Radikal Gazetesi -haber

03 Kasım 2008

Müstakbel katil kim?

Başak ÜMİT

 

 

Bir Kadını Öldürmek, bir erkeğin bir kadın öldürme niyetini açık eden oldukça sarsıcı cümlelerle başlıyor. Kahraman, bu kadının nesi olduğunu söylemekte gönülsüz olmakla birlikte onun neden öldürülmesi gerektiğini ve öldüreceği kadının tarifini net olarak yapıyor. Sonra sahneye öldürülmesi gereken kadın dahil oluyor. Müstakbel katil ile kurbanın ilişkilerine kısaca göz atma fırsatı buluyoruz. Fakat yazarın bu konumda rahat etmemizi planlamadığı bir gerçek. Çünkü bizi güncel ortamdan alıp erkeğin âşık olduğu kadınlara sürüklüyor. Bu, kahramanımızın bir günah çıkarma seansı gibi adeta.

 

Rakam bölümlerinin sonuna yaklaştıkça, girişte karşılaştığımız ve öldürüleceğinden emin olduğumuz kadını gözden yitirmeye başlıyoruz. Neredeyse bu suçun işleneceğine dair ön bilgimiz aklımızdan uçup gidiyor. Bu noktada yazar hafızamızı tazelemeye karar veriyor ve bizi aniden ‘Bölüm Kırmızı’ ile yüzleştiriyor ki burada gerçekten ölü bir kadın var! Bu kadının kim olduğuna dair en ufak bir fikriniz olmadığına şaşırıyorsunuz ve kitap iyice bir polisiye roman havasına bürünüyor. Dedektiflerin çabalarını izlerken onların hayatlarına da göz atıyorsunuz, zanlı izlerinin zamanı ve mekânı aşar biçimde ilişkiler kurduğunu fark ederek şaşırıyorsunuz. Doğaüstü diye tanımlanabilecek bazı olayların ve kişilerin yalnızca fantastik filmlerde değil aramızda, anbean bizimle olduklarını bildiriyor Atasoy.

 

En eski kavga

 

Bir Kadını Öldürmek, özünde kahramanımızın deneyimlerinin samimi olarak dile getirilişini ve bu deneyimlerin sonucunda varılan felsefi sonuçları anlatıyor. Ölü olarak bulunuşuna şahit olduğumuz Füsun Güneşli, yaradılışın tarifini yaptığı bir oyun teorisi kurmuş. Kitabın değişik safhalarında bu teoriyle burun buruna geliyoruz. Ayrıca kitap, bizi GO oyunuyla yaşam arasında bir ilişki kurmaya sevk ediyor, hatta zorluyor. Oyun oynamayı hiç sevmeseniz bile, gidip bir GO takımı almak geliyor içinizden.

 

Beş bilinmeyenli kurmaca

 

Ezelden günümüze ulaşan felsefi, bilimsel ve metafizik mirası borçlu olduğumuz, nice değerli zihinler var; gerçekliğin özüne dair ne söylemişlerse, her bir diğerini tamamlamış… Kitabı okuduğunuzda bu mirasla da tanışmış oluyorsunuz.

 

Sibel Atasoy, bulmacaları ve oyunları seviyor. Önceki kitabı Venüs Bağlantısı‘nı okuyanlar hatırlayacaklardır; orada romanın başlarında verilen beş bilinmeyenli bir mantık kurmacası vardı. Bir Kadını Öldürmek‘te de buna benzer bir taktik var. Kitabın şematik görünümü, yatay durmuş bir 8’i  -yada sonsuz simgesini- andırıyor. İlk kırk dokuz bölüm tek ve çift sayılar olarak tamamen ayrı ilerleyen bir elips çiziyor. Yani isterseniz tek sayılı bölümleri okuyun, anlam kaybına uğramayacaksınız. Ya da tam tersi. Bu iki kol birbirini hiç engellemiyor ama yine de birbirlerini mükemmel tamamlıyorlar. ‘8’in ikinci elipsini renk ve nota bölümleri oluşturuyor. Bunlar da birbirlerini incitmeden yol alıyor. Önemli olanın ‘oyun’ değil, oyundan süzülen ‘farkındalık’ olduğunu sezmişseniz; ‘nota’ bölümlerini bir daha okuyun derim.

 

‘Dişi ve erkek kutuplaşması’ temel fikri üzerine kurulu olan kitap, kadın-erkek ilişkilerine, her birinin kendi iç oluşumundaki bölünmüşlüğe ve cinselliğe bir başka yönden dikkat çekmeye çalışıyor. Bazı bölümlerdeki sarsıcı ifadeler, yazarın deyimiyle ‘yoğunluklu dişi enerji’ kullananları kızdırabilir. Oysa kadına karşı kullanılmış gibi görünen bu sert ifadeler teolojik ve felsefi düzeyde kadının yüzyıllardır yerden yere vurulmasının gerçek sebebini araştırmaya cesaret eden bir girişime öncülük ediyor. Dinlerin ve birçok öğretinin görünen yüzünde ‘kadın’ deyince, etiyle buduyla fiziksel kadını anlamıştık. Acaba gerçekten kastedilen bu muydu? İşte Atasoy bu gizli kapaklı, eksik anlaşılmış alanlara el atıyor.

 

Okuyucuyu kendi cinsiyeti üzerine düşünmeye itiyor.

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir