Saçmalık ve parçacık/Dalga konumu

24 Ekim 2010

Saçmalık ve parçacık/Dalga konumu

Zaman zaman söyleyip yapmakta olduğumuz şeylerin saçmalamaktan ibaret olduğunu söyleriz. Şimdi neden saçmalamak zorunda olduğumuzu kanıtlamak için biraz daha saçmalayacağım.

Boş boş (düşünmeden) bir şeyler yaptığımız, örneğin müzik dinlerken, temizlik yaparken, yemek yaparken ya da öyle amaçsızca yürürken birden aklımıza bir fikir (A fikri olsun)gelir, onu kafamızda evirip çevirmeye başlarız. Bazen de hemen söyleriz veya yazarız. Bunların çoğu boş bulundum yaptım diyebileceğimiz tepkisel anlık şeylerdir. İşte o fikrin geldiği an, kuantum açısından dalganın çöktüğü ve parçacık konumuna geçtiğimiz andır.

Parçacık konumundayken, 360 derecelik TAMlığın bir noktasındayızdır. Bir başka deyişle dışımızda tam sayı cinsinden 359 nokta daha vardır (eğer bir sınır koymayacaksak halen sonsuz alternatifle çevriliyiz demektir). Şu an kendimi ifade edebilmeyi başarma arzusuyla dolu olduğum için, izin verin sınırın içinde kalıp 359 benden farklı konumun olduğunu varsayayım.

Takdir edersiniz ki benden farklı noktalara çökmüş olan 359 parçacığın her biriyle eşit uzaklıkta değiliz. Örneğin her iki yönden otuzar derece uzağımda olanlarla oldukça yakın bir şey söylemekteyiz. Öte yandan doksan dereceyi geçen konumlarda giderek uzaklaşıyoruz ve 180 dereceye vardığında artık tamamen zıt şeyleri söyleyen iki noktayız. Tamamen zıddı söylemek sizlerin de kolayca görebildiğiniz gibi, aynı “gerçekliği” var etmek anlamına geliyor. Çünkü dualitik bir gerçeklikte her tanım zıddı ile var olabiliyor.

Üstelik dalga fonksiyonumun çöktüğü o an, yalnızca bağımsız bir dairenin bir noktasında da değilim, sonsuz bir spiralin Allah bilir hangi dairesinin bir noktasındayım?

Söz konusu A fikri, eğer onu hafızaya şiddetle kaydedip, üzerinden belli aralıklarla birkaç kez geçmezsem unutulup gidecektir. Çünkü gün içinde birçok dalmalar ve böylece birçok çökmeler yaşamaktayım.

Hal böyleyken, uçsuz bucaksız bir spiralin bilmem kaçıncı (tamamen önemsiz) dairesinde herhangi bir noktada çökmüş olan parçacık yönümü, tüm anlarımı işgal edecek şekilde ciddiye almam mümkün olabilir mi?

Ciddiye alsam tam bir saçmalık olur. Fakat bu, A fikrinin gerçekliğini asla sarsmaz. Dalga hali o noktada çöken herkes A fikrini doğrulayacaktır. Gerçekten de komik.

Parçacık konumunda çok iddialı olmamız da doğal, çünkü söylediğim şekilde gelen o A fikri, içinde şüphe barındırmayan tam bir Allah kelamıdır. Oyun kuramında aslında oyunların herhangi bir yerinden dışarı çıkmanın mümkün olduğunu söylemiştim. İşte bu o noktadır. Ve fakat o noktada fazla kalamayız. Psikologlar bu noktayı ancak oniki saniye sürdürebileceğimizi söylemişler.

Bu durum bizi dalga konumlarına daha fazla dikkat göstermeyi ve entegral ya da holistik yaşam modellerini benimsemeyi adeta zorunlu kılıyor.

Yukarıda yaptığım bu hızlı düşünce akışının süresi uzadıkça başka konumlara geçeceğim besbelli. Bu sebeple hemen şunu da ilave edeyim. İnsanların dalga yönlerini –farkında olsunlar olmasınlar- kullandıklarını biliyoruz ve tabi mecburen çöküşler de yaşayıp şu Allah kelamlarından aldıklarını da biliyoruz. Ve fakat maalesef dünyadaki insanların ezici bir çoğunluğu buna kıymet vermiyor ve ezber yaşayıp nakletmeye devam ediyorlar.

Sibel Atasoy

24.10.10 – beylerbeyi

Ek:     Bu anlık akış-yazısından acaip bi şey öğrendim bugün. Daha önce hiç aklıma gelmeyen bi şey! Bu harika, insan böylesi hiç aklına gelmeyen şeyleri bulunca buldumcuk oluyor. Öğrendiğim şey ise şu: İnsanın anlık çöküş ve parçacık konumunun en uzağındaki noktanın 180 derece ve onun yakınları değil, sağdan ve soldan doksan dereceleri olduğuna aydım! Çünkü 90 dereceden sonraki her derece adım adım her noktada senin parçaçık konumunun varedicileri oluyor. Yani tanrıların oluyorlar bir anlamda, ta ki 180 dereceye kadar. İşte orada tam olarak senin mevcut konumunun var edicisi oluyor.
Bu aymanın verdiği şevkle her iki yönden 90 derecelerimin bana en uzak nokta olduğunu anlıyorum. Dik açının önemi burada belirginleşiyor.:)

Her iki yönden dik açı ise bizi kareye ulaştırıyor. Kare simgesi genişlemenin ilk adımı gibi sanki. Bir doğru parçasından ikişer yana genişleyerek daireleşiyorsun.

13 Yorum

  • Sibel 10 Ağustos 2011, 10:45

    Ras arkadaşımın sorusuna yeterli açıklıkta cevap vermemiş olduğumu fark ettim 🙂
    Evet her iki yönümüz de var ancak, ikisi aynı anda varolamıyor; ya birinde ya diyerindeyiz. Bu konu Arabi’nin şu deyişlerinde en yüksekanlamını bulur:
    http://sibelatasoy.com/?p=2616
    Velakin bu durum günlük her edimimizin içinde de yaşanmaktadır, Yani konuya ulvi bi şekilde değil, fizik açısından bakmayı öneririm.

  • Sibel 17 Şubat 2011, 09:02

    90 derecenin uzaklığı, kendimizde bulduğumuz özelliklerden oldukça bağımsız, “farklı” nitelikler gösteriyor olması ile ilgili olabilir.

  • ebruistan 15 Şubat 2011, 07:13

    üzerinden epey zaman geçmiş ama,
    doksan derecenin neden en uzak olduğunu anlayamıyorum. o noktaya kadar da belli oranda zıddını barındırıyor…

  • Sibel 05 Aralık 2010, 11:51

    Çok doğru Turan. Danah Zohar Kuantum Benlik kitabında şöyle diyor: dalga yönümüzde iken (ortada bişey yok ve öylesine akışta iken) birden konumumuzda bir rahatsızlık duygusu oluşur, bilinç bedende oluşan bu rahatsızlığı gidermek için bir eylem yapma ihtiyacı hisseder ve işte tam o anda bir seçim yapar! Seçim yapıldığında dalga çöker. Parçacık konumuna geçeriz ve seçtiğimiz eylemi ya gerçekleştiririz ya da düşünür-hayal ederiz.

  • Turan 05 Aralık 2010, 11:44

    Bir sey yapabilmemiz icin de secim yapmamiz gerekiyor, galiba. O zaman coklu benliklerden sadece bir tanesini sectigimiz zaman mi dalga cöküyor?

  • Sibel 05 Aralık 2010, 11:19

    Evet ama, herhangi bir edim içine girebilmek, “bi şey” yapabilmek mutlaka parçacık konumuna geçmeyi gerektiriyor. Bu sebeple her iki konum da hayatidir. Biri diğerine yüksek bulunamaz.

  • Turan 05 Aralık 2010, 11:09

    Parcacik olusmamiz belli fikirlere sabitlesmemizden kaynaklaniyor galibe, yani belli kendimizin sadece o fikirlerden olustugunu zannetmemizden…

  • Nilgün 05 Kasım 2010, 14:10

    EVREN ve BEN aynı anda ve tüm anlarda hem dalga hem parçacıkız. BEN “şu anda evrenin bu noktasındayım farkına vardığı an” veya “bir fikre sahip olduğu an” sadece zaten sürekli var olan ve olmaya devam edecek olan dalganın içinde tüm olasılıklardan bir olasılığı fark etmiş olur. Bu durumda fark etmek dalga’dan vazgeçmek değil dalganın bir yönüne odaklanmak demek. Zaten çok derinden algılayabildiğim kadarıyla seçilmesi gereken dalga/parçacık olma konumu değil olasılıklar dalgaları içinde (tüm olasılıkların var olduğu) bir gözlemci olabilmek, yani fark etmek,dalganın varlığını, yönünü, gücünü.. ve bunları bir parça bilinci olarak (ruh ve zihin) BEN fark ettikçe ve kayıtsız gözlemini sürekli olarak sürdürdükçe, “uyutulmamak” için “unutmama” ve “zamanında hatırlama” uyarı mekanizmaları geliştirdikçe bir anda (hatta şu noktada ve şu anda)istediği/düşlediği gerçekte “olma” olasılığını KENDİNE izin verebilir.

  • Sibel 25 Ekim 2010, 15:43

    Fikir geldiği anda, dalga yönümüzden parçacık yönümüze geçiş yaptığımızı göstergesi oluyor. Biz aynı atom altı parçacıkları gibi hem dalga hem de parçacık yönümüzle varız. Eh evet öylesine düşünce pratiği yapmıştım.

  • ras 25 Ekim 2010, 15:40

    “fikir” denilen şey burada parçacık mı oluyor? Ve bu fikir mi bizi dalgadan parçacığa çeviriyor? Bir şeyin başka bir şeye dönüşmesi ile, bir şeyin iki farklı özellik göstererek varolabilmesi farklı şeylerdir. Burada kastedilen hangisiydi? Velhasıl daireye atfedilen yorum çok yaratıcıydı saygılarımla.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir