Rüzgar Gülü’ne Klavuz!

30 Mayıs 2009

Rüzgar Gülü şiiri şöyleydi:

Zahirden gelir kodu zehirden gelir pili

Düşün ki engel iken yelkeni

Hız verdirir, yol aldırır tekneye

Rüzgar deyip geçemem haza büyücü işi

Velakin yelkeni akledene ne demeli

Çekinik genler sekiz döl uyuyanlar

Şeker gibi tuz gibi eriyip karışanlar

Koku gibi ses gibi dağılıp kaynaşanlar

Törpü törpülendim, elendim de elendim

Bilemediysem de dişe gelir bişey

Yüreğimden dinlemeyi öğrendim.

Duygunun adını rüzgar koymuşlar

Bulamazsan onu, yerine zihin takmışlar

Pata pata pıtı pıtı pata pıta gider tekne

Olur rüzgarı olanlara şahane vesile

Bu motorun yakıtı hep gelir mi dersin

Ya bu yakıtın ilk sahibine ne dersin

Tıkılmış kalmış, katmanlı ata duyguları

fosil olmuş, yakıt olmuş çalıştırır motoru

yarıştadır hala girse de toprağa pekala

ümitsiz bu yarış, bırak kendini ver sıranı rüzgara

kendine acımanın adı alçak basınç alanı

kibirlenenlerin tadı yüksek basınç alanı

oldu mu sana rüzgarcık al gülüm ver gülüm

Ha döner de döner rengarenk rüzgar gülüm.

Sa 16.05.09 –Beylerbeyi

Bir arkadaşım bu şiiri okuduğunda çok beğenmiş ayrıca bir de tavsiye de bulunmuştu; “bu şiir için bir de kullanma klavuzu yazmalısın” diye… Çok güldüm tabi. O zaman güzel olmamış anlamına gelir dedim, bildiğim kadarıyla şiir zihne değil yüreğe dokunur, dokunduysa tamamdır boşver gerisini demiştim. O yine de ısrar etti ona kendi anladığım kadarıyla (çünkü ben bu şeylere aracılık ediyorum yalnızca) bir tercüme yaptım.

Zahirden gelir kodu zehirden gelir pili/Düşün ki engel iken yelkeni/Hız verdirir, yol aldırır tekneye/Rüzgar deyip geçemem haza büyücü işi/Velakin yelkeni akledene ne demeli

Zahir kelimesine baktım sözlükten: Yardım eden, destekleyen, arka çıkan. Dış görünüş, coşmuş, taşkın gibi anlamlar var.

Şiirin ilk cümlesi adeta hayatın bir özeti gibi: Kod’un yani hayat denilen matrixin yazılımının dıştan, destekleyen arka çıkan coşan bir yerden geldiğini ancak bunun devamını sağlayan pil-enerjinin ise zehirden geldiğini söylüyor. Nedir zehir? Yine TDK ya göre: “Bir organizmayı öldüren madde”! Bu durumda yaşatan enerjiyi, bizatihi öldüren şey sağlıyor anlamı çıkıyor ilk mısradan 🙂
Sonraki dört satırda bunu açıklamış zaten:
Bir yelkenin teknenin önüne engel olarak konmuşken onu nasıl hareket ettirmeye yaradığını anlatıyor. Rüzgarın bir büyücü işi olduğunu da söylüyor ki bu konuya şiirin sonlarında açıklama getirecek.
Çekinik genler sekiz döl uyuyanlar/Şeker gibi tuz gibi eriyip karışanlar/Koku gibi ses gibi dağılıp kaynaşanlar

Bunları tam anlayabilmiş değilim! Tahminimce bildiğimiz kurallar haricinde çok daha katmanlı bir bileşke halinde olduğumuz anlatılıyor, bu dizelerin genetik hikayemizle de bi ilgisi olabilir.
Sonraki dört satır benim pozisyonumu anlatıyor.
Bana göre buradan sonra şiir hafifçe yön değiştirip belki de meselenin biraz daha önceki bir sahnesine dönmeye karar veriyor. Yani burada bir karar değişmiş! Aslında bana verdiği his tam olarak şöyle; şiir burada bitmiş fakat birdenbire yeni bir itici hamle devreye girmiş sanki.

Duygunun adını rüzgar koymuşlar
Bulamazsan onu, yerine zihin takmışlar
Pata pata pıtı pıtı pata pıta gider tekne
Olur rüzgarı olanlara şahane vesile

Tekne” sanırım dünyaya gelmiş insanoğlu/kızını taşıyan fiziksel yapı, yani beden diyebiliriz bir anlamda. Onun hareket ettiren ise rüzgar yani duygulardır. Fakat duyguların önünde engel yoksa hareket hem çok az hem düzensiz olurdu. Teknenin belirli bir hedefe kararlı ve hızlı seyir etmesini sağlayan “yelken” bence takdiri şayan bir buluştur. Basitçe kişinin hızlı ve kararlı ilerlemesini sağlayan önü kesilmiş duygularıdır! Peki duygu yoksa kişi nasıl ilerleyecek? Bunun da formulü bulunmuş; motor yani zihin devreye giriyor. Motor kendi başına işe yaramayan bi alet(zihin) aslında, onu çalıştırmak için yine enerji gerekiyor. Şiir bu enerjinin fosil yakıtlar olduğunu bunun ise tam olarak atalarımızın nötrleşmemiş (bastırılmış)duygu katmanları olduğunu söylüyor. Aslında o yakıt da bir zamanlar rüzgardı ve genlerimizin içinde sıkışmış olarak bulunuyor, bunun izdüşümü toprağın altındaki petrol ve türevi fosil yakıtlardır. Bu yakıtlar çok azaldı artık bitiyor
Biz rüzgarla baş başa kalıyoruz. Sanırım burada fosil yakıttan gelen güçle işleyen motora fazla güvenmememizi ve fazla mühimsememeyi öneriyor.
kendine acımanın adı alçak basınç alanı
kibirlenenlerin tadı yüksek basınç alanı
oldu mu sana rüzgarcık al gülüm ver gülüm
Ha döner de döner rengarenk rüzgar gülüm
.

Son dörtlükte itici güç rüzgarın/duyguların nasıl oluştuğunu hatırlatıyor: Kendine acıma ve kibir insanın kendini mühimsemesinin iki ve tamamiyle eşit yolu. İnsanlar ya birinde ya diğerindedir dünyada, böylece iki taraf arasında hava hareketi meydana gelir, duygular ürer! Birinden diğerine gidip gelir, fasit daire gibi döner durur; İnsanları taşır.

Hepsi bu kadar, arkadaşıma anlatırken bir başka iddiada daha bulunduğumu hatırladım şimdi:
Dünyadaki;
Sadece kürekli tekne sayısı
Sadece yelkenli tekne sayısı
Hem yelkenli hem motorlu tekne sayısı
sadece motorlu tekne gemi sayısının

bu ifadelerin anlamına uygun düşen insan sayısına eşit olduğunu iddia etmiştim!

Ek: “gitmek istediği yere rüzgar bulamamak” demeliydim. Demek ki, insan rüzgarın estiği yöne değil başka yerlere gidebilmek için motor kullanıyor aynı zamanda, onun yakıtı da ataların depoladığı rüzgarlardan sağlanıyor.

4 Yorum

  • Sibel 22 Haziran 2009, 11:17

    Bu arada yukarıdaki açıklamalara bi ilave geldi aklıma, şöyle ki;
    Yelkenli gemiye motor takılmasının rüzgarı bulamamaktan olduğunu söylemişim oysa orada bir kelime eksik kalmış, “gitmek istediği yere rüzgar bulamamak” demeliydim. Demek ki, insan rüzgarın estiği yöne değil başka yerlere gidebilmek için motor kullanıyor aynı zamanda, onun yakıtı da ataların depoladığı rüzgarlardan sağlanıyor.

  • Akın 07 Haziran 2009, 10:54

    Bak bak, Âşık Seyrani’nin bi kıtasını buldum tesadüf…
    Senin “yelken – rüzgar” şiirine selam veriyo…

    Ateş vapurunu icat edenler
    Yelken açıp yel kadrini ne bilsin
    Süleyman’dır kuş dilini söyleyen
    Her Süleyman dil kadrini ne bilsin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir