum. titreşimler bedenimi sarıyor, kendimi daha özgür bırakıyorum ve tüm eşikler sonsuz bir hayal gibi ardımda sıralanıyorlar. kıpırdamadan boşluğun içinde kayıyorum, gittikçe hızlanıyor ve yumuşaklaşıyor. sürtünme bedenimi kavrıyor. parmaklarım kıvılcımlar saçıyor, yavaşça ve huzurla enerjiye dönüşüyorum. sonunda ruhumu ve bedenimi tam olarak birbirine karıştırabiliyorum. bir kuyruklu yıldız olmak istiyorum, herkesin durup baktığı, birbirine gösterdiği bir kuyruklu yıldız, sonra….ansızın bir patlama ve ben yokum..
    Sibel Atasoy Bana çok tanıdık geldi (kendi deneyimlerimden). Ben tatmin oldum, umarım bu satırların yazarı da olmuştur.
    ÖÖ: Şüphesizlik nedir öyleyse? Çok net biçimde şudur bana göre, ikinci kişinin onayı gerekmez.BU DURUM ÇOK ÜST BİR BİLİNÇ HALİ
    Sibel Atasoy O kadar da üst değil dostum 🙂
    ÖÖ: ben sadece bilinçsiz birini götürüp getirdim biraz yaralandım kendimi toplamaya çalışıyorum .. Evet satırların yazarıda Jim Morrison iyi klavuzdur kendileri ,
    Bu arda Dante okunmasını da tavsiye ederim.Benden burası için bu kadar
    Sibel Atasoy Bu araştırmalar çok yerinde ve sonunda mutlaka başa gelir (arayışta olana) ancak özellikle erkekler için tehlikesi de büyüktür. Kayboluş filminde (Jeff Bridges) olduğu gibi ve birçok başka çeşit örnekte ynelendiği üzere çılgınlık raddesine varabilir. Sebebi tatmin olamamaktır.
    ÖÖ:nedeni sorumluluktu bırakıp kaçabilirsiniz 🙂 sanırım bayanların fazlası ile farklı bir enerji alanları var kaç kapı açıyorlar bilemiyorum. 🙂
    Sibel Atasoy Bayanların rahim ve doğruma işlevi onlara erkeklerde olmayan bir güven ve tatmin yaratıyor böylece onlar arayışta çok uzak noktalara kaymıyor, fakat en bu konudan habersiz kadın bile bilinmeyene günde bi kaç kez ziyert yapar fakat hızlıca geri dönebileceği kadar uzaklaşır. İşt erkeğe oranla avantajı bu fakat diğer yandan, ifade yolları bilmemeleri ve hatta öğrenmemek için ayak diremeleri (ingilizlerin yabancı lisan öğrenememesi gibi, arzuları yok!) onların leblebi çekirdek gibi yapabildikleri şeyi bu tarafın malı haline getirilmesini engelliyor. 🙁 Ve bu durumda erkekleri çok büyük tehlikeye maruz bırakıyor

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir